Modernite Karşısında Ütopyanın
Çelişkili Doğası
Bir Hilde Heynen Okuması

Ütopya, sanat ve mimarlık tarihinde baskın yer edinmiş bir kavram. Sanatçılar, tasarımcılar, mimarlar, tarihçiler, filozoflar; hepsi ütopyacı söylemlere farklı biçimlerde katkıda bulundu. Ütopyacı söylemler, geçmiş düşünürlerin ışığında taze bakış açılarıyla gelişmeye günümüzde de devam ediyor. Mimarlıkta ütopya kavramının kullanımını çekici kılan en önemli özellik, onun güncel uygarlığı eleştirme gücüdür. Modern topluma dair argümanların oluşturulması, toplumun güncel hâlinden daha ileri bir noktaya taşınması ya da kitlelerin içinde bulundukları durumun farkına varması için kullanışlı bir araç ütopya. Çok sayıda mimarlık tarihçisi/kuramcısı, modernite eleştirisi geliştirdi. Hilde Heynen bu söylemlerin tarihini, Mimarlık ve Modernite: Bir Eleştiri [Architecture and Modernity: A Critique (1999)] isimli çalışmasında toplamıştır. Kendi argümanını kimi önemli filozof ve tarihçiler üzerinden kuran Heynen, onların çalışmalarını, yöntemlerini ve fikirlerini analiz ederek, birbirleriyle karşılaştırarak, onlarla kimi zaman hemfikir olup kimi zaman tartışarak mimarlıkta modernite hakkında sürükleyici bir eser oluşturmuştur. Kitapta ağırlıklı olarak yirminci yüzyıl avangard akımlarına odaklanmış ve diğer düşünürlerin avangard kavramları nasıl algıladıklarını incelemiştir. Bu mini dizide —Heynen’in ‘ütopik’ şehir Yeni Babil [New Babylon] ile Theodor W. Adorno’nun fikirlerine odaklandığı kitabın dördüncü bölümünü ele alarak— ütopik düşünceyi inceleyeceğim.

Architecture and Modernity: A Critique, MIT Press, 1999;
Mimarlık ve Modernite: Bir Eleştiri,
Versus, 2011

“Modernite Eleştirisi Olarak Mimarlık” [Architecture as Critique of Modernity] başlıklı dördüncü bölüm1 alt bölümlere ayrılmıştır. Bu alt bölümler; Sitüasyonist Enternasyonal ile Yeni Babil’in gelişim sürecini, Adorno’nun Estetik Teori’si [Aesthetic Theory (1970)] ile Aydınlanmanın Diyalektiği [Dialectics of Enlightenment (1944), Max Horkheimer ile beraber] çalışmalarındaki fikirlerini, mimesis ile olumsuzluk [negativity] kavramlarını ve mimesis’in mimarlıkta dışavurumunu ele alır. Bölümün bir harita ya da eskizi çizilecek olsaydı şöyle olurdu: Merkezde, Heynen’in elinde tuttuğu bir ‘küre’ olarak “Modernite Eleştirisi Olarak Mimarlık.” Genel kavramlar olarak fiziksel çevre ve şehircilik; bu kavramların günümüzdeki durumu, aldıkları tepkiler ve karşıt fikirler. Heynen bu küreyi her açıdan görüyor; oluşturduğu sorunun etrafında, altında ve üstünde durup inceleyebiliyor. Birbirine çok yakın, fakat farklı yerlerde konumlanan Guy Debord, Constant Nieuwenhuys ve Theodor W. Adorno’nun bakış açılarından teorik tartışmalara bakıyor. Aynı zamanda kürenin içine, çekirdeğe göz atarak ütopya, şehircilik, tüketim toplumu ve kapitalist toplum tartışmalarının zeminini oluşturan düşünürleri, Henri Lefebvre, Walter Benjamin, Karl Marx ve Manfredo Tafuri’yi buluyor. Modernite eleştirisinin oluşum hikâyesini kurguluyor, fikirler arası farklılıkları belirtiyor, daha sonra bakışını Adorno’nun kurgusuna yönlendirip, bu kurguyu Daniel Libeskind ve Rem Koolhaas somut örnekleriyle ilişkilendiriyor. Ben bu metinde, söz konusu bu ‘gezinti’nin ilk yarısına, Heynen’in Yeni Babil konseptini detaylı incelemesine, içinde ve civarında var olan ve ondan doğan çelişkilere, bir yandan da Heynen’in bu bölümü nasıl düzenlediğine odaklanacağım.

Heynen bölüme zemini hazırlayarak, Sitüasyonist Enternasyonal’in nasıl oluştuğunu anlatarak başlar. Tartışmanın karşıt uçlarından kişileri tanıtır ve dönemin ideolojik oluşumuna dair kapsamlı bir resim çizer. Max Bill’in kurmak istediği okula dair niyetlerini alıntılar: “… modern tasarımın önemli problemleri üzerine gerçekleştirilecek müşterek çalışmalar modern çağın en acil görevine, artarak mekanikleşen uygarlığımızı insancıllaştırmaya, büyük katkıda bulunacaktır.”2 Max Bill’in işlevsellik ile mantığı hayal gücüne üstün tutan ısrarına karşı Asger Jorn’un muhalefeti gündeme getirilir: “Ulaştığımız pratik sonuç şudur: Her türlü pedagojik eylem çabasından vazgeçerek deneysel etkinliğe yöneliyoruz.”3 Bölümün başında bu alıntıların kullanılması Yeni Babil’in amacının habercisidir; insanlığı mekanizasyondan tamamen ayırarak kapitalist toplumun dayattığı yükümlülüklerden özgür kılmak ve ‘oyun’ için serbest hâle getirmek. Alıntılar Yeni Babil’deki yaşamın deneysel niteliğinin, deneyim ve hayal gücünün önemini vurgular. Bu sanatçıların titizlikle seçilmiş düşünceleriyle Heynen eleştirel düşüncenin nasıl evrildiğini açıklar: Süregelen tartışmaların farkında olarak, onların içinde zıtlıklar oluşturarak ve yaratıcı yöntemlerle modern toplumun bitmek bilmez sorunlarına daha iyi çözümler önererek. Heynen’in Marx’ın teorilerine, ayrıca genel kapitalizm ve tüketim toplumu kültürüne yaptığı atıflar kuşkusuz sitüasyonistlerin politik görüşlerine ilişkindir. Heynen bölümün giriş kısmını bitirirken kendi Yeni Babil eleştirisini birkaç cümle ile doğrudan sunar ve Constant’ın eleştirel düşünce ve yöntemlerini açıklarken kendi argümanını kurmaya başlar.

“Yeni Babil işlevselci mimarlığın en gelişmiş karşıtıdır.”4

“Aynı zamanda bu proje bu türden görüşlerde içkin paradoks ve çelişkilerin bir kanıtıdır. Bu yüzden Yeni Babil’de ütopyanın acıklı karakteri yüzeye çıkar.”5

Hayalperest Bauhaus [Movement for an Imaginist Bauhaus] ve CoBrA gibi daha eski birkaç topluluktan türeyen Sitüasyonist Enternasyonal, 1957 yılında esas olarak işlevselciliğe karşı çıkan ve “eğlence için şekil” [form for fun] düşüncesini vurgulayan avangard bir kolektif olarak kurulmuştur. Bu kolektifte bizi ilgilendiren kilit kişiler, psikocoğrafya kuramını ortaya atan Guy Debord ve daha sonra gruptan ayrılıp Yeni Babil üzerinde çalışacak olan Constant Nieuwenhuys. Grubun üzerinde belirgin bir etkisi olan Henri Lefebvre, grupla olan etkileşimine ve dönemin politik iklimine retrospektif bir bakış sunuyor.6 1956 yılı civarı Stalinizm sona ermiş, Hollanda ve Paris’te anarşist kolektifler oluşmaya başlamıştı. Bunların yanı sıra Lefebvre, kendi “anlar” [moments] teorisi ve onların “durumlar” teorisi arasındaki ilişkiyi anıyor ve özünde aynı şeyin gelişmiş hâlleri olduğunu söylüyor.7

Paris’in psikocoğrafya haritası8

Heynen bölümün devamında, dönemin kentsel şartlarına karşılık olarak ortaya çıkan ve Yeni Babil’in temellerini oluşturacak üniter şehircilik [unitary urbanism] fikrine odaklanır.9 Lefebvre’in dediği gibi, “Üniter şehircilik şehrin farklı kısımlarını birbiriyle iletişime geçirmeye dayanıyordu.”10 Bireysellik dışavurumunun bu önermenin vazgeçilmez bir parçası olması gerektiğini düşünebilirsiniz, ama tam aksi geçerli. Üniter şehircilik ortaklaşa yaratılmıştır: “Bireysel sanatçıların faaliyetleriyle üretilemez, bütün yaratıcı kişiliklerin ortak çabasını gerektirir.”11 Bu noktada Constant, Yeni Babil ve üniter şehircilik fikirlerinin —Debord ve diğer sitüasyonistlerin daha düşkün olduğu kuramsal oluşumları yerine— fiziksel oluşumlarıyla daha çok ilgilenmeye başlamıştır.12 Debord, gerçekleşmesi an meselesi olan bir devrime dair umut doluyken, Constant ona pek katılmıyordu. Heynen’in ikisinin şehirciliği eleştirme yaklaşımlarındaki farklılıklara odaklanması önemli. Constant bu fikrin sadece bir kavram olduğunu itiraf eder, sosyal devrimin geçerli toplumsal düzen içinde anında gerçekleşmeyeceğini düşünür. Debord ise hem kendi hem de sitüasyonistlerin düşüncelerinin, toplumun evrimine ani bir etkisinin olacağı inancındadır; insanlar ve kitleler üniter şehircilik içinde yaşamak için süratle ayaklanacaklardır. Heynen iki düşünürün bu görüş ayrılığına dikkat çekerek, onların modernite eleştirilerindeki yöntem farklılıklarını da göstermektedir: Constant’ın çizimler, haritalar, maketler ve resimler aracılığıyla yaptığı Yeni Babil’in fiziksel temsilleri bir yana, Debord’un eleştirel yazıları ve değişim kuramları diğer yana. Heynen Debord’un tutumunu açıklarken, onun argümanlarını üzerine oluşturduğu zemini ve Lefebvre’ın 1947 tarihli kitabından düşünceleri okura iletir ve bunları 1968 öğrenci ayaklanmalarıyla sonuçlanan devrimsel akımlara bağlar. Bütün bu bahsedilenler kapitalizme tepki olarak vardır.13

Bütün fikir aslında şehircilikte faydacılığa [utilitarianism] bir tepkidir. Tekdüze çevre, mekânların birbirine benzemesi ve yinelenmesi, hayal gücüne yer olmaması, tasarımlar sonucu oluşan ve yetkililer tarafından zorla uygulanan çeşitli kısıtlamalar. Söz konusu önermeler bu tanımlı alanlardan, belirlenmiş yaşam biçimlerinden, her gün aynı hareketleri aynı şekilde yapmaktan kurtulmak için. Kendi kimliğine sahip, kullanıcıların gereksinim ve isteklerine göre değiştirilebilecek, eğlenceye, katılıma ve kullanıcının katkıda bulunmasına izin veren, bir nevi kullanıcılar tarafından yaratılan mekânların oluşumuna izin vermek için. Heynen, Ivan Chtcheglov’un üniter şehircilik üzerine makalesindeki fiziksel görüşleri sıralar: “Konutlar esnek olmalıdır, duvarları değiştirilebilmelidir, yeşillik yaşama katılmalıdır.”14 Sadece gelecekte var olacak bu şehirde ortaya çıkabilecek Homo ludens’e boş bir sayfa vermek ve onu mekânda istediği gibi davranması için serbest bırakmak gibi. Gelecek şehirlerin ana hedeflerinden biri yeni davranışlar bulmak ve denemektir. Üniter şehircilik, insanların ve toplumun kendilerine dayatılmış kapitalist sistemden kurtulmalarını, farklı deneyim ve davranışları denemek için tamamen özgür olmalarını, manipüle edilmiş sorumluluklardan, zaman ve mekân kısıtlamalarından kurtulmalarını, bunun yerine her şeyin olabileceği bir oyun alanında var olmalarını ister. Metnin bu kısmında, okur Heynen’in bahsi geçen kuramların analizinden birkaç adım geri çekildiğini hissedebilmektedir. Yazar odağını dönemin toplumsal ve politik durumuna, sitüasyonistlerin önemli katkılarının bulunduğu akımlara çevirir. Mimarlıktaki bütün bu eleştirilerin aslında —özellikle— kapitalist ülkelerdeki toplumsal duruma yönelik olduğunu öne sürerek, sitüasyonistlerin dünyayı daha yaşanabilir bir yer olarak şekillendirmek isteyen avangard düşüncelerinin köklerini sergilemeye yönelir. Sitüasyonistlerin görüşlerinden bahsettikten sonra Heynen bakışını, Constant Nieuwenhuys’a, onun düşüncelerine, bu düşünceleri nasıl inşa ettiğine ve Yeni Babil’i nasıl geliştirdiğine çevirir.

Constant ve Yeni Babil, bir sonraki metin…

1. Hilde Heynen, Architecture and Modernity: A Critique, s. 148–219, MIT Press, Cambridge, 1999.

2. Ibid., s. 150. Yazarın çevirisi: “...cooperative work on important problems of modern design is a major contribution to the most urgent task of the modern age: the humanizing of our increasingly mechanistic civilization.”

3. Ibid., s. 151. Yazarın çevirisi: “Our practical conclusion is the following: we are abandoning all effort at pedagogical action and moving toward experimental activity.”

4. Ibid., s. 152. Yazarın çevirisi: “New Babylon is the most fully developed counterpart of functionalist architecture.”

5. Ibid., s. 153. Yazarın çevirisi: “At the same time the project testifies to the paradoxes and contradictions inherent in visions of this kind. In New Babylon, therefore, the tragic character of utopia comes to the surface.”

6. Kristin Ross & Henri Lefebvre, “Lefebvre on the Situationists: An Interview”, October, n. 102 v. 79, s. 69–83.

7. Ibid., s. 72.

8. Guy Debord, Psychogeographic Guide of Paris, Permild & Rosengreen, 1957.

9. Hilde Heynen, Architecture and Modernity: A Critique, s. 151, MIT Press, Cambridge, 1999.

10. Kristin Ross & Henri Lefebvre, “Lefebvre on the Situationists: An Interview”, s. 74, October, n. 102 v. 79, s. 69–83. Yazarın çevirisi: “Unitary Urbanism consisted of making different parts of the city communicate with one another.”

11. Hilde Heynen, Architecture and Modernity: A Critique, s. 154, MIT Press, Cambridge, 1999. Yazarın çevirisi: “it cannot be produced by the activity of individual artists, but calls for the combined efforts of all creative personalities.”

12. Ibid., s. 154.

13. Ibid., s. 157.

14. Ibid., s. 153. Yazarın çevirisi: “Houses should be flexible, their walls adjustable, vegetation should enter life.”

avangard, Hilde Heynen, mimarlık, mimarlık tarihi, modern mimarlık, Serra Aşkın, Sitüasyonist Enternasyonal, ütopya