Peksimetin Tükettikçe Çoğalan Hikâyesi

Ekmeğe hiçbir zaman düşkün olmadım; adaya geldiğimden beri sağda solda yediklerimin toplamı da bir somun etmez herhalde. Çünkü burada çocukluğumdan beri bayıldığım peksimet var. Kuru bir şey yemek isteğimde, onu kıtırdatıyorum. Peksimetin tadı bir yana, yerken çıkan takur tukur seslerin bana anımsattıkları, gönüllüsü olduğum şu uzaklığı hafifletiyor. Sabahları kahve eşliğinde peynir, zeytinyağı ve kekikle yediğim peksimet, İstanbul’da ben kahvaltı ederken μία’nın kıtır kıtır kuru mama yiyişini hatırlatıyor. Sonra annemin gönderdiği irili ufaklı kargolar geliyor aklıma. İzmir’den gelen hemen her kargonun içinde bir sürpriz olurdu. Bu sürpriz kimi zaman çok seveceğim renkli bir çift çorap, kimi zaman da özenle yerleştirilmiş bir kutu nohut mayalı peksimetti. Annemin sürprizleri içerisinde en göz yaşartıcı olanıysa, kargoyla yolladığı börekten arta kalan çiğ yufkalarla kutudaki boşlukları dolduruşuydu. Oysa birlikte yaşarken, aşırdığım çiğ yufkalar “mideme dokunur” diye tatlı bir tartışma konusu olurdu her seferinde.

Peksimetin bana anımsattığı bir başka çok sevdiğim de annemin anneannesi. Bizim ailenin peksimet başı oydu bence. Masasının üzerinde iki şey eksik olmazdı. Ajansı dinlediği radyosuyla bir torba peksimet hep masada, kareli kuverta’sı* da hep sırtında olurdu. Hoşgörüsü ve eline geçen her kâğıt parçasını okuma sevdası ise aklımda kalan en belirgin özellikleri. Ne zaman bizde kalmasını istesek, nazikçe “Evime gideyim abacım, okunacaklarım var” cevabını alırdık. Okuma bayrağını Muratiko devraldı. Tabii o başka şeyler okuyor. Radyo sevdası Işık’a, peksimet de bana kalan sevgili Ülfet Hanım’dan. Tüm bunlar aslında iki dünya savaşı arası milli seferberlik, imparatorluğun yıkılışı, cumhuriyetin kuruluşu, harf devrimi ve askeri darbeler gibi sayısız toplumsal olaydan nineme kalan hayatın izleri. Kimbilir, belki de böyle bir tanıklıktan sessiz-harfsiz, hoşgörüsüz ve ‘peksimetsiz’ çıkmak mümkün değildi.

İki kere pişirilmiş bir asker yiyeceği olan peksimetin Girit’te sıkça tüketilmesi ise elbette bir tesadüf değil. Bu yeme alışkanlığı, adanın tarih boyunca defalarca el değiştirmiş ve çokça savaş geçirmiş olmasının sonuçlarından birisi. Yunanistan genelinde adada olduğu kadar yoğun tüketilmese de marketlerde envai çeşit Girit peksimeti bulmak mümkün. Havuçlusundan zeytinlisine, pekmezlisinden susamlısına, arpa ya da buğday unuyla yapılmış yuvarlak, kare ya da dikdörtgen kesitli farklı büyüklükteki peksimetler adada, raki’nin yanında peynir ve zeytinle bir atıştırmalık olarak ya da dakos [ντάκος] gibi tek başına bir öğün olarak karşınıza çıkabilir. Ziyadesiyle leziz, hafif ve aynı zamanda doyurucu olan bu basit yiyecek sıcak yaz günleri için ideal bir öğün. Suyla ıslanan peksimetin üzerine sırasıyla küp küp doğranmış domates, mizithra [μυζήθρα] peyniri, zeytin, kekik, tuz ve zeytinyağı konarak hazırlanan bu pratik yiyeceğin belki de tek kusuru biraz meşakkatli olan tüketimi. Eğer peksimet iyi ıslanmamışsa ya da domates yeterince suyunu salmamışsa dakos sizi biraz uğraştırabilir. Akdeniz’in farklı yerlerinde benzerleriyle karşılaşabileceğiniz bu atıştırmalığın adaya özgü olmazsa olmazı ise keçi sütünden yapılan taze peyniri.

Adanın her yerinde sıkça tüketilen dakos, Resmo’da baykuş anlamına gelen koukouvagia [κουκουβάγια] sözcüğüyle de adlandırılıyor. Girit diyalektinde, halka biçiminde olmayan ve kurutulmak üzere kalınca kesilmiş ekmek dilimi dakos anlamına gelirken, baykuşun nereden çıktığı bir muamma. Nedeni sorulduğunda genellikle verilen cevap, bu atıştırmalığın kuşbakışı görüntüsünün baykuşa benzemesiyle ilgili ki, pek de ikna edici bulmadığımı itiraf etmeliyim. Öte yandan, bu yazıya niyetlendiğimde Yunan yemek tariflerinin olduğu çevrimiçi bir yayında koukouvagia ile ilgili başka bir hikâyeye rastladım. 1950’lerde Resmo’da şehrin dışında her türlü yasadışı eğlencenin olduğu bir taverna varmış. Muhafazakârların şehrin içinde barındırmadığı bu işletmenin sahibi Koukouvagia, canlandırıcı bir atıştırmalık olan dakos’un hızlı ve pratik bir şekilde tüketilmesi için zeytinyağı ile ıslanmış yuvarlak peksimetleri kullanırmış. Zamanla gece kulübünün müdavimleri arasında yayılan “akşam koukouvagia’ya gidelim” deyişiyle bahsi geçen atıştırmalık sadece yeni bir isim edinmekle kalmamış, içerdiği tatlardan çok daha fazlasını akla getirmeye de başlamış.

Yemeğin, tüketilirken yeniden kurmak ve muhteviyatında olmayan tatları da içermek gibi mucizevi tarafları var. Hiçbir şeyi sadece doymak ya da sadece tadını sevdiğimiz için yemiyoruz. Belki de bu yüzden yemek, tüketerek çoğalttığımız ve kimi zaman da tutunduğumuz köşesi hayatın.

{fotoğraflar: Melis Cankara}

* Yunanca “battaniye” anlamına gelen bu sözcük, anneannesi Çerkez göçmeni olan ninemin diline ya Rum ya da mübadil komşularından geçmiş olabilir.

aklı bir karış adada, Girit, Melis Cankara, peksimet, yeme içme