Resmo, Şubat 2019,
fotoğraf: Melis Cankara
Kutsal Nisan, Şişme Yatak ve Kahvaltı

Geçtiğimiz nisan Resmo’ya geldiğimde, Türkiye’den bir arkadaşımla karşılaştım. Tanışıklığımız Resmo vesilesiyle olduğu için, birlikte eski şehir turu yapmak da kaçınılmazdı. Araya küçük raki ve kahve molaları sıkıştırarak yaptığımız gezintinin sonunda o ana kadar hiç düşünmediğim basit bir soru sordu: “Bir gün buraya yerleşecek olsan, hangi evi satın almak isterdin?” Eski şehirde beğendiğim, merak ettiğim ve içerisine girmek için can attığım bir sürü konut var. Yine de hiçbirisiyle ilgili böyle bir hayal kurmamıştım. Kimbilir, belki de hep geçici olarak geldiğim ve ev kiralamak yerine bir oda ya da stüdyo kiralayabildiğim için. Benim gibiler için yanında taşıyamayacağı şeyi satın almanın imkânsızlığı da cabası. Biraz düşündükten sonra ona şöyle bir cevap verdim: “Herhangi bir şey satın alır mıydım bilmiyorum; ama gel, sana eski şehirde en çok sevdiğim ve yaşamak istediğim bölgeyi göstereyim.” Nomarkhía Meydanı’nın az ilerisinde on yapının baktığı küçük bir park var. Eski şehir için mütevazı sayılabilecek bu evler, denizle olan ilişkilerinden ziyade önlerindeki küçük boşlukla anlamlı ve değerli benim için. Özellikle büyük şehirlerde, arsa sınırından geriye çekilerek önlerinde bir bahçe ya da hiç değilse minik bir alan bırakan yapıların cömert ve saygılı olduklarını düşünüyorum. Bu noktada, bir şekilde sevdiğim, beğendiğim, ilgimi çeken yapıların (daha çok da konut gibi özel mülkiyete ait olanların) içlerine girme ve kısa bir süre için bile olsa içlerinde yaşama konusunda şanslı olduğumu da söylemeliyim. Bunu bilen arkadaşım, yeniden adaya geldiğimi öğrenince: “Bu, oraya yerleşmek ve gözüne kestirdiğin evi almak için bir adım olsun…” dileğinde bulundu. Ne var ki, bu iyi dilek bana ulaştığında kendime kalacak uygun bir yer bile bulamamıştım henüz.

Altı yıl önce araştırmam için bu şehre ilk kez geldiğimde, yaşayacak yer bulma konusunda hiç sıkıntı çekmemiştim. Hem kiralar makuldü hem de kalış süresi arttıkça ev ya da pansiyon sahipleri kendiliğinden indirim yapıyordu. Çünkü üniversite öğrencileri dışında, kış için kiracı bulmak pek mümkün değildi. Şimdi kiralar ciddi oranda artmış, uzun kalacağınızı öğrenince indirim yapan emlak sahipleri gitmiş (bir kısmı gerçekten gitmiş) ve dahası aslında kimse uzun kalmanızı istemiyor. En fazla nisan ayına kadar size tahammül edebiliyorlar. Uzun kalışlar için tek olasılık, hâlihazırda yerinden edilmemiş bir kiracının ev arkadaşı olmak. Tüm bu zorluğun nedeni ise malum, şişme yatak ve kahvaltı namıdiğer Airbnb! Bu elbette sadece Resmo’nun sorunu değil, New York’tan Venedik’e, Santorini’den Berlin’e dünya üzerinde farklı özellik ve büyüklükteki pek çok şehir hızla artan Airbnb kullanımıyla değişiyor. Kuşkusuz her şehir, hatta her mahalle farklı şekilde etkileniyor bu değişimden.

Geçtiğimiz yaz Özgürlükçü Sendikalist Birlik [Ελευθεριακή Συνδικαλιστική Ένωση] Resmo’da turizme karşı bir metin ve afiş yayınladı. “Tatilinizi kim ödüyor?” afişi turizm adına kiralanan her evin bedelini yerel kiracılardan birisinin yerinden edilerek ödediğinin altını çiziyor. Yerinden edilmenin iki temel sebebi var; birincisi turizmin artmasıyla kiraların eski şehrin sakinleri tarafından karşılanamayacak kadar yükselmesi, ikincisi de ev sahiplerinin daha fazla gelir elde etme niyetiyle evlerini uzun dönem kiraya vermek istememesi. Afişi destekleyen metinde farklı tecrübelere yer verilmiş: Turistlere kiralanacağı gerekçesiyle, nisan ayında evinden çıkarılan bir öğrenci, kiralayacak ev bulamadığı için istifa eden bir akademisyen, iki kişinin çalıştığı ve yaşamak için makul ücretli bir daire bulamayan dört kişilik bir aile ve daha niceleri. Mesele tabii ki burada bitmiyor, bu daha başlangıç. Konut sorunu dışında kira artışından ve turizmle gelen talebin değişmesinden yerel esnaf da etkileniyor. Dolayısıyla şehrin yapılanması da değişen koşullara ayak uyduracak ve turistik taleplere cevap verecek şekilde dönüşüyor. Bu durumun peşi sıra çalışma koşulları da zorlaşmaya başlıyor. Sağlıksız koşullarda, kimi zaman sigortasız ve düşük ücretle çalışanların deneyimlerine de yer verilen metin: “Kalmak için buradayız! Yaşadığımız şehirde iyi çalışma ve yaşam koşulları ile özgür kamusal alanlar istiyoruz” sözleriyle bitiyor.

Kalacak yer ararken sokaklarda uzun uzun yürüdüm. Sarı üzerine kırmızı ile yazılmış “kiralık” ilanlarından bir tane bile göremedim. Onların yerini “… Suites”, “… Apartments”, “…’s House” ve pek tabii “… Hotel” tabelaları almış. İçlerinden bir tanesine hiç çekinmeden daldım, çünkü önceden bildiğim bir yer. İçerisinde yaşayan üniversite öğrencileri, altı yıl önce araştırmam için incelememe izin vermişti. Şimdi hayli iddialı bir otele dönüştürülmüş. Henüz turist mevsimi olmayışına güvenerek, üç ay için bir oda kiralamamın mümkün olup olmadığını sordum. Resepsiyondaki güler yüzlü kadın, telefon numaramı alıp bana haber vereceğini söyledi. Ertesi gün aradılar, aylık 600 avro verirsem üç ay değil ama iki ay kalabileceğimi bildirdiler. Üçüncü ay malum, kutsal nisan! Yine de yılmadım. Öğlenleri yemek yediğim aile restoranının sahibinin de yazları Airbnb ile kiraladığı bir stüdyosunun olduğunu öğrenince, görmek istedim. Tahminimce 12 metrekarelik alana banyo ve mutfak dahil her şeyi sığdırdıklarını görmek bile yeterince iyi bir tecrübeydi. Ücreti yazmama gerek yok, belli ki herkes elinde avucunda ne varsa, kiralamanın derdinde. Dışarıdan bakıldığında tabelalar dışında bir değişiklik yok gibi şehirde, oysa belli ki yapıların içerisinde fırtınalar kopuyor. Bu durumu eski şehirde önceden sadece bir adet olan mimarlık ofisi sayısının geçen süre içerisinde altıya çıkışıyla da anlamak mümkün.

Airbnb paylaşım ekonomisinin bir parçası olduğunu ve otel sektörünü sekteye uğrattığını ileri sürüyor. Oysa eldeki veri, pek çok şehirde odaların değil yıl boyu kiraya verilen dairelerin çoğunlukta olduğunu gösteriyor. Asıl sekteye uğrayan erişilebilir konutlar ve toplumsal yaşam. Inside Airbnb’nin New York haritasında görülen kırmızı noktalar kiralık dairelere (%50.2), yeşiller ise odalara (%47)
işaret ediyor (25.02.2019).

Araştırmacılar Airbnb’nin şehirler üzerindeki etkisini bir tür soylulaştırma olarak ele alıyor. Sistemin çevrimiçi işleyişi hem katılımı kolaylaştırıyor hem de araştırmacılar için verilerin erişilebilirliğini sağlıyor. Bunu soylulaştırmada alışık olmadığımız türden bir şeffaflık olarak ele alabileceğimiz gibi, farkında olarak ya da olmayarak herkesin dahil olduğu bir sistem olarak da değerlendirebiliriz. Karşı konulmaz bir hızla neredeyse tüm dünyayı etkileyen bu durumun ilginç sonuçları var. Örneğin New York City için yapılan bir araştırmaya göre, gelir düzeyi düşük ve suç oranı yüksek bölgeler, Airbnb’den görece daha yavaş etkileniyor. Kısa süreli kiralama taleplerinin zaten zengin olan bölgelerde daha yoğun olması, süper-soylulaştırma ile sonuçlanıyor.* Bence ilginç bir başka nokta ise, bu soylulaştırma için mülkiyetin el değiştirmek zorunda olmayışı. Elbette ki, mülkiyet el değiştiriyor, ama dahil olmanın neredeyse hiç sermaye gerektirmeyişi değişimi kolaylaştırıyor. Bugüne kadar turizm konusunda adanın diğer şehirlerinin gölgesinde kalan Resmo’nun hızlı çıkışı da biraz bu yüzden. Şehir altyapısının yetersizliği ve ekonomisinin zayıflığı nedeniyle kaçırdığı turizm fırsatını şimdi yakalamış gibi görünüyor. Eski şehrin sakinlerinin ve ekonomisinin önemli bir kaynağı olan konutların bu durumdan nasıl etkileneceğini ise zaman gösterecek.

Airbnb’den şikâyet etmek, kalabalık bir caddede yürürken kalabalığa sövmeye benziyor. Kendi yaşadığımız yerin dönüşümüne karşı çıkarken, başka bir yerin dönüşümüne vesile oluyoruz hareket ettikçe. Yerel bir sakin gibi yaşamayı deneyimlemeye çalışanlar, aslında gittikleri yerde aradıklarını doğal olarak yok ediyorlar. Belki de artık Airbnb’yi neden ve neye tercih ettiğimizi kendimize sormanın zamanıdır. Beğendiğim evlerin içlerini deneyimlemek için Airbnb de bir yol olabilirdi, ama ben şimdilik içimden geçirmekle yetiniyorum. Bu arada arkadaşımın dileği kısmen tuttu, penceremden o parka ve denize bakarak yazıyorum şimdi.

Resmo, Şubat 2019,
fotoğraf: Melis Cankara

* David Wachsmuth ve Alexander Weisler, “Airbnb and the Rent Gap: Gentrification Through the Sharing Economy”, Environment and Planning A: Economy and Space, cilt 50, sayı 6 (2018): 1147–1170.

Airbnb, aklı bir karış adada, Girit, Melis Cankara, mutenalaştırma, paylaşım ekonomisi, Resmo, turizm, Yunanistan