Resmo’daki ilk yürüyüş rotası
Resmo’da Zaman

Durursa anlaşılır saatin kaç olduğu*

Selanik’te çetin geçen bir ayın sonunda Hanya’ya vardığımda hava yirmi bir dereceydi ve aylardan şubattı. İlk işim kabanımı çıkartıp, yüzümü güneşli gökyüzüne çevirip gülümsemek oldu. Fazla vakit kaybetmeden otobüse binip Resmo’ya doğru yola koyuldum. Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuğun sonunda Resmo’ya vardım. Bir taksiye atlayıp eski şehrin (adıyla müsemma) en uzun sokağı olan Makri Steno’nun girişinde indim. Kara bavulumu taşlı sokakta çeke çeke yeni adresime vardım. Eşyalarımı sağa sola fırlatıp gelir gelmez kendisini aramamı söyleyen Elias’a telefon ettim. Akşam için randevulaştık, saat dokuzda kilisenin önünde. Hemen dışarıya çıkıp enstitüye ve kaldığım yerle onun ortasında bulunan kiliseye kaç adım mesafede olduğumu ölçtüm. Yaklaşık yüz yirmi beş adımlık uzaklıkta olduğumu anlayınca kilisenin tam karşısında bulunan ve Makri Steno’yu dik kesen P. Koroneou’ya daldım.

P. Koroneou Sokağı,
kaynak: P.T. Kouniákis ve G.P. Ekkekákis,
Ikónes Apó ti zí sto Palió Réthimno,
s. 111, Réthimno, 1997

Ahşap çıkma ve kafesleriyle belediye meydanına açılan bu sokağın bir zamanlar Müslüman mahallesi olduğu daha ilk bakışta anlaşılıyordu. Yol üzerine iki küçük masa atmış 2Rou’nun önünde durup içeriye baktım. İçerideki dumandan göz gözü görmüyordu. Duvarları fotoğraflarla kaplı bu tavernanın en dip duvarında asılı Karagöz figürleri ise tüm karmaşaya rağmen seçiliyordu. Epey zaman sonra bu mekânın en sevdiğim yerlerden birisi olacağını, sahibi Bergama mübadili Grigoris ile tanışıp, mübadele öncesinde bir Müslüman’a ait olan evini incelemem için bana açacağını nereden bilebilirdim. İşin aslı o gece saat ona kadar, tam olarak ne çalışacağımı da bilmiyordum! Derdini anlatacak kadar Yunancası ve bibliyografya çalışmasıyla tabula rasa’dan hâlliceydim. Öte yandan, bu hazırlığı yoğun bir mimarlık bürosunda tam zamanlı çalışırken yaptığım düşünülürse çok da fena sayılmazdım.

Girit Akdeniz Çalışmaları Enstitüsü Bahçesi, 2016

Saat tam dokuzda Kyria ton Aggelon Kilisesi’nin önünde Elias ile buluştuk. Adanın Venedik hakimiyetinin son yıllarında inşa edilen bu kilise, Osmanlıların şehri fethinden sonra yanına eklenen bir minareyle camiye çevrilmiş. Bugün minarenin yerini çan kulesi almış durumda. Kilisenin hikâyesi bir yana, en önemli özelliklerinden birisi, Resmo eski şehirde Osmanlıların camiye çevirdiği kiliseler arasında, mübadeleden sonra yeniden eski işleviyle kullanılan tek yapı oluşu. Kilisenin önündeki kısa tanışmadan sonra Makri Steno’dan enstitüye doğru yol aldık. Yol aldık dediğime bakmayın, taş çatlasın seksen adım. Enstitü’nün köşesinden St. Kleidi’ye kıvrılıp Venedik döneminde yapılmış en görkemli konutlardan birisini gördük. Osmanlı döneminin varlıklı ailelerinden Klapsarzadelere ait olan bu konut halen metruk durumda. Buluştuğumuz kilisenin hemen yanından, Arampatzoglou’dan içeriye doğru devam ettik. Sokağın köşesindeki konut buradan sonra neyle karşılaşacağımın habercisi gibiydi. Zemin katlarda Venedik izlerinin görüldüğü bitişik nizam yapılara Osmanlı döneminde ahşap çıkma ve kafesler eklenmiş. Gecenin karanlığında dahi seçebildiğim üst üste eklemlenmiş melez bir koridorda yürüyorduk.

Kleidi Sokak’taki Klapsarzade Konutu, 2015
Arampatzoglou Sokağı,
kaynak: Bozineki-Didonis Paraskevi,
Traditional Architecture, Crete,
Melissa Publishing House, ss. 75–76,
Athens, 1985
Resmo eski şehir, 2013

Elias, anlayabileceğim bir hızla eski şehri anlatırken Punch Bowl isimli İrlanda barının önünde aniden durdu. “İçeride ne ararsan var” deyip, “bir gün girip kendin bakmalısın” diye ekledi. Çok değil, hemen birkaç gün sonra gidip tecrübe ettim; bu çıfıt çarşısında üzeri kilim kaplı bir sedirin üzerinde Guinness içerek Resmo’da olmanın tadını çıkardım! Bu pek de kolay aktarılabilir bir tecrübe olmadığı için, eski şehir rotasına kaldığım yerden devam ediyorum. Kh. Trikoupi Sokağı’nın köşesine gelince Gazi Deli Hüseyin Paşa Camisi’ne doğru birkaç adım attık. Bahaettin Rahmi Bediz’in en bilinen kartpostalındaki minare kadrajını yakalamaya çalışıp, Arampatzoglou’na geri döndük. Sokağın sonu Rimondi Çeşmesi’nin bulunduğu küçük bir meydana açılıyor. Venedik hâkimiyetinde yapılan bu çeşmeye Osmanlılar ayaklar üzerinde taşınan bir kubbe eklemiş. Bugün yarı yıkık durumda olsa da, her iki döneme ait izleri görmek mümkün. Rimondi Çeşmesi, Venedik döneminde Loca ve saat kulesine uzanıp limana açılan büyük kent meydanının bir parçasıyken, şehrin el değiştirmesiyle yanına eklenen bir dizi yapı adasıyla küçük bir mahalle meydanına dönüştürülmüş. Çeşmenin arkasından Moskhovitou’ya girip Nakli’nin önünde duruyoruz. Venedik döneminde inşa edilmiş bu konut, üç küçük daireden oluşan bir misafir evi olarak hizmet veriyor. İsmini Arapça kökenli “nakil” kelimesinden alan bu misafir evinin içerisini öyle merak ediyorum ki, bir sonraki uzun ziyaretimde burada kalmaya karar veriyorum. Katsoni’den dönüp bir paralele, K. Paleologou’ya çıkıyoruz. Venedik soylularının toplanma yeri olarak 16. yüzyılın ortalarında inşa edilen Loca, Osmanlı egemenliğinde Hacı İbrahim Ağa tarafından sultanın emri ile camiye çevrilmiş ve Rimondi Çeşmesi’nden başlayarak oluşturulan bu yeni mahallenin camisi olarak kullanılmış. Bu yeni Müslüman mahallesi ve küçülen meydanla işlevini giderek yitiren saat kulesi ise 1945’te yol genişletme çalışmaları sırasında yıkılmış.

Gazi Deli Hüseyin Paşa Camisi’nin Minaresi, fotoğraf: Bahaettin Rahmi Bediz,
SALT Araştırma, Fotoğraf Arşivi
Rimondi Çeşmesi, 2013

Arkeoloji Müzesi’nin hediyelik eşya dükkânı olarak hizmet veren Venedik Locası’nın merdivenlerinde gençler gitar çalıyor. Sanki Akdeniz’e bahar gelmiş. Hemen arkalarında, mübadele öncesinde Ali Vafi Seliyanaki’ye ait olan ve günümüzde Resmo Arkeoloji Ofisi olarak kullanılan yapı duruyor. Eski şehrin en büyük ticaret aksı olan Arkadiou’yu geçip Venedik limanına varıyoruz. Yaz akşamlarında balıkçıların dışarı taşan masaları arasında yürümenin imkânsız olduğu bu limanla ilk karşılaşmamın bir şubat akşamı olması büyük şans. Çalışma konumun belirleneceği konuşmaya başlamadan önce durup sessizce suya bakıyoruz, belki sadece iki saniye.

Venedik Locası, 2013
Venedik limanı, 2013

Yemeğe oturduğumuzda Elias Resmo’nun hangi dönemini çalışmak istediğimi soruyor. “Mübadele olabilir” diyorum; mümkünmüş gibi. Oysa ikimiz de farkındayız kilisenin önünden limana gelene kadar attığımız bin iki yüz adımda kaç yüzyılın içinden geçtiğimizin.

Resmo (2013, 2015, 2015, 2018)

* Turgut Uyar, “Açıklamalar”, Büyük Saat, Can Yayınları, s. 211, İstanbul, 1984.

{Aksi belirtilmedikçe tüm fotoğraflar: Melis Cankara}

Girit, Melis Cankara, mübadele, Resmo, Yunanistan