“Cankurtaran”,
Melis Cankara, 2017
—Hayır, Balık Burcu Değilim!

Tanıdığım en küçük koleksiyoncu Sasha Deniz, 4 yaşında. 2 yaşından beri sevdiği taşları topluyor. Kendisiyle ve koleksiyonuyla geçtiğimiz yaz tanışma fırsatı buldum. Hem birlikte geçirdiğimiz güzel zamana teşekkür etmek, hem de koleksiyonuna küçük bir katkıda bulunmak için geçtiğimiz günlerde ona bir mektup gönderdim. İçinde iki küçük taşla: İlki Bozcaada’dan; içlerinden birini ona göndermeyi düşünerek topladığım bir avuç taştan biri… Diğeri de Girit’e gidişlerimden birinde kimbilir neyi düşünerek yanıma kattığım birkaç küçük taştan biri… Benim taş koleksiyonum yok ama bu vesileyle aklıma düştü, hem bu taşları alırken ne düşündüğüm hem de koleksiyon mevzusu… Genelde çok sevdiğim yerlerden ufak-tefek bir şeylerin bana kalmasını arzu ederim, belli ki taşları o niyetle katmışım yanıma. Peki ya koleksiyon? Bunca yıl biriktirdiklerimin hangisine koleksiyon denebilir ve işte o malum sorusu Manifold’un: “Tasarımcı ne biriktirir?

Her şeyden önce tasarımcının annesi biriktiriyorsa, ona epey bir düşünmek düşer; ne biriktirsem diye. Ya da evet, hiç düşünmeden günün birinde kendini zaten bir şeyler biriktirirken bulur! Bir süredir aidiyet, ev ve yerleşme eksenlerinde dolandıktan sonra, bir yerleşememe harikası olarak, Manifold’un başka bir başlığının altına tayinimi istiyorum sanırım gizliden gizliye…

Bu metne niyetlendiğimde, bunca yıl sağımda solumda birikenleri, peki tamam, bir şekilde biriktirdiklerimi hızlıca bir gözden geçirdim. Belirli bir proje için topladıklarım: klavyeler, 1/100 ölçekli insan figürleri ve kibrit kutuları; çocukluktan gelen bir zaafla biriktirilen defterler, bez çantalar (ki bu koleksiyonlara Manifold’un da katkısı oldu); bir döneme damgasını vuran birkaç saniyelik msn ikonları (hareketli ve konulu GIF’ler); kısa notlar, gelen-gidenlerin kopyası ve gönderilmeyen mektuplardan oluşan bir tür el yazısı koleksiyonu; istem dışı gelişen ve hayat boyu sürecek gibi görünen düğün fotoğrafları koleksiyonu ve son olarak da evime girip çıkan ya da bana azıcık yakınlaşan herkesin dikkatini çeken tuhaf bir balık koleksiyonu… Hatırlamakla başı dertte olan birisi olarak hikâyeye balıkla başlamak istiyorum.

Herhangi bir şeyi biriktirmek niyetle mi başlar, tesadüfle mi? Yukarıdaki girizgâha göre, ikisi de olur sanki. En azından benim için öyle. Peki, balık bir niyet mi, yoksa bir tesadüf müydü? İnanın, hatırlamıyorum! Ama sanki şöyle, heykeltıraş bir arkadaşımın armağanı olan kocaman demirden bir kılçıkla başladı mevzu. Sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi, sen biriktirmesen, arkadaşların zorluyor biriktirmeye. O ne, bu ne, niye vs. diye sorarken bir gün kendini dünyanın en önemli balık toplayıcısı sanıyor insan! Yazık ki koleksiyonun başlatıcısı olan kılçık, taşınmalardan birisi sırasında yok oldu…

Balıkları nasıl topluyorum ve dahası onları nasıl seviyorum sorusunun hâlâ ucu açık; bir yerlerde cevaplanmayı bekliyor. Çok özür dileyerek balıkları yemeği de seviyorum, onlara bakmayı da, onlarla birlikte yüzmeyi de, onlarla ilgili objeleri ve imajları biriktirmeyi de seviyorum. Ben buna kabaca ve kısaca balıkları seviyorum demeyi tercih ediyorum.

Biriktirdiğim balıklar farklı formlarda; bir kısmı objelerden oluşuyor ki bunların önemli bir bölümü turistik eşya niteliğinde küçük heykelcikler, resimler, kitap ayraçları, tişörtler, defterler, takılar, bilumum mutfak eşyası ve ne idiği belirsiz objeler; çok küçük bir kısmı bana ait karalamalar, fotoğraflar, el yapımı objeler; büyük bir kısmı da profesyonel bir elden çıkmış bir projeden arta kalan JPEG’ler! Balık koleksiyonumun en ilginç kısmı da burası aslında. Her şeyden önce bu grup, dijital içeriğiyle koleksiyondan ayrılıyor, boyutu da cabası! 870 adet dijital resimlemeden oluşan bu kısım yaklaşık üç yıl gibi bir sürede oluştu. Dijital koleksiyonlar, ilk bakışta yerleşik ol(a)mayanlar için hayli elverişli bir tür olarak değerlendirilebilir. Hem taşınması kolay, hem de koleksiyoncunun taşınması sırasında zarar görme ihtimali düşük. Nereye koysam, her gün nasıl tozunu alsam gibi dertleri de yok! Gelin görün ki, yok olmaları bir dikkatsizliğe ya da talihsizliğe bakar. Korunma ve saklanma koşullarıysa şu sıralar arşiv dünyasının en kritik sorunlarından birisi.

Bu koleksiyonun önemli bir bölümünün balık sevdiğimi bilenlerin hediyelerinden oluştuğunu göz önüne alırsak, pasif bir toplayıcı olduğumu da söyleyebiliriz. Ne ki, koleksiyona katılan son balık da küçük koleksiyoncu Sasha’nın banyo arkadaşlarından bir tanesi: “Cankurtaran.” Kendisini hatırlamam için verdiği bu armağanla birlikte aştık okyanusu ve evdeki balıkların arasında yerini aldı. Bu anlamda koleksiyonun çok katmanlı ve kendine has bir belleği olduğunu kabul etmek gerekir. Belki ironik bir biçimde hatırlamak için topluyorum balıkları! Ve belki de “insanın yeryüzündeki görevi hatırlamaktır” gerçekten.* Son olarak, “tasarımcı ne biriktirir” sorusunu görüyor ve artırıyorum: “Tasarımcı neden biriktirir?” Bana hep balıklar üzerinden sorulduğu şekliyle cevaplayayım:

—Hayır, balık burcu değilim!

* Henry Miller, Hatırlamayı Hatırlamak, Nisan Yayınları, s. 99, İstanbul, 1999.

arşiv, koleksiyon, Melis Cankara, Tasarımcı ne biriktirir?