Bir Pikniğin
Sanal Provası

Bazıları için ne başlamak kolay, ne de bitirmek. Ama onlar için de adapte olmak zor değil. Hepsinde birden iyi olmak mümkün mü bilmiyorum, ama her birinde iyi olmanın hayatı kolaylaştırdığı bir gerçek. Ben adaptasyonu hızlı olan gruptayım ve genelde rutinleri oyunlaştırmayı seviyorum. Böylece çekilir ve kimi zaman da keyifli hâle gelebiliyor pek çok şey. İçinde bulunduğum durumla ilgili şartlar zorlaşırsa kendimi bir üst seviyeye geçmiş oyun karakteri gibi hissediyorum çoğu zaman. Tıpkı salgınla birlikte koşulları ağırlaşan tedavi sürecimde olduğu gibi.

Öncelikle doktorun “Normal yaşamına devam edeceksin” tembihi havada asılı kaldı. Terapistin “İzole olmayıp, sosyalleşmen çok önemli” vurgusu anlamını kısmen kaybetti. Beni çok mutlu eden şehir içi ve şehirler arası ziyaretler mart ortasında zorunlu olarak son buldu. Beraberinde, planlanan ulusal ve uluslararası tüm ziyaretler de rafa kalktı. Zaten çok sık olmayan sokağa çıkışlarım hatırı sayılır biçimde azaldı. Bir süre sonra da dışarısıyla tek bağım hastane oldu. Evden çıkarken yanıma aldığım her parçayı sorgular oldum; eşlikçilerim her geçen gün azaldı. Bu sırada hastane yönetimi de boş durmadı tabii. Peyderpey alınan önlemlerin en radikali kemoterapi ünitelerindeki refakatçi yasağı oldu.

Tek başına kemoterapi ilk etapta kulağa ürkütücü gelse de, özel bir sıkıntınız yoksa pekâlâ olabilirmiş. Bu süreçte kitap okumaya çalışmaktan vazgeçip, daha çok müzik dinlemeye başladım. Toplamda yaklaşık on iki saat sürecek olan son iki seans için de bir kutlama düşündüm. Keyifle dinlediğim parçalardan oluşan küçük bir liste hazırlayıp bir grup arkadaşımla paylaştım. Onlardan listeye sevdikleri parçaları eklemelerini istedim. Hep birlikte 21 saat 29 dakikalık dev bir liste oluşturduk. Parçaların eğlenceli ya da huzurlu olması dışında özel bir isteğim olmamıştı. Herkes bu durumu kendince yorumlayarak iştirak etti listeye.

“Kemolara Veda”

Tüm parçaları bir oturuşta dinleyemeyeceğim için, kiminin tek kiminin de onlarca parçayla katıldığı listeyi karıştırarak dinlemeye başladım. Bir süre hangi parçayı kimin koyduğunu tahmin etmeye çalışarak eğlendim. Bazılarını anlamak hiç zor değildi. Kimisi birlikte çok dinlediğimiz parçaları koyarken, kimisi kendi hayatındaki izlerden yola çıkmış, kimisi sadece sevdiklerini eklemiş, kimisi bana küçük mesajlar bırakmış, kimisi de dinlerken beni şok edip güldürecek parçalar seçmişti. Kan sonuçlarımı beklerken maskenin altından sessizce kıkırdıyorum ama omuzlarımın inip kalkmasına engel olamıyorum:
“Alıyım mı seni gece?
Düşelim barlara
Ezelim paraları hunharca
İçelim biraları, saçalım liraları
Bi'daha mı gelecez dünyaya?”
Bu, hiç şüphesiz listeye bir anlamda damgasını vuran Ruken’in işi. Bu sırada Anıl, Başak ve Şebnem de listeyi karışık şekilde dinliyor; bir yandan da benimle yazışıyorlar. Doktoru Arif Susam’la karşılıyoruz: “Pardon, bir dakika bakar mısınız?” Gülmeye devam... Çokça mekân ve çokça hikâye var bu listede: İstanbul’dan Boston’a, yılbaşından pazar sabahına, Salacak’ta bir mimarlık ofisinden İzmir’de bir liseye, Çanakkale’den Eskişehir’e, Kuruçeşme’de gün doğumundan Moda’da bir akşam vaktine, Antalya’dan Londra’ya, Monopoly’den king’e, Ankara’dan Girit’e, masalardan parklara, Bursa’dan Dubai’ye, düğünden pikniğe, Kurabiye Sokak’tan Asteras’a, mektuplardan Manifold’a, çocukluğumdan bugüne... Kısacası kimsenin elini korkak alıştırmadığı bu ne ararsan var listenin, son iki seansı keyifle geçirmiş olmamdan daha fazla anlamı var benim için. Şartlar zorlaşmasaydı tedavinin bu faslının bitişini Maçka’da bir piknikle kutlardık diye düşünüyorum. Son yıllarda yaptığımız gibi, farklı gruplardan arkadaşlarımın bir arada olacağı; isteyenin istediği zaman tek başına, partneriyle, arkadaşıyla, çocuğuyla ya da köpeğiyle katılabileceği; herkesin sofraya ne seviyorsa onu koyacağı; ilk kez karşılaşanların birbiriyle tanışıp yeni dostluklar kurarak ayrılacağı upuzun güneşli bir günü paylaşırdık birlikte. Ne yazık ki herkes başka bir yerde olduğu için bunu şimdilik yapamıyoruz.

Sağlıkla ilgili bir problem yaşarken kendi normalinin dışında olmayı kabul etmek o kadar zor değil. Ancak müşterek normalin dışında kalmak, birlikte olamamak ya da birlikte eğlenememek daha çok koyuyor insana. İşte o hâl dayanılması güç, kesif bir sessizlik* gibi. O yüzden, bu her telden çalan listeyi yapabilmiş olmamız çok kıymetli. Bugünler geçince yapacağımız pikniğin sanal bir provası gibi de oldu hem.

İlaçlar bittiğinde “Sefam olsun” diyordu Bülent Ersoy: “Hayatımı yaşıyorum, yaşıyorum, oh oh... Üflemeyin sakın dostlar, uçuyorum, oh oh”!

Haziran 2019, fotoğraf: Masum Yıldız

* “Kemolara Veda” ile bu sessizliği bozan arkadaşlarıma müteşekkirim.

dostluk, koronavirüs, Melis Cankara, müzik