Homojenlik
Neden Bu Kadar
Çekici?

Sirkeci’nin havadan görünümü, 
SALT Araştırma, M. Erem Çalıkoğlu Arşivi

Sıcaklar tam bastırmamıştı, arşivde olağan bir gündü. Çalışırken Utarit İzgi’nin Sirkeci’deki Töbank (Türkiye Öğretmenler Bankası) yapısı aklıma düştü. Ne yazık ki, İzgi’nin özellikle erken dönem nitelikli modernist üretimini görme şansım olmadı. 1984’te inşa edilen Töbank yapısı ise şimdi burnumun dibinde, atlayıp gitsem belki biraz nefsim körelir diye düşündüm. SALT Araştırma Mimarlık ve Tasarım Arşivi’nde yapıya ait iki adet fotoğraf var. Fotoğraflardan yapının nerede olduğunu hemen tespit etmek kolay olmasa da, iz sürmek mümkün. İlk önce Google haritalarından sokak görünüşlerini taradım, yok. Çeşitli metinlerden Sirkeci Garı’na çok yakın olduğunu öğrendim, fotoğraflara tekrar baktım. Tuhaf bir hisle denizin yönünü de çıkardım. Yine de elimde yolun eğimi ve binanın köşede oluşundan başka bir bilgi yok gibiydi. Yanındaki yapının fotoğraflarda görünmeyişi önemli bir eksiklik.

Öte yandan yokuşsuz Sirkeci köşesi de fena bir veri sayılmazdı. Öfleyip pöflerken Ahmet yetişti imdadıma. Aslında ona anlatırken, yapıyı eliyle koymuş gibi bulacağından emindim. Ama bakındı bakındı, o da bulamadı. “Erem Çalıkoğlu Arşivi’nden bir şey çıkmaz mı?” sorusunu ortaya atıp, Töbank’ın da İzgi’nin çoğu yapısı gibi yok olduğunu düşünmeye başladım. Yapının varlığına dair inancımı yitirmiş olmam, el değiştirme hikâyesini öğrenmeme engel olmadı yine de. Töbank 1992’de kapatıldıktan sonra Halk Bankası’na devredilmiş. Buradan sonra aralamalarımı Sirkeci ve Halk Bankası anahtar kelimeleriyle yürüttüm ve yapının bir dönem Halk Bankası’na bağlı Birlik Sigorta olarak kullanıldığını anladım, oradan da açık adresine ulaştım. Ahmet çoktan vazgeçmiştir derken; “Buldum!” diye seslendi. Ahmet’in, fotoğraflardan birinde tersten görünen Hürriyet Gazetesi tabelasından yola çıkarak bulduğu yapıyla, benim bulduğum Birlik Sigorta adresi birbirini tutuyordu. Ne ki, Google’ın haritalarından ulaştığımız görselle İzgi’nin Töbank’ı pek birbirine benzemiyordu. İki görsel arasında yedi benzerlik bulabilsek ikna olacaktık yapının yıkılmadığına. Yolun eğimi, denizin yönü ve yapının köşede oluşu tamamdı; geriye kalanları da biz tamamladık kendimizi zorlaya zorlaya. Kadraja ucundan giren diğer köşedeki yapının payandaları ve kat yüksekliği de tamamdı. Hâl böyle olunca, İzgi yapısından geriye kala kala kat yüksekliği ve beşli cephe sisteminin içine gizlenmiş üçlü düzen kalmış. Evet, ikna olduk tabii ki. Çünkü biliyoruz ki, Fatih Belediyesi bir süredir “cephe sağlıklaştırma” işini canla başla yürütüyor. Yakın zamanda istifa eden Fatih eski Belediye Başkanı Mustafa Demir, projeyi makyajla açıklıyor. İnsanın yaptığının farkında olması güzel şey. “Cephe sağlıklaştırma” dedikleri projenin temelinde, mantolama tabir edilen yalıtım işi var. Fransızca kökenli manto kelimesi, bir tür üst giysi anlamına geliyor. Mantoyu giyip çıkartmak giyenin karakterini değiştirmez. Belli ki projenin yürütücüleri de bunun ayırdında. Yine Fransızca kökenli olan makyaj kelimesi ise boya ve güzellik malzemeleriyle görüntü değiştirme anlamına geliyor. İzgi yapısının başına gelen tam da bu. Cephe düzeni korunmuş mu, korunmuş! Ona eklenen kemerler, süslemeler, Fransız balkonlar ve korkuluklarsa işin cabası.

Utarit İzgi’nin Töbank’ının
otele dönüştürülmüş hâli, 2018,
fotoğraf: Masum Yıldız

İşte buradan sonra sorular gelip yığılıyor: İzgi’nin yapısı hâlâ ayakta diyebilir miyiz? Yıkılmadığına sevinebilir miyiz? Projeyi yürüten belediyenin niyetlendiği gibi yapı yeni cephesiyle daha mı sağlıklıdır; tarihi yarımadaya daha mı çok yakışmıştır? Bir şeyi provoke etmek için değil, bunları gerçekten anlamak için soruyorum. Bu değişim banka olarak inşa edilen, sonra bir dönem sigorta binası olan, bugün de otel olarak kullanılan yapının hikâyesinde ne ifade ediyor? Yenilenen cepheleri eski hâlleriyle birlikte Fatih Belediyesi’nin internet sitesinde incelemek mümkün, ancak aralarında Töbank yok.

Koç Holding Yönetim Binası, Fındıklı, 
SALT Araştırma, Hayati Tabanlıoğlu Arşivi
Hayati Tabanlıoğlu’nun
Koç Holding Yönetim Binası’nın
otele dönüştürülmüş hâli, 2018,
fotoğraf: Melis Cankara

Töbank hiç şüphesiz bir istisna değil, pek çok çağdaşı onunla benzer bir kaderi paylaşıyor. Hemen ilk aklıma gelenler: Hayati Tabanlıoğlu’nun Fındıklı’daki Koç Holding yapısı ile onun az ilerisinde bulunan Lemi Varnalı’nın İş Bankası Genel Müdürlük Kabataş Hizmet Binası. Yakın zamana kadar akraba sayılabilecek bu iki yapının da cephesi değişmiş durumda. İlki otel, diğeri de İş Bankası Fındıklı şubesi olarak kullanılan bu yapıların artık birbirlerine benzediklerini söylemek imkânsız olsa da son on yılda yapılmış herhangi bir yapıya benzedikleri aşikâr.

Lemi Varnalı’nın
İş Bankası Genel Müdürlük
Kabataş Hizmet Binası’nın
dönüştürülmüş hâli, 2018,
fotoğraf: Masum Yıldız

Türkiye’de son elli yılın modernist üretimi ziyadesiyle kırılgan bir yapıya sahip. Görece büyük ve simge olan yapılar yıkılırken, daha mütevazı olanlar da yapılan ek ve müdahalelerle yok ediliyor. Daha da ilginci yeni projelerle AKM gibi yıkılanların cepheleri korunup içi boşaltılırken, ayakta kalmayı başaranların öncelikle cepheleri değiştiriliyor. Kiminin ardında homojenleştirmek ve güzelleştirmek fikri var; kiminin ardında da kullanıma bağlı ihtiyaç değişikliği. Asıl meselenin değişim olmadığının altını çizmek gerek. Tek-tip ya da homojen olanın güzel ve uyumlu olacağı fikri elbette yeni değil. Üstelik bu niyetin ardında sadece ‘güzellik’ kaygısı da yatmıyor. Bu topraklarda homojenlik ideali, nüfus politikasından bina tabelasına geniş bir aralıkta seyrediyor. Bu düşüncenin sağlıksız bir yaklaşım olduğunu söylemek zor değil, ama bu ısrarın nedenini anlamak zor. Her şeyin sürekli melezlendiği bir dünyada homojenlik neden bu kadar çekici, imkânsız olduğu için mi?

homojenlik, Melis Cankara, mimarlık, SALT Araştırma, Utarit İzgi