Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 sergimiz 2019 yılı Kasım ayında Ankara’da açıldığında gerek tanıtım yazı ve söyleşilerinde gerekse ziyaretçilerle ve rehberli gezilerde vurguladığımız, altını çizdiğimiz konular oldu. Bunlardan en önemlisi sergiyi bir Ankara Şehir Müzesi’nin “1923-1933 Salonu”nun, “Yeni Şehrin Kurulması” bölümü için sürekli bir sergileme düzenlemesi olarak tasarlamış olmamızdır. Kaynakları itibarıyla belgesel olan bu bölüm, yalnızca yeni başkentin yeni ortaya çıkan modern mahallesinin encamını ortaya koymaya çalışmıyordu; dönemin söz konusu mahallede oturan ya da bu mahalle ortamlarının ortaya çıkışında bizatihi orada bulunan kişilerin arkalarında bıraktıkları notlara, günlüklere, biyografilere, roman-öykü-gazete haberi benzeri tanıklıklarına ve aile albümlerine de odaklanıyordu. Dolayısıyla bu toplam, arşivler ve kişisel belgelikler başta olmak üzere ulaşılan yeni görsel-metinsel belgelerle genişleyebileceği gibi, aynı nedenlerle, bu malzemeler üzerinden yapılabilecek yeni yorumlarla da değişerek daralabilir ya da esneyebilir görülüyordu. Nitekim öyle oldu. Bu sergi ve eşliğindeki kitapların en önemli katkısı, el yordamıyla bulunmuş olsa bile, tarih içinde açık uçlu bir “araştırma projesinin varlığı ve programı”dır.
Bu “araştırma projesi”nin on yedi yıldır süren bir “sorular biriktirme-koleksiyon oluşturma-yorum yapıp silme-sorularla sorunsala doğru ilerleme” kademelerinden oluştuğunu, sergiyi açtığımız gün fark ettik. Bunları bir şekilde şöyle sıralayabiliriz:
- Yeni kurulan başkentin bu göz önündeki bölgesinin kuruluşu konusuna odaklanan bir çalışma 2019 yılına kadar niçin yok?
- 2004 yılında bulgulanıp paylaşılan 1924-1925 Lörcher Planı belgelerine bağlı olarak “1925 Büyük Kamulaştırması”yla elde edilen Yeni Şehir yerleşim alanı 650 küsur parseldeki yapılaşma nasıl gerçekleşmiş olabilir?
- 2019’a kadar kimi parselde üç, kimi parselde iki kez dönüşümle ortadan kalkan bu ilk yapılaşma ki 2019’da Vekaletler Mahallesi dışında tekil on örnek ayakta durmaktaydı, nasıl bir program ve dinamikle ortaya çıktı; niçin ortadan kalktı, niçin bu serüvene ilgisiziz?
- Lörcher Planı belgeleri ve ona bağlı elektrik-havagazı dağıtım şemaları, kadastro plan ve belgelerindeki işlenmiş bilgi yanı sıra, imar müdürlüğü arşivlerindeki sayıları on beşi geçmeyen konut çizimlerinin sunduğu zayıf belgeleme, bize nasıl bir araştırma başlangıç alanı sunar?
- Bölgeyi ve bölgenin ortaya çıkışının öyküsünün sağlayacağı bilgi yumağını nasıl bir enerjiyle kullanılabilir hâle getirebiliriz?
Bu hayli sınırlı veri tabanı, bizi “araştırma çalışması”nın enerjisini ortaya çıkarıp sağlayacak yeni alanlar kurmaya yönlendirdi: 1920-1940 arasını ilgilendiren kamusal alandaki 6 binden fazla fotografik eseri inceleyerek, Eski Ankara yerleşiminin güneyinde 1925’ten başlayarak kurulan 650 küsur parsel üzerindeki Yeni Şehir yerleşimini, gelişmesini 1933 itibarıyla dondurmak üzere “yeniden kurmak” yeni hedefimizdi. Söz konusu 6 bin küsur, ağırlıklı olarak posta kartından ve fotokart ile farklı boyutlardaki baskı fotoğraftan (koleksiyonculukta bunlar sırasıyla kartpostal ve fotokart olarak anılır1) oluşmaktaydı. Kuşkusuz sürecin başından itibaren, basılı fotoğraf kadar sayısal (dijital) fotoğraf da toplanmıştı elimizde. İki özgün kaynak, küratörler olarak yapma istencimizi güçlendirdi ve destekledi. Bunlardan ilki, erken Cumhuriyet’in değişik dönemlerinde Aydın ve Trabzon milletvekili olarak Milli Meclis’te görev almış ve Ankara’ya yerleşmiş olan Mühendis Mithat (Mitat) Aydın’ın proje ve yazışma arşivinin tasnif için elimizde olmasıydı. Bu çok kapsamlı ama dağınık arşivde, Yeni Şehir bölgesini kadastral planlar ve kartpostallardan çalıştıkça, “tanıdık gelen” plan ve proje kesiti benzeri belgelerin ortaya çıkması umudumuzu artırdı. Belge olarak az sayıda olsalar da bölgede görülen konut çeşitliliğinin alçakgönüllü bir yarışma teslimi ve oluşturulan proje bağış havuzuyla ortaya çıktığı görüldü. Öte yandan esas katkıyı, 2000’li yılların başında bir sahaftan bulunan küçük ama zengin albümün içeriği oluşturdu. Şehremaneti Mektupçusu Tahsin Bey’e…” ithafı taşıyan bu fotokartlardan oluşan albüm, zamanında ve daha sonra çok kullanılan bir açılış albümü (küşat albümü) benzeri bir çalışmaydı. Sergi hazırlığı sırasında ortaya çıkan isimli ve yazılı kartpostallardan da anlaşıldığı üzere Ankara’nın tanınmış fotoğrafçılarından Foto Cemal tarafından hazırlanmış olan albüm, iki adedi yerinden koparılmış olan yüz on fotoğraftan oluşmakta idi. Söz konusu albümdeki fotoğraflar, Ankara Belediyesi tarafından kimi doğrudan, kimi yerel yönetim hizmeti olarak yürütülmekte olan, onun katkılarıyla gerçekleşip ortaya çıkan yeni başkent Ankara’yı 1928-29 civarında (rastlantısal biçimde) belgelemiş olan bir albümdü.2 Dolayısıyla eski “Kale çevresi Ankara’sı”nda ve yeni kurulan şehir bölgesindeki yeni yapılaşmayı, kimi zaman sokak görüntüsü, kimi zaman vesikalık resim olarak yeni “tip bina” olarak saptayan3, ayrıca genelde çağdaş kentleşme doğrultusundaki atılımları kayda geçiren, bazen, yine rastlantısal biçimde, şehrin sınırlarını ayrıntılandıran panoramalardan oluşuyordu. Sayısal (dijital) öncesi bu baskı (analog) fotoğrafların önemli bir özelliği ise, görüntü derinliğinin, net çekim olması koşuluyla adeta sonsuz olmasıydı. Bütün bu bilgileri yan yana getirince, bizler için “delilik” sayılabilecek olan bir “kenti sayısal ortamda yeniden kurma” projesi düşüncesi aklımıza geldi. İtiraf etmeliyiz ki başlangıçta alçakgönüllü olan bu düşünce, sonradan, işin gerçekleşme safhasında ne kadar zorlu bir süreci üstlendiğimizi bize kanıtladı; o yaz bir haftalık tatil arası bile veremedik. Ancak çalışma ilerledikçe, yoğunlaştığımız Yeni Şehir bölgesindeki ilk yapıların ortak plan ve görünüşlere sahip olduğunu fark ettik ve tiplere görünüşleri-konumları-tasnifleri üzerinden yakışıklı isimler vermeye başladık: Tip Uybadin gibi, içinde oturan kaynaklı isimlendirmeler kadar, Tip Zafer ve Tip İsmetpaşa gibi konum itibarıyla verdiğimiz isimlere, Tip Mebusan gibi zaten projesini bulduğumuz isimler, hatta yorulduğumuzda değişik karakterini anımsatmak için Tip Tipitip ismi verdiklerimiz de oldu. Bu farkındalıklar, araştırmayı rahatlattı ve projenin hızla ilerleyen safhalarında, iş ciddiyete dayanınca bizlere güvenerek, dört değerli koleksiyoncu bütün sayısal fotoğraf ve plan arşivlerini bize açtı: Atila Cangır, Gökçe Günel, Uğur Kavas ve Koray Özalp’e, projeye yaptıkları katkı nedeniyle müteşekkiriz. Modellemenin önü açıldı ve koşmaya başladık.
Projeye kaynak ararken, bu çılgınca programı anlaşılır hâle getirmek ve anlatmanın bile zor olduğunu düşünebilirsiniz, ancak bunu dönemin gelişmiş oyun programlarıyla gerçekleştirecek uzman genç arkadaşlarımızla paylaşırken bile yeni iletişim ortamlarına gerek duyuyorduk. Dolayısıyla 6 bin küsur fotografik üründen 1.350 küsurunun bizim dönemimizle, yani 1923-1933 ile ve ilgilendiğimiz Yeni Şehir bölgesi konutları ve resmi yapılarıyla ilgili olduğu ortaya çıktı. Büyük matrisler yaparak sokak sokak, parsel parsel fotoğraflar ilişkilendiren ve ilk örnek “tip”lerin farkına varan Müge Cengizkan oldu; sonuç olarak kimi parseller için 28, kimi parseller için 2 karenin açıklayıcı ve ilintili olduğunu görmek, moral bozmadı, yapılan canlandırmayı daha da ilerletti.
Sergi için ikinci önem verdiğimiz konu ziyaretçiyi “nostaljiye kaptırmamak” oldu. Bilindiği gibi kentler canlı varlıklardır; kuşkusuz her kent değişir, yenilenir, yıkılır yeniden yapılır, içinde yaşayanların kolektif bilinci ve kolektif kararları, kimi zaman da kararsızlıklarıyla geleceğe ulaşır. Farklı kentli kuşakları, farklı hemşehriler kentin eski ve yeni bileşenleriyle bazen çok derin, bazen de çok yüzeysel ilişkiler kurar. Bu nedenle kentle ve kentin imgeleri, kokusu, havası, mevsimsel değişiklikleri, yolları, ufuk çizgileri, hatta suyu, tozu toprağıyla kurdukları ilişki, derinlik ve yoğunluk açısından farklıdır. Kentin değişimi kendi bireysel güç ve rızalarının ötesinde gerçekleşir ve her bir kentli bu değişimin ortakça yaşadıkları boyutlarının olumlu yönleri kadar olumsuz yönlerine de maruz kalır. Bir görüntüyle, bir metinsel pasajla, bir yan yana getirme kararıyla (çok yaygın olanını biliyoruz zaten, “öncesi-sonrası” kalıpları) yaratılacak ya da yol verilecek “nostalji, düşünümü orada durdurur” ve düşünüm sürecinin meyvesini hayıflanma-kızgınlık-endişe- benzeri boş eleştiriye yönlendirebilecek kıvılcımlar saçar. Bu da geçmişle yaşanan “empati”yi eleştirel bir ortama değil, kendi içinde sonsuz döngüsü olan “nostalji duyumsaması”na terk eder. Oysa sanatla yaratılan ortamın çıkarabileceği olumlu, geleceğe bakan, ufku açık ve yapıcı eleştirilere ihtiyacımız vardır.
Sanat dedim evet, Bir Şehir Kurmak: Ankara 1923-1933 sergisi, bir mimarlık ve kent sergilemesidir; her noktasının interaktif olması düşünülmüştür, belli bir ön yatırımla daha da interaktif, hatta eğlenceli olması gündeme gelebilir; ama tüketilebilecek bir sergi değildir önümüzde duran. Bu anlamda sergi hâlâ “yaşayan bir varlık”tır: Hem olduğu hâliyle önerme ve kurma-yeniden oluşturma temrinleri söz konusudur, dolayısıyla defalarca ziyaret edilmesi, onun sunduğu belgeler üzerinden yeni üretimlere, bilimsel üretimlere olduğu kadar sanatsal üretimlere de açık olması anlamına gelir. Hem şu andaki hâline bile eklenebilecek yeni malzemeleri çağırmaktadır, hem de durağan bir müze sergilemesi ortamına anlık olarak kavuşsa bile, bu üretim ve yaratım çağrıları devam edecektir.
Belki burada fotoğraf sanatı adına sergileme araştırmasının ortaya çıkardığı olanaklar açısından bir boyutu daha açabiliriz.
Var Olan Kartpostalların Sınırlarını Aşmak
Kentin ve fiziksel mekânının modellenmesi sonucunda ortaya çıkarılan altlık program, tersten düşünülürse, kimi konuları olanaklı kılıyor. Modelleme sırasında kullanılan cepheden (çok az zaman plandan ve kesitten) plana gitme ve projeye dönüştürme konusu, bize mimari tasarımdaki ünlü mottoyu tersindirmeyi düşündürdü: Yaklaşık “Plan is the generator”, ya da “Mimari tasarımda süreci yöneten plandır”, “Mimari üreten jenerik nesne plandır” çıkışı yerine, bizim izlediğimiz süreç “Elevation is the generator” olmuştu: Yani “Cepheler planı üretir”, “Mimariyi üreten dış görünüştür” gibi tersten giden bir araştırma tutumu söz konusuydu. Elde edilen fBx modeller, kentin modellenmiş altlığındaki yerlerine oturtuluyor, kimisi ayna yansıması, kimisi ters ya da çapraz ayna yansıması şeklinde takla attırılarak süreç tamamlanıyordu. Ancak bir noktada şunu da fark etmemek olanaksızdı: Söz konusu dönemin bütün fotoğrafları, yani 1.350 küsur fotoğraf, yaklaşık aynı noktalardan çekilmiş çerçeveler sunuyordu bize. Bunu fark etmek şaşırtıcı oldu; oysa gerçeklikte nedeni gayet basitti: Analog fotoğraf makineleri, elle tutularak fotoğrafçı özne tarafından bir tepeye, bir evin balkonuna, bir apartmanın çatısına çıkılarak çekilen, fotoğrafı gördüğünüz anda, “çekim kaynaklarını da deşifre eden” örneklerdi. Bu da gayet doğaldı, çünkü zamanın teknolojik olanakları, taşınabilir ya da ayaklı kameranın kendisi, hava çekimlerinin ancak devlet tarafından (o da çoğunlukla askeri amaçlarla) yapılabiliyor olması, çeken fotoğrafçı öznenin gözünün vaadettiği çerçeveler, bu kısıtları tanımlıyordu. Örneğin Ankara Sağlık Yurdu ve Asaf Bey Apartmanı, Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan, üstelik de birbirlerine karşı duran nadir ve biricik üç katlı iki bina olduklarından, her birinden ve hatta birbirlerine yönelik yapılan farklı çerçeve çekimler, doğal olarak çoktur. Ama bütün bu “sınırlı olanaklar”, bir kez farkına vardığımızda, zamanın öznelerinin, semt sakinlerinin, gazetecilerin, fotoğrafçıların, maruz kaldığı sınırları da düşündürttü bize.
Bu durum, şu anda “modellemeyle kazandığımız olanakların sınırsızlığı” düşüncemizi geliştirdiği gibi, 1923-1933 aralığını daha iyi kavramamızı da sağladı. Örneğin Cemil Uybadin’in İçişleri Bakanı konutu olarak kullandığı, daha sonra İtalya Elçiliği’ne kiraya verilen Tip Uybadin’den, sırf kısıtlı diplomatik güvenlik kullanım özellikleri nedeniyle fotoğraf çekilememişti; ama biz modelleme altlığı ile, eski İçişleri Bakanı giriş verandasından ne görüyor, İtalya Büyükelçisi balkonunda kahvesini içerken nereleri “temaşa edebilirdi”, bunu fark edebiliyoruz. Artık yerleşiklik adımı atan bir Cumhuriyet Türkiye’sinin yükselen Bakanlıklar Mahallesi… (Resim 1) Dışişleri gözlemcisi için daha iyi bir kanıt olabilir mi? “O zaman, hemen Bulvar’da bir Kançılarya planlayıp yaptıralım; 1936’da da Atatürk Bulvarı’ndan tahsis edilen alanda Almanya’dan sonra ama ona komşu, Büyükelçilik yapımızı yaptıralım!”, diye düşünmüş olmalılar! Öte yandan cihannüma katına çıkıp kafalarını sağa döndürseler, Robert Oerley’in Hilal-i Ahmer Umum Müdüriyeti (Kızılay Genel Merkezi) yapısını göreceklerdi ki akıllarına bir gün yıkılacağı gelmezdi herhalde. (Resim 2)
Aynı şey, Mühendisler Mimarlar Sokağı’nın (sonranın Adakale ve bugünün Mediha Eldem 1 sokakları) “modern” konutunun üst balkonunda oturan Dr. Celâl Bey’in, hemen karşıdaki Ziraat Bankası Evli Çalışan Lojman Apartmanı’na bakarken, Ankara’nın gelişimi hakkında nasıl ipuçları geliştirebileceğini de anlayabiliyoruz. (Resim 3) Temaşa ettiği yapıların Guilio Mongeri tarafından tasarlandığını biliyordu büyük olasılıkla, kendisi zamanın “modern” konutlarından birini tercih ettiğine göre, mimarlıkla heves olarak ilgileniyor olabilirdi. Eski ve Yeni, ya da “yükselen” Ankara’nın buharları arasında, geleceği hissetmek daha kolaydı.
Ya da yeni açılmış olan ve dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin adını taşıyan (e tabii o zamanlar Mustafa Necati’nin hisse sahibi olduğu evin üzerinde bulunması nedeniyle, ama 1929 sonrasında Gazi Mustafa Kemal Bulvarı) caddenin bir sakini, bahçesinden bakıyor ki bir dizi kuleli ev: O dönemler kulesiz ev yok gibidir; evler, kuleleriyle konuşur: Burada soldaki Afgan Sefareti olacak birazdan, ortadaki Macar Sefareti, ufuktaki Uybadin Evi ise İtalya Sefareti olacak birkaç yıl içinde… En sağdaki ise, “mülkün temeli” Tapu Kadastro Umum Müdüriyeti… (Resim 4) Yeni Şehir bölgesinde bir dizi kuleli ev, İsmet Paşa (bugün Mithat Paşa) caddesinin orada da Falih Rıfkı (Atay) evi de öyle… “Kuleli Ev” modası ya da salgını, belki de Çankaya’ya kadar tırmanırken Mithat (Mitat) Alam, Sarı Köşk, Renda Köşkü, Fevzi Çakmak Köşkü ve en sonunda da Gazi Mustafa Kemal Köşkü’ne kulelerini indirdikten sonra yaşanan enflasyon ortamında, kulelerin yıkılması/uçurulması kararını ya da modasını doğurmuştur, kim bilir?
Ya da Tuna Caddesi’ne bakalım: Burada, çok faal olan Mithat Aydın parseline yakın (şimdi dördüncü versiyon bir “Aydın Apt.” var binanın yerinde), bir resimle de tescillendiği gibi Tip Kuleli’lerden birinde (Şehremaneti Kataloğu Tip 15) Ziya Kocainan oturuyor; bir müteahhit. (Resim 5) Yine bir Ankara sakini Mehmet Ali Bağana’nın kayınpederi olan Kocainan, Mitat Aydın’la tanışmış mıydı, büyük olasılıkla… Bakanlıklar Mahallesi’nde Nafia Vekaleti müteahhiti ve pek çok yapıda eli değdiği anlaşılan Kocainan’ın, Havagazı Fabrikası’na da dokunduğu anlaşılıyor. Tip Kuleli’nin zemine basan yüksek iç mekânı, salonunun üç tarafa bakan köşesi olarak (şahnişin), tepe pencereleri de açılabilen bir sigara içme alanı mıydı (fümuar), bilemiyoruz.
Son olarak, 1933 yılında bir zihinsel drone uçurarak kurulmakta olan Yeni Şehri tepeden de görüyoruz. (Resim 6) Bu kadar zaman kaydırma, atemporal bir noktaya itebilir insanı, ama yine de şehirle ilgili, şehir mekânıyla ilgili genişlikler, derinlikler, onun ırasına ve dönemin insanlarının davranış ve duygulanımlarına ilişkin nirengi noktaları sunmuyor mu bizlere:
Bu sıradan, ama sanat alanında yine kıvılcımlar çaktıran görseller, şimdilik sınırlı sayıdalar ve onlara “Var Olmayan Kartpostallar’ adını koyduk. Zamanında çekilmiş olsalar, Yeni Şehir’in gelişme süreci konusunda zihnimizi açacak olan bu görüntü çerçeveleri, şimdi yeni sanatsal üretimler için, öyküler, romanlar, düşler, fırça darbeleri konusunda niye önümüzü açmasın? “Var Olmayan Kartpostalların Hacmi”nin oldukça büyük, hatta sınırsız olduğunu düşünüyoruz.
Gerçekliği düşündüren ama düşündüren, görüntülerin, hayallerin, imajların, çerçevelerin, eskizlerin yolları açık olsun!
1. Erken dönemlerinde, kartpostal ve fotokartın her iki versiyonu da 6 × 9 cm’lik hazır kartpostal [CartePostale] fotoğraf kâğıdına basılır. Sonraki dönemlerde ise, kartpostal, piyasa için seri üretime ve giderek basım olarak elde edilen fotoğrafı imler. Fotokart ise, yine 6 × 9 cm olarak üretimi yaygın olsa bile, fotoğrafik karanlık oda çıktısı olarak üretilip piyasa sürülen özgün kopyalar için kullanılır. Özel üretim fotokart boyutları ise standart olan 6 × 9 cm ve 18 × 24 cm boyutlarının pozlama öncesi farklı biçimde boyutlara kesilmesinden oluşmaktadır.
2. Sergi sonrasında bulgulandığı üzere, aynı albümün birden fazla kopyasının bulunması da “küşat albümü” öngörülerimizi doğrulamaktadır.
3. Kartpostal altlarındaki numaralar, hiç değilse Ankara Belediyesi’nin bünyesinde, büyük olasılıkla Memurin Kooperatif Şirketi’nin de bilgisi içinde, bir “tip uygulama envanteri” altlığının dolaşımda olduğunu kanıtlamaktadır.
Ali Cengizkan, Ankara, Foto Cemal, kartpostal, kent, mimarlık, Müge Cengizkan, Mühendis Mithat (Mitat) Aydın, sergi, şehir, yapı