HOLLANDA’DA TASARIM
7/24 Obsesif:
Irma Boom

Kitaplar sayesinde arkadaşlık kurdum, kitaplar sayesinde düşmanlar edindim. Kitaplar, kitaplar, kitaplar… 
—Irma Boom

Haritada işaretli yer: Koninginneweg

Akşam, saat sekiz. Volendam Park’ın yakınlarında, sıralı tek tip evlerin ve dükkânların bulunduğu sakin bir mahalledeyim. Thonik’in parlak yeşile boyanmış binası veya KesselsKramer’ın kiliseye yerleşik ofisi gibi ilk seferde göze çarpan bir yer değil burası. Bitişiğindeki amorf yapılı inşaatı saymazsak, sıradan bir Hollanda evi. Bir kapı zili beni durduruyor. Kaçınılmaz olarak kapıdan içeriye bakıyorum. Girişte, merdivenin dibinde duran yüksek topuklu ayakkabı gözüme takılıyor. Pencereden içeriyi gözetliyorum. Işıklar açık, ancak kimse görünmüyor. O ilk bakışın yarattığı merak, ikinci sahnede raflara dizili boş kitapları görmemle şu düşünceye dönüşüyor: Evet bu gerçek!

Sokağın karşısındaki kafede oturanlar, bir ileri bir geri gidip fotoğraf çeken bu tuhaf adamı izliyor. Nerede olduğumu biliyor ve niyetimi anlıyorlarsa sorun yok. Aksi aklıma geldiğinde ise, daha fazla şüphe uyandırmamak için oradan ayrılıyorum.

Koninginneweg, Amsterdam, 2017,
fotoğraf: Umut Altıntaş

Kocaman ağaçlarla ve kuş sesleriyle dolu bu sakin semtte birkaç tur attıktan sonra geldiğim yoldan geri dönerken pencereden içeriye son bir bakış daha atıyorum ve bir anda onunla göz göze geliyoruz. Bu anı fırsat bilip ani bir refleksle zile basıyorum. Yerinden kalkıp kapıya yöneldiği sürede ikimizin de yüzünde garip bir şaşkınlık ve gülümseme asılı. Bu esnada zihnim normalinden yüz kat daha hızlı deviniyor. Kapı açılıyor ve içimden tekrar ediyorum: Evet bu gerçek!

Ben çok hızlı bir İngilizce ile Türkiye’den buraya kadar onunla tanışmak için geldiğimi, biraz daha sakinleştikten sonra meslektaş olduğumuzu, kitaplarına hayran olduğumu ve onunla tanışmak istediğimi dile getiriyorum. Muhteşem bir cümle çıkıyor ağzından: “I am about to leave, but why don’t you come tomorrow?” [Tam ayrılmak üzereydim, neden yarın tekrar gelmiyorsun?] Ertesi gün saat iki için sözleşip ayrılıyorum. Aklımda bu cümlenin yankısı, bambaşka bir ruh hâliyle şehir merkezine atıyorum kendimi…

2003 yılında Grafist’e konuşma yapmaya İstanbul’a geldiğinde, benim grafik tasarım dünyasına adım atmama henüz bir sene vardı. Sonrasında hayatıma tam olarak ne zaman nüfuz etti, işleriyle ilk ne zaman karşılaşıp hayretlere düştüm net hatırlayamıyorum. Ancak sonrasında, beni en çok etkileyen tasarımcılar listesinin hep başında geldi. Kütüphanemin yüzde yirmisi onun tasarladıklarıyla doldu. İzlemediğim konferans videosu, okumadığım söyleşisi kalmadı. Sevdiğin bir grubun sevdiğin bir parçasını çıkarmak gibi, bir takım yapısal oyunlara sahip kitaplarını deşifre etmeye çalıştığım bile oldu. Bu mesleki hayranlığı, sonunda Amsterdam seyahatimde çat kapı ofisine gidip onunla çalıştığı yerde tanışma fırsatı yakalamaya kadar ilerlettim. Onunla ilgili bildiklerim üzerine eklenen bu kısa tanışıklık, Irma Boom hakkında birkaç kelam etmem konusunda beni daha da cesaretlendirdi.

Çoğu tasarımcı, yalnızca gurur duyduğu işlerini paylaşma eğilimindedir ve bu seçkiyle tanınır. Irma Boom meslek hayatında o kadar çok kitap üretmiş ki, arkasında durabileceği yüzden fazla (belki daha fazla) kitap sayılabilir. Ben de bu metne, ancak görüşmemiz esnasında benimle paylaştıklarını ve Rijksmuseum’un konsept kitaplarını sığdırabildim. Amsterdam seyahatimin son gününde Architectura & Natura’da karşılaştığım “genç Irma” örneklerini bir sonraki yazıma saklıyorum.

Boom’un kitapları, öncelikle birer arzu nesnesi. Her biri, göründüğünden fazlasına sahip haşmetli birer nesne. Ancak Boom imzalı kitaplara güzellikten öte, bir aura hâkim. Öncelikle kitap nesnesine tasarlanacak bir yüzey olarak bakmak yerine, onu anlatı kurgulayabileceği mimari bir yapı olarak görmesi bu aura’yı yaratıyor. Bu yüzden kitaplarında içerikle formu birbirinden ayırmak söz konusu değil. Çoğu kitabında tekrar eden bir izlek görmek mümkün. Özellikle belli bir döneme denk gelen peşi sıra işlerinde kapak tasarımında tipografik sistem, kalınlık, fiziki müdahaleler ve malzeme kullanımında gözle görünür benzerlikler var. Ancak esas dikkate değer olan, görünen tarafın daha derinlerindeki hikâye anlatıcılığı ve kitabın nesnesini hikâyeye dahil etmesi. Aynı cümle kalıplarıyla birbirinden çok farklı anlamlara gelen sözler söyleyebilirsiniz. Bu yüzden Boom kitaplarının içeriğiyle tanışıklık kurduğunuz anda bu biçimsel benzerlikler anında birbirlerinden ayrılıp kendilerine özerk bir alan yaratıyorlar.

Bir grafik tasarımcı olarak, Boom’un birçok kitabındaki tipografik yaklaşımını incelik yoksunu bulduğumu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, ki kendisi de tipografiyi, üzerinde yoğun ve detaylı düşünülecek bir malzeme olarak görmediğini söylüyor. Daha doğrusu, kendisini tipografiyle detaylı uğraşan tasarımcılardan biri olarak görmüyor. Sıkça kullandığı iki yazı karakteri var: Neuzeit S IB ve Plantin. Tipografiyi daha açık ve kendi deyimiyle anıtsal bir ifade yaratmak amacıyla kullanmayı tercih ediyor. Tıpkı imajların kitap formuyla kurduğu ilişki gibi, tipografiyi de kitabın görünür malzemesi olarak ele alıyor. Mesela Leipzig Kitap Fuarı tarafından verilen “Dünyanın En Güzel Kitabı” unvanına sahip Sheila Hicks: Weaving as Metaphor kitabında tipografinin başrole soyunduğu bir deney mevcut. Bir tekstil sanatçısı olan Hicks’in işlerini içeren bu kitapta Boom, TEXTile gibi bir kelime oyunuyla Arthur Danto’nun büyük puntolarla başlayıp giderek küçülen ve okuyucuyu farkına varmadan içine alan metnini, bu tek dokunuşla kitabın somut malzemesi hâline dönüştürüyor. Ancak bu örnek Boom’un tipografiyi mutlaka farklı bir şeye dönüştürme zorunluluğundan değil, malzemenin buna izin vermesinden kaynaklandığını gösteriyor.

Sheila Hicks: Weaving as Metaphor, tasarım: Irma Boom,
fotoğraf: U.A.

Aynı zihniyeti farklı kitaplarda renkle, bir başkasında doğrudan kâğıdın işleviyle devreye sokuyor. Örneğin Rijksmuseum Cook Book, Hollanda’nın yemek kültürüne ve temel malzemelerine dayanan, illüstrasyonlarını ise müzenin resim koleksiyonundan sağlayan bir tarif kitabı, Irma’nın —son birkaç işinde kullanmayı tercih ettiği— IBO ONE adında, bizzat kendisinin ürettiği kâğıda basılı. Bu kâğıt 60 gram, arkasını neredeyse %80 oranında gösterecek derecede geçirgen ancak mürekkebi iyi tutan, beyaz renkte, sağlam bir yapıya sahip. Söz konusu kitapta pişirme kâğıdı gibi bir anlama tutunmuş.

Rijksmuseum Cook Book,
tasarım: Irma Boom, Tariq Heijboer, fotoğraf: U.A.

Aynı kâğıtla, Stedelijk Museum’un aynı isimli sergisinin Walther König tarafından yayımlanan Seth Siegelaub: Beyond Conceptual Art kitabında da karşılaşıyoruz. Kitap sekiz renkli Man Roland Direct Drive (şu an için dünyanın en hızlı baskı makinesi) ile basılmış. Kapak, Seth Siegeleub’un 1968 tarihli book-as-exhibition’ı Xerox Book’a öykünüyor.

Seth Siegelaub: Beyond Conceptual Art, tasarım: Irma Boom,
fotoğraf: U.A.

The Best Dutch Book Designs için tasarladığı Book Manifest ve Under Cover isimli kendi sergisinde gösterilen Ellsworth Kelly anısına yaptığı kitapta da IBO ONE kâğıdına rastlıyoruz. Bu kitabın bir diğer ilginç özelliği, beş altı farklı renge sahip tek bir soyut formun, 160 sayfalık kitabın her kopyasında uygulanan birbirinden farklı katlama yöntemleriyle farklı kurguyla sonuçlanması. Stamp Book yine IBO ONE’a çok benzer bir kâğıda basılmış. Kendi ürettiği kâğıdın esin kaynağının buradan geldiğini düşünüyorum. Bu benzerliklere çoğu kitabında rastlayabiliriz ancak onun da ifade ettiği gibi, her kitapta peşinden gittiği tek bir fikir var ve bu fikir hangi grafik elemanla ortaya çıkarsa, kitap o oluyor. Bu da Boom için tek kısıtlama.

Fikri apaçık biçimde görebileceğimiz, benim de Rijksmuseum’da denk geldiğim son işlerinden bir diğeri Alain De Botton ve John Armstrong’un müzede gerçekleştirdikleri Art is Therapy isimli yerleştirme için yaptığı kitap. İngiliz yazar ve filozof ikili, müze ve seçtikleri 150 sanat eseri hakkında yorumlar hazırlıyor ve Boom bu yorumları çeşitli boyutlarda Post-it’lere basıp müze duvarlarına, masa kenarlarına ve eserlerin yanlarına asıyor. Kitap da Post-it bloğu gibi tasarlanmış ve cildi bu yapışkan notlarınki kadar hassas. Kitabın son sayfalarını, okuyucuların kendi notlarını yazması için boş bırakmış.

Art is Therapy,
tasarım: Irma Boom,
fotoğraf: U.A.

Boom’un erken dönem az bilinen kitapları, bugün aşikâr olan oturmuş mesleki tavrı ve spesifik özellikleri taşımıyor. Gördüğüm örnekler daha renkli ve grafik yaklaşımları daha çeşitli. Boom kişiliğinin gelişmekte olduğu heyecanlı işler. Ancak sonrasında bir imzaya dönüşecek olan dokunuşlarına dair izler görmek mümkün. Son dönemlerde yaptıkları ise, arkasındaki aklı apaçık görebileceğiniz, tasarım adına fazlalık ne varsa üzerinden atılmış ve geriye kalan öz yapının ortaya çıktığı işler. Bu kitaplarda salt tasarımdan ziyade peşine düştüğü o ‘tek’ fikri izleyebiliyoruz. Onları özel ve ‘onun’ kılan tam da bu yaklaşım. Otto Treumann ile aralarında geçen şu diyalog, tüm bu kişisel meseleyi açıklığa kavuşturan bir manifesto niteliğinde: “[Treumann] dedi ki: ‘Irma, bu senin kitabın olmuş.’ Ben de ‘doğru, onu ben yaptım’ dedim. Sonra: ‘Fakat bu kitap benim hakkımda’ dedi. ‘Evet,’ dedim ‘bu, benim senin hakkında olan kitabım.’ Kitabı hiç mi hiç sevmedi.”1

Ofis ziyareti öncesi, hem yukarıda bahsettiğim kitapları kaynağından edinirim hem de gitmişken imza alırım düşüncesiyle kitap dükkânına uğradığım Rijksmuseum’un görsel kimliği de Irma Boom tarafından yenilendi. 32 yıl önce Studio Dumbar’ın tasarladığı logo, 2012 yılında Paul van der Laan’ın tasarladığı yazı karakteri ve Boom’un Rijks kelimesi içindeki “ij” sesine ligatür önermesiyle terk edildi. Birleşik yazılan “rijks” ve “museum” kelimeleri arasında boşluk bırakarak gerçekleştirdiği müdahale ile Boom olumsuz eleştiriler de aldı. Rehber, yan ögeler ve hatıra eşyalarındaki logo kullanımı ve koleksiyondan ödünç alınan referans renklerle oluşturulan kimlik müzeyi iyi sarmış ve sahiplenmiş. Hatta Irma, müzede bulunan yaklaşık 8.000 eserin her bir künyesini kendisi tasarlamış.

Irma Boom Office

Rijksmuseum logolu çantam Boom kitaplarıyla dolu vaziyette tekrar ofisine gidiyorum. Zile ikinci defa basıyorum. Bizi stajyer karşılayıp içeriye davet ediyor. İç kapıda “fotoğraf çekmek yasaktır” işareti asılı (dün yoktu). Ofis, bir bölücü duvar ile ikiye ayrılmış. İlk bölümde stajyer tek başına çalışıyor. Arka taraf ise Irma ve üç yardımcı tasarımcının çalışma alanı olarak düzenlenmiş. Arkaya geçer geçmez Irma, “burada seni tanıyan birisi var” diyor ve 2014 yılında katıldığım Werkplaats Typografie Summer School’dan arkadaşım Tariq Heijboer ile karşılaşıyorum. Çok meşgul olduğu için Irma “her ne istiyorsanız yapın, Tariq seninle ilgilensin” diyor ve öncelikle ofisin üst katına, koleksiyon/müze olarak kurgulanan ancak henüz kurulum aşamasında olan odaya çıkıyoruz. Bu kat, Irma’nın biriktirdiği özel koleksiyonuyla birlikte kendi yaptığı kitaplardan ve küçük maketlerinden seçkileri içerecek kişisel bir arşiv olarak düşünülmüş. Henüz dışarıya açık olmayan bu özel yeri, ofis çalışanları dışında gören ilk şanslı kişi benim.

Raflarda aşina olmadığım yeni kitaplarla karşılaşıyorum: Renault = Présent. Tümüyle metal görünümlü bir kâğıda basılı, çok ağır ve parlak bir kitap. Sayfalar birbirleri üzerine yansıyor. Satış dışı. Odanın tam ortasında uzunca bir masa ve üzerinde Biography in Books kitabının dev boyutlusu duruyor. Kitabı, istersem 1.000 avroya satın alabileceğimi söyleyerek takılıyor Tariq. Birkaç boş maket ve Irma’nın kendi koleksiyonundan özel kitapları kurcaladıktan sonra aşağı kata iniyoruz. Tüm raflar, koliler, masaların üstleri, orası burası, meslek hayatıma nüfuz eden ve bana büyük ilham kaynağı olan kitaplarla dolu. Gücüm yettiğince, zamanla iyi bir Boom arşivi oluşturduğumu söyleyebilirim. Ama bazı kitaplar var ki karşılayabileceğiniz fiyatların çok üzerindeler veya satış dışılar. Ve şimdi, çoğunu bir bilgisayar ekranı aracılığıyla gördüğüm bu kitapların hepsini bir arada, dokunma mesafesinde bulunca nasıl davranacağımı şaşırıyorum.

Artık özel isteklerime geçebilirim. Öncelikle SHV Thinkbook’u talep ediyorum. Irma’nın her konferansına götürdüğü kopya geliyor. Yüksek lisans tezimde ballandıra ballandıra incelediğim ve sayısız videoda izlediğim bu nesneyle artık yüz yüzeyim. Kullanıldıkça (ve kirlendikçe) bir şiir beliren beyaz kapağını açıp en çok merak ettiğim ilk sayfaları çeviriyorum. Sayfalardaki yazılar çok iyi bir teknik ve incelikle kesilip boşaltılmış. Harflerin arasından belli belirsiz ışık süzüyor ve diğer sayfaların gölgeleri düşüyor. 22,5 × 17 × 11 cm ölçülerinde, 2.136 sayfalık kitabın her sayfasını tek tek çevirecek vaktim olmadığı için yüzer yüzer atlayıp ikişer üçer geri dönüyorum. Kaldı ki, bunca sayfa arasından istediğinizi arayıp bulmanız imkânsız. Karşılıklı sayfalar önüme düştükçe görüntüleri hafızama kısa süreliğine kaydediyorum. Üzerinden yirmi yıl geçmesine ve sürekli kullanılmış olmasına rağmen, 500 yıl boyunca dayanacak kalitede yapılmış bu kitap sanki el değmemiş gibi yepyeni duruyor. Kahve filtresi kâğıdından üretilen sayfaların dokusu, üzerindeki baskıyı pürüzsüz gösterecek kadar kusursuz ve dokunulduğu zaman üç boyutlu bir hissiyat verecek kadar hacimli. Muazzam bir yapım kalitesiyle karşı karşıyayım. Kaldı ki Irma, Hollanda ekolü kitapların tasarımlarından çok üretim kaliteleriyle gurur duyuyor.

Bu kitap için saatler harcamak gerektiğinden gözüm SHV’den No. 5 Culture Chanel’e kayıyor. kabartma tekniğiyle üretilen ve hiç mürekkep kullanılmayan bu kitaba dokunmak büyük lüks. Biography in Books’ta kitabın bir sayfasının taş kâğıttan replikası vardı, fakat orijinali bu kâğıttan daha farklı. Basit ve alışılageldik bir teknikle üretilmiş olmasına karşın kitabın bağlamı ve bütünselliği bu üretim biçimini özel kılıyor. Her sayfası kendine has bir kabartıya ve dokuya sahip. Kabartıların yarattığı boşluklar ve içinde sakladığı hava sayesinde kitap hayli hafif. Kitap, kabartmalar ezilip hasar görmesin diye kesim için giyotine girmediğinden sayfalar kenarlarından eşit görünmüyor. Özel bir ışık kaynağında bakmak, dokunmak ve tartmak gibi duyulara ihtiyaç duyan bu kitap, kesinlikle fiziksel dünyaya ait.

No. 5’in kendisine has yarattığı boşlukta kaybolduğum esnada Irma masasından kalkıp geliyor ve benimle ilgilenmeye başlıyor. Kendisinden Job Koelewijn ile ortaklığından doğan, Robert Frost’un “The Road Not Taken” isimli şiirinin 718 sayfa boyunca tekrar ettiği 6 Quarts Bouillon’u rica ediyorum. Bir kat aşağıya, dağınık olduğunu söylediği depoya inip kitabı getiriyor. Sayfalardaki şiir mürekkebin içerisine karıştırılan sığır eti suyu ile basılmış, fakat kitabın üzerinden 15 sene geçtiği için kokusu gitmiş. Az da olsa koku gelir mi diye kitabı karşılıklı kokluyoruz, gitmiş… Irma bu kitabı mantra2 olarak tanımlıyor.

Neredeyse benden daha heyecanlı bir şekilde en sevdiği kitapları eline alıp sırasıyla göstermeye ve hikâyelerini anlatmaya başlıyor. Ben bir yandan dinliyorum, bir yandan gözüm etrafta geziniyor. Düşünülenin aksine kitaplarının çok pahalı olmadığını iddia ettiği esnada 600 dolar fiyat biçilen James Jennifer Georgina’yı elime alıyorum. “Evet” diyor “bu biraz pahalı.” Bir ailenin otoportresi olan 1.200 sayfalı bu sapsarı kitap üç bölüme ayrılmış ve bu bölümleri fiziksel olarak kitabın dışından, üçlü sırtından ayırt edebiliyorsunuz. Derken Frits’i anlatmaya başlıyor. Arkadaşlarının onun için yazdığı mektuplardan oluşan, açılır sayfa [foldout] yöntemiyle tasarlanmış —tasarımcının ifadesiyle— bir “everywhere you see only Frits” anı kitabı. Bir kitaptan diğerine sıçrarken araya “bunu gördün mü?” veya “bu kitap sende var mı?” diye sorular sıkıştırıyor. “Evet bunu biliyorum, şu kitap bunun içindi” diye ağzından lafı çaldıkça kendisi hakkında o kadar bilgi sahibi olmama çok şaşırmamışçasına stajyere dönüp “benim işlerimi benden daha iyi bilen birisi daha” diyor.

Son olarak meşhur olmadan önce yaptığı ve “brilliant failure” olarak nitelendirilen Dutch Stamp Book’u eline alıyor. Büyük bir hevesle sayfalarını çevirip bunun yalnızca bir pul kitabı olmaktan daha fazlası, bir “ilham kaynağı” kitabı olduğunu vurguluyor. Bilgisayar öncesi devirde tasarladığı kitap için binlerce imaj arasından birbirleriyle görsel veya içerik bağlamında benzerlikler kurulabilecek olanları bir araya getirip, bu bağlantılarla kitabın esas malzemesi olan pullara arka plan oluşturmuş. Kitabın tasarımı karşılıklı sayfa sisteminin dışına taşıyor. Görseller ve metinler French fold denilen ciltleme yöntemiyle kitabın başından sonuna kesintisiz olarak yayılmış. “Ve imajlar sürüyor, sürüyor, sürüyor…” diye kitabı anlatmayı bitiriyor. Müzelik olan Dutch Stamp Book’un 30. yılını kutlamak için yeniden basılacağı bilgisini alıyorum. Girişte gözüme çarpan, ofisin bitişiğindeki yapıyı soruyorum, erkek arkadaşının başlattığı “tek sanatçı tek iş” konseptine dayalı bir sanat galerisi olacağını söylüyor. Bu metni yazarken öğreniyorum ki, bahsi geçen sevgili Julius Vermeulen, yapının mimarı ise Barend Koolhaas ve galeri şu anda aktif.

Irma Boom tam bir işkolik. “Kitaplar sayesinde arkadaşlık kurdum, kitaplar sayesinde düşmanlar edindim. Kitaplar, kitaplar, kitaplar…” diyor. Asistanlarının Boom’a işe geri dönmesi gerektiğini hatırlatmasıyla kesintisiz isteklerimin maalesef sonu geliyor. Ayaküstü biraz Türkiye gündemi hakkında laflıyoruz, biraz da Thonik hakkında dedikodu çeviriyoruz. Yanımda getirdiğim kitapları tek tek imzalatırken üst kattaki kitabı da istersem satın alabileceğim esprisini, bu sefer kendisi yapıyor. Hazır oradayken görmem gereken birkaç galeri ve kitapçıyla birlikte UvA Bijzondere Collecties’deki Modernism: in print, Dutch Graphic Design 1917–2017 sergisini öneriyor. Bitmek bilmeyen hevesimi ve açgözlülüğümü özümseyen Irma, ofisin yirmi metre ilerisinde, kendi kitaplarından bir koleksiyonun bulunduğu Boekhandel Minerva’yı işaret ediyor. Ofiste geçirdiğim kırk dakika sonunda etrafa şöyle son bir bakış atıp hiç fotoğraf ve unutulmaz bir anıyla uğurlanıyorum.

1. “He said: ‘Irma it’s your book’. I said: ‘That’s right, I made it.’ Then he said: ‘But it is a book about me’. ‘Yes, It is my book about you,’ and he didn’t like that at all.”

2. Sürekli tekrarlandığında ruhani güçlerin uyandırılmasını sağlayan kutsal söz.


“Hollanda’da Tasarım” dizisi Hollanda Başkonsolosluğu Kültür Fonu’dan destek almıştır.

grafik tasarım, Hollanda’da Tasarım, Irma Boom, kitap, kitap tasarımı, Umut Altıntaş