Dünya Ticaret Merkezi ve İkiz Kuleler.
Dünya Ticaret Merkezi’nin
hafriyatından çıkan toprağın
Hudson Nehri’ne doldurulmasıyla
kazanılan alanda inşa edilen
Battery Park City yerleşmesinin
başlangıcı ise sağ alt köşede, New York
(fotoğraf: Carol M. Highsmith,
kaynak: Wikimedia Commons)
Pazar Sekmeleri:
Dünya Ticaret Merkezi,
New York, (1973–2001)

Dünya Ticaret Merkezi, New York Manhattan adasının güneybatı ucunda, 2001 yılında spectacular bir biçimde yıkılan İkiz Kuleleri de içeren büyük bir kentsel kompleksti; günümüzde de başka bir formasyon ile var olmaya devam ediyor. Manhattan’ın bir ada olmaktan kaynaklanan mekânsal sınırlılığı ile 19. yüzyılda sermayenin imalat sanayii, liman ve her ikisiyle bağlantılı depoların —günümüzün gözde ve hip loftları— adanın kentsel mekânında birikmesi, özellikle adanın güneyinde yoğun kentsel parsel (inşaat alanı) arayışına yol açtı. Söz konusu arayış, 19. yüzyılın yine başından itibaren adanın kıyılarının sürekli doldurulması ile karşılandı; söylenen o ki, ada hem doğu hem de batı yönlerinde dolgularla ortalama 300’er metre büyür.

Ayrıntı, “Viele Map”, Egbert Ludovicus Viele’nin Manhattan adasının
dereleri, bataklıkları ve kıyı şeridini
kentsel ızgara ile gösteren kamu sağlığı
ve hijyen haritası, 1865
(kaynak: Wikimedia Commons).
Haritadaki turuncu alanlar 1865 yılına kadar gerçekleşen dolguyu gösteriyor.
Ayrıntı, “Norman’s Street Map of Manhattan”, Norman Garbush’un
liman dokları kalkmadan ve Dünya Ticaret Merkezi henüz inşa edilmeden önceki
kıyı şeridini gösteren haritası
(kaynak: gizmodo.com).
Viele haritasından geçen 100 yıl içinde gerçekleşen dolgular görünüyor.

Dünya Ticaret Merkezi’nin inşa edildiği bölgenin batı yarısı da böyle bir dolgu alanı. Gemisi bir kaza sonucu yanan Hollandalı tacir/kâşif Adriaen Block, mürettebatıyla 1613–1614 kışını —Kızılderililerin yardımıyla (sonra pişman olmuşlardır herhalde)— tam burada geçiriyor. Block ve ekibi, bir anlamda adadaki ilk Avrupalı yerleşmeyi kuranlar olarak kabul ediliyor. 1916 yılında, bugün Dünya Ticaret Merkezi’nin altında kalan Greenwich ve Dey sokaklarının kesişme noktasındaki bir metro inşaatı kazısı sırasında bulunan gemi kalıntıları, Block’un gemisi olduğu varsayımı ile heyecan yaratıyor.

Metro inşaatı kazısında bulunan
18. yüzyıl gemi kalıntısı
(kaynak: newyorkhistoryblog.org)

Kalıntının bulunuşunun 1916 tarihli filmi, New York kentindeki ilk arkeolojik buluntu filmi sayılıyor.

Bugün kalıntının bir yüzyıl sonrasına, 1715 yılına ait olduğu kabul ediliyor. Öte yandan, kalıntının 100 yıl daha genç olması, adanın dolgu tarihi bağlamında bir şey değiştirmediği gibi, hemen hemen aynı yerde, 2010 yılında Dünya Ticaret Merkezi’nin yeni kulesinin inşaatında da diğer bir 18. yüzyıl gemi kalıntısı bulundu.

Dünya Ticaret Merkezi planlaması yapılırken, yaklaşık 200 yıl önce doldurulmuş bu bölgeye yerleşecek devasa inşaat için yapılacak hafriyat toprağının ne yapılacağına çözüm olarak, bölgenin kentsel tarihi ile çok uyumlu bir çözüm bulunur: Bir kez daha kıyıyı doldurmak. Adanın güney ucunda yer alan Battery Park’ın üst kısmında yer alan, aşağı batı yakasının mimari ve kentsel anlamda kaliteli, dolayısıyla fan fin fon, konut bölgesi olan Battery Park City, bu dolgu alanının üzerinde yer almaktadır.

Manhattan adasının güney ucu, günümüz (kaynak: gizmodo.com)

1960’lardan itibaren, New York’ta sermayenin birikme güzergâhı değişir: Liman ve imalat sanayisi başka yerlere kayar, depolar ve etrafındaki kentsel doku atıllaşır. İyi de olur; bölge önce yoksulların ve göçmenlerin yerleşimine, onların hemen ardından sanatçıların, öğrencilerin, müzisyenlerin vb. yerleşimine açılır, hatta bu aktörlerin tümü tarafından, hem metaforik hem de reel olarak işgal edilir. 1960’ların alternatif kültürü burada yeşerecektir. Finans, reklamcılık vb. sektörler ile beyaz yakalılar etrafında biriken sermaye ise, şehrin kuzeyine, midtown denilen bölgesine, beyaz yakalılar da suburbia’ya yerleşir. Hikâye bu kadarla kalsa, bugün sermayenin yoksullar ve göçmenlere terk ettiği kent merkezinin, zaman içinde hipsterlaşan altkültür aktörleri eliyle mutenalaştığı açıklaması ile yetinilebilirdi. Uzun bir süre böyle de anlatıldı, ama bugünden, 1980’lerin neoliberalizminin kentsel dönüşümü yaşandıktan sonra bakıldığında, hikâyenin bir revizyona gereksinimi var.

Sermayenin girmekte olduğu kent merkezini terk etme eğiliminin, sinir bozucu bir şekilde, daha 1950’lerde fark edildiğini söylemek mümkün —tabii ki yine sermaye ve devlet tarafından. Üstelik, sermayeyi geri çağırmak için gereken büyük ölçekli kentsel dönüşüm arayışının kamu eliyle başladığının da altı özellikle çizilmeli. New York ve New Jersey eyaletleri limanlarının yönetiminden sorumlu kamu kuruluşu Port Authority of New York and New Jersey [New York ve New Jersey Liman İşletmesi], çeşitli çıkar grupları ve özellikle iki eyalet arasındaki çelişkileri, uzun bir sürecin sonucunda, 1966 yılında tamamen çözerek Dünya Ticaret Merkezi ile sonuçlanacak kentsel dönüşüm sürecini başlatır. Çözülen çelişkilerin, iki eyaletin büyük sermaye ile kamu sermayeleri arasındaki çıkar çatışmaları olduğunu da belirtmekte yarar var. Liman bölgesinin büyük bir kısmının mülkiyetini elinde tutan Port Authority, mülkiyetinde olmayan kentsel alanları 1965 yılında kamulaştırmaya, kamulaştırdıkları yapıları da 1966 yılında yıkmaya başlar. Yüzün üzerinde, çoğunluğu radyo ve televizyon alıcıları sanayi bağlantılı olduğu için Radio Row olarak adlandırılan, bölgede yerleşik küçük işletme ve mal sahibinin hukuk mücadelesi, 1970’lerin sonuna dek devam eder.

Bölgenin kentsel dönüşümünden sorumlu Port Authority 1962 yılında, Dünya Ticaret Merkezi tasarımı için Minoru Yamasaki’yi ve Yamasaki’nin ofisi Detroit’te olduğu için projenin New York sorumlusu olarak Emery Roth’u görevlendirir. Yamasaki, genel kentsel tasarımın yanı sıra, ünlü ikiz kuleleri de tasarlar. Proje ilk kez 1964 yılında kamuya gösterilir. 1966 yılı Ağustos ayında başlayan inşaat 1973’te tamamlanır.

Minoru Yamasaki Dünya Ticaret
Merkezi tasarımını açıklıyor
(kaynak: seekingmichigan.org)

Japonya doğumlu, göçmen bir anne babanın Seattle’da doğmuş oğlu olan Minoru Yamasaki, aslında pekâlâ önemsenebilecek, yüzyılın ilk yarısının dogmatik mimarlık tahayyülüne kendince nefes aldırmış (mimarlığı hakkında, gotik modernizm benzeri sakil etiketler kullanılıyor), ne var ki bir o kadar da talihsiz bir mimar. Sakil mimari etiketler meraklısı Charles Jencks’in bir zamanlar çok önemsenen kitabında, gün saat dakika vererek yüzyılın ilk yarısının ‘modernizm’ olarak etiketlenen mimarlığının sonu olarak gösterdiği olay, St. Louis şehrindeki bir Yamasaki toplu konut grubunun dinamitlenerek yıkılması.

The Pruitt-Igoe Myth:
an Urban History – Film Trailer,
süre: 02:32

Yamasaki, 2001 yılına dek, mimarlık tarihine bu yıkım ile girecek galiba derken üstüne 11 Eylül ve Dünya Ticaret Merkezi’nin spectacular yıkımı geldi. Yamasaki’yi, yıkım ile ilişkilendirmeden mimarlık tarihine yeniden yazmak, en azından görünen gelecekte pek kolay olmayacak.

İkiz kulelerin, akla hayale sığmayacak yıkımı, belli ki, yapıların strüktür sistemini tasarlayan inşaat mühendislerinden John Skilling’in aklına gelmiş. “Reflections on the World Trade Center” başlıklı metniyle yine strüktür tasarımı ekibinden, mühendis Leslie E. Robertson, 11 Eylül ertesi yaşanılanları değerlendirmiş.

Yeryüzündeki izlerinde artık iki havuz bulunan İkiz Kuleler’in gözlem terasından görüntüler:

(fotoğraflar: Bülent Tanju, 2000)

Yıkılan İkiz Kuleler için, 88 arama projektörü ile gerçekleştirilen düşey ışık kolonlarından oluşan anma yerleştirmesi:

Day To Night Timelapse:
9/11 Tribute in Light, süre: 01:44

Öte yandan, kimsenin bilmediği kayıp ikiz ayakta.

Dünya Ticaret Merkezi, İkiz Kuleler, kentsel dönüşüm, Manifold, mimarlık, mimarlık tarihi, Minoru Yamasaki, mutenalaştırma, Pazar Sekmeleri