Pazar Sekmeleri:
Dünya Mirası Jeanneret

Le Corbusier’nin yedi faklı ülkedeki 17 yapısı 2016 yılında Unesco dünya mirası listesine alındı. Doğal ve kültürel çevrenin çeşitli biçimlerde sürekli tahrip edildiği bir dünyada yaşadığımız düşünüldüğünde, hem mekân hem de genel olarak insan üretimi bağlamında o ya da bu şekilde önemli bir birikime işaret eden bu yapıların korunmaya alınması olumlu. Özellikle, 20. yüzyıl üretimi söz konusu olduğunda kültürel miras nosyonunun daha da çekingen kullanıldığı düşünülecek olursa, bu karar hayli önemli. Dolayısıyla bu pazar sekmeleri, söz konusu yapıları hatırlatarak kutlamak istiyor. Ama kutlamak o kadar kolay değil, ya da kutlamalar her zaman buruk kutlamalar.

UNESCO dünya mirası listesi, kısmen Nuh’un gemisine benziyor. Nuh’un gemisi gelmekte olan felaketten canlıları kurtarmak içindi. UNESCO gemisi de bir şeyleri kurtarıyordur herhalde, ama bu öyle bir kurtarış ki, felaketi üreten diyagramın da bir parçası. Listeye alınan artifaktlar, ne kadar ‘kültürel’, bölgesel ve tarihsel çeşitlilik gösterirlerse göstersinler, kültürel üretimi fetişe çeviriyor; kültürel üretimin kaçınılmaz çokluğu, olağanlığı ve sıradanlığının hiyerarşik olarak üstünde, herkes için değerli ve yüksek evrensel bir ‘kültürü’ temsil etmeye başlıyor. Kültürün bütün çokluğunun yerine geçiyor. Fetiş kavramı sevimsiz, listeyi oluşturan bürokrasi de kullanmıyor bu sözcüğü kuşkusuz. Ama kültür bürokrasisinin dili için ‘ikon’ kabul edilebilir bir kavram. Özel bir temsiliyet biçimi olarak ikonun dünya mirası listesi için işlevi şu: Sanki tek bir insanmış gibi kavramsallaştırılan ‘modern insanın’, tek bir biçimde tanımlanabilecek ihtiyaçlarına ve yine tek bir çözüm olacak bir mimarlık tahayyül edebilmek. Dolayısıyla söz konusu 17 yapı ‘modern insanın ihtiyaçlarına çözüm üreten modern mimari hareketin ikonu’ olduğu için gemiye alınıyor. Listenin kesinleşmesine giden on yıldan uzun sürenin bürokratik raporlamalarına bir göz atmak, ikon sözcüğünün yaratıcı kullanımları açısından öğretici.

Kültürel fetişizmin yol açtıklarını uzun uzun tartışmak gerek, ama burada en azından birkaç tartışma başlığına değinmekte yarar var. Öncelikle fetiş kutsaldır, dokunulmaz. Dolayısıyla fetişin olağan bir hayatı da olmaz; hayatın kirinin dışında kalması, daha önemlisi hiç dönüşmemesi gerekir. Doğru, dünyanın çokluğu çok dar bir alana sıkıştı; nitel farklılık kolay ortaya çıkmıyor. Ortaya çıkana özel ihtimam göstermekte zarar yok. Ama, bu ihtimam kültür üretimini fetişe dönüştürdüğünde, onun hakkında düşünmek de olanaksızlaşıyor; ona ancak iman edilebiliyor. Üzerinde düşünülemeyen ise nitel farklılık üretemiyor, dünyanın çokluğunun sıkıştığı dar alan biraz daha daralıyor. Mimarlığın zaten kendisi olan şey neden farklılaşsın ki; mimarlığa ihanet mi etsin? Ya da daha önemlisi, fetiş bir kez fetiş olarak kabul edildikten sonra iktidarını neden terk etsin ki? Hatta, terk edebilir mi?

Kültürel fetişizm, her şeyden önce Le Corbusier’nin kendisine zarar veriyor. Uzun ve verimli kariyerine yayılan söz konusu 17 yapının kimi benzer kimi farklı bağlamlarda, birbirleriyle bazen ilişkili bazen ilişkisiz çeşitlilikte, hem toplumsal hem mimari ihtiyaçlara çoğu zaman çelişkiler de içeren mekânsal çözümler üreten ifadeler bu yapılar. Belirli bir ‘modernist’ mimari formu vazeden tarih yazıcılığını terk etmeden birden fazla Le Corbusier olduğunu görmek mümkün olamayacak: Tüm farklılıkları silen, bütünselleştirici söylemine karşın kendi kendisinin ikonu olamayan, üretiminin kendi temsilini kendisi bozan bir Le Corbusier tahayyülü mimarlık düşünmeye başlamak için iyi bir vesile olabilir. Tam da kendi ikonik imgesini olanaksızlaştıran üretiminin çokluğu nedeniyle önemli olan bir mimar fetişe dönüşebiliyorsa, yukarıda söz edilen dar alana sıkışan, sıradan doğumlu mimarlara ne olur, hayal etmek zor değil. Not ve sınıf geçme, ‘tarih yazma’ ölçütü biricik mimarlığın merkezine işaret eden fetişe mesafe ile ölçülür. Merkezin kendisi otuz iki parçaya dağılmış, kimsenin hiçbir şeyi ölçemediği apaçık hâle gelmiş, ne gam; kültür bürokrasisi ve tarihyazımı bu dağınıklığı idare etmek için var.

Bir de tabii mimarlık dolayımıyla üretilmeyen devasa bir yapılı çevre var. Onların fetişe mesafesi bile ölçülemez, onlar ayrı ve mimarlık olmayan bir düzlemdeler. Mimarlık düzleminin malzemesi değildirler, mimarlık pratiği onlara dokun(a)maz. Onlara dokunabilmek için başka pratiklerin düzlemine geçmek, Lefebvre falan okumak gerekir. Fetişin hükümranlığı dünyaya düzen getirdiğinde, önce mimarlık pratiğinin, daha sonra da ‘vahiyci’ mimarlar aracılığıyla tüm yapılı çevrenin fetişe mesafesi kapanacak. O zaman Lefebvre okumak gerekmeyecek —zaten kim okuyor ki?

Geçerken hatırlatmak gereken bambaşka ve kocaman başka bir mesele daha: Meta da bir fetiştir. Şimdilik bu kadarı yetsin.

Bu buruk kutlamanın son maddesi: Pierre Jeanneret’ye ne oldu? Pierre Jeanneret, Le Corbusier’nin kendisinden dokuz yaş küçük kuzeni. 1922 yılında, Corbusier markasını oluşturacak mimarlık stüdyosu ikilinin ortaklığıyla kurulur ve 1940 yılına kadar da bu böyle sürer. 1940 yılında, Jeanneretlerden Pierre Nazi işgaline karşı Fransız direnişine katılır; Charles-Édouard ise Vichy rejimiyle flört etmeyi tercih eder. İkilinin arası savaştan sonra da düzelmez. 1951 yılında Çandigarh projesine katılmayı kabul edene kadar, savaştan sonra Charles-Édouard’ın çeşitli ortaklık ya da yeni mimarı oluşumlarına katılması için yaptığı çağrılara katılmaz Pierre. Çandigarh ise, Pierre için mimari ortaklıktan başka bir şeydir belli ki. 1951 yılından ölümünden iki yıl öncesine, 1965 yılında sağlık sorunları nedeniyle İsviçre’ye yeğeninin yanına dönene dek Çandigarh’ta yaşar, üretir. Çandigarh’ta kendi tasarımı olan evi 2016 Mart ayında Pierre Jeanneret Müzesi olarak açıldı. Öyle görünüyor ki Çandigarh’tan başka bir yerde pek hatırlayanı yok. Sadece mobilya tasarımları yeni yeni yeniden ilgi görüyor; “herkesin oturacak bir şeye ihtiyacı var” motivasyonuyla tasarladığı mobilyalar, vintage Jeanneret furyasıyla Hindistan’dan Kim Kardashian’ın evine ve ofisine uçmuş durumdalar. Oysa, takıntılı bir propagandist olan Charles- Édouard’ın neredeyse işlerle eş zamanlı yayımlanan Oeuvre Complète’inin ilk üç cildi —kapakta kocaman Corbusier yazmasına karşın— aslında Jeanneret kuzenlerin ortak imzasını taşıyor: 1930 yılında yayımlanan birinci, 1935 yılında yayımlanan ikinci ve 1939 yılında yayımlanan üçüncü ciltler. Dolayısıyla bu 17 yapının bir kısmı Pierre Jeanneret’nin de. Peki, Pierre’in üretimi dünya mirası değil mi? Belli ki, fetiş çoğul özneli olamıyor, ama dâhiye ihtiyaç duyuyor.

Miras garip bir kavram, kültür mirası daha da garip. Her durumda önemli olan ve kendi içlerinde önemli tartışmalar barındıran bu 17 yapıyı, Jeanneret mirası olarak kutlamak daha anlamlı görünüyor.

#1

Léman Gölü Kıyısında Küçük Ev, Corseaux, İsviçre, 1923-1924

Jeanneret mimarlığının pürist döneminin erken örneği, ‘yeni mimarlığın’ hazırlayıcılarından. Le Corbusier’nin ebeveyni için tasarlanan konutun mülkiyeti, Corbusier’nin kardeşi Albert 1973 yılında ölene kadar ailede kalıyor; sonra Le Corbusier vakfına devrediliyor. 1930’lu ve 50’li yıllarda, Le Corbusier hayattayken kimi ekler, revizyonlar ve malzeme değişiklikleri/tamirat yapılıyor. Dolayısıyla, dünya mirası ölçütlerinin en önemlilerinden bütünlük/tutarlılık [integrity] ve özgünlük bağlamında listenin en ‘sağlam’ üyesi. Başka bir ifadeyle, bütünlük/tutarlılık anlamının yanı sıra ‘namus’ olarak da okunabilecek integrity kavramı bağlamında listenin en ‘namuslu’ üyesi.

A Visit to the ‘Petite Maison’,
konsept: Annette Gigon & Mike Guyer, kamera: Severin Kuhn, süre: 11:25

#2

Frugès Konut Yerleşmesi, Pessac, France, 1924

1924 yılında artık 100 yıldan fazla geçmişi bulunan, canlı emeğin emeğe ihtiyacı olan yatırımcı tarafından yeniden üretiminin başka bir örneği. Bordeuxlu sanayici Frugés’un kendi işçileri için finanse ettiği, seri üretime uygun konutlar ve bu konutların tanımladığı düşük yoğunluklu kentsellik.

Les maisons Le Corbusier
de la cité Frugès à Pessac, Archive INA,
1988, süre: 01:16

New York Times’ın bir zamanlar çok etkili olmuş mimarlık ve şehircilik eleştirmeni Ada Louise Huxtable’dan ‘akıntıya karşı’ bir okuma denemesi: “Le Corbusier’s Housing Project - Flexible Enough to Endure.” Yerleşmenin estetik pürizminin sıradan kullanıcılar tarafından dönüştürülmesini 1970’lerden itibaren ‘modern hareketin’ başarısızlığı olarak okuyan Charles Jencks benzeri eleştirmenlerin tersine, bu durumu konutların dönüşüme açıklığına bağlayan Huxtable, bu dönüşümü projenin başarısı olarak görüyor. Böylece, bir yandan Jencksvari eleştirmenlerin bir mimari ürünün başarısını —tıpkı hocaları olan 20. yüzyıl başı mimarları/tarihçileri gibi— değişmemesiyle tanımladıklarını saptıyor, —çünkü mükemmel olan değişmemeli; ergo fetiş. Öte yandan da, dünya mirası listesinin integrity ölçütüne nanik yapıyor. Sanayinin canlı emeğin yeniden üretimine ihtiyacı kalmadığında ve yerleşme dünya mirası ilan edilecek kadar integrity’sini geri kazandığında da, artık orada işçiler değil başkaları ikamet ediyor.

#3

La Roche-Jeanneret Konutu, Paris, 1923-1925

Mimarlık tarihçileri tarafından pürizmin ilk mimari ifadesi olarak tanımlanan konut, aslında Corbusier’nin kardeşi Albert ve arkadaşı La Roche için tasarlanmış bir ikili konut. Konut bugün Le Corbusier vakfına ait bir müze. Jeanneretlerden Charles-Edouard’a ait en çok özgün belgenin görülebildiği müze olmasıyla ünlü.

Bir ziyaretçi gözünden
La Roche-Jeanneret Konutu,
Chenghsiu Chuang, süre: 12:27

#4

Guiette Konutu, Antwerp, 1926

Belçika’da ayakta kalan tek Jeanneret yapısı, sanatçı ve sanat eleştirmeni René Guitte’in atölye-konutu. Jeanneret atölyesinin Fransa dışında ilk işleri, Avrupa’ya hızla yayılacak ünün başlangıcı. Belçika’ya özgü mülkiyet ve parsel koşullarına —dar ve fakat çok derin parseller— özgü bir çözüm.

Université libre de Bruxelles Mimarlık Fakültesi’nde bulunan Mimari Tasarım ve İmge Bilişim Laboratuvarı [AlICe MediaLab] öğrencilerinin esaslı bir Guiette Konutu analizi aşağıda. Laboratuvarın Vimeo sayfasında pek çok başka analiz de var.

Maison Guiette,
Quoc Anh Bach - Corentin Werrie,
süre: 13:46

#5

Weissenhof Konutları, Stuttgart, 1927

Bir Deutscher Werkbund organizasyonu olan Weissenhofsiedlung konut sergisi Jeanneretlerin Avrupa mimarlık camiasındaki ününü pekiştirir. Sergiye, biri kavramsal Citrohan konut araştırmalarının ulaştığı seviyeyi örnekleyen, diğeri ise bir ikiz konut olan iki yapı ile katılırlar. Konutlardan ikiz olanı bugün Weissenhof Müzesi.

“Fünf Punkte zu einer Neuen Architektur”, die Form, 1927
kaynak: the Charnel-House

#6

Villa Savoye ve Bahçıvan Kulübesi, Poissy, 1928

Jeanneretlerin pürist döneminin zirvesi, her modern mimarlık tarihi dersinin ya da Corbusier konuşmasının olmazsa olmaz ‘ikonik’ yapısı. Riccardo Bianchini’nin kapsamlı iki bölümlük metni yeterli bilgiyi içeriyor: “Villa Savoye | part 1, history” ve “Villa Savoye | part 2, architecture”.

LeCorbusier@Poissy,
Onnis Luque, süre: 03:46

2015 yılında, Le Corbusier’nin 50. ölüm yıldönümü anmaları çerçevesinde Fransa Ulusal Anıtlar Merkezi Villa Savoye’da bir dizi müzik ve dans performansı gerçekleştirir. Mekânın ses ve hareket potansiyelini araştıran performanslardan birisi aşağıda:

Festival Corb,
Performances à La Villa Savoye #4,
Tara Pilbrow (dans),
Tristan Macé (bandoneon),
süre: 14:34

İtiraf etmek gerekiyor ki, herkesin içinde küçük bir fetişist var. Manifold’unki de, Villa Savoye’un küçücük bahçıvan kulübesinde 'renk araştırması' yapan restoratörleri betimleyen, harikulade karlı bir günde çekilmiş aşağıdaki kısacık videoda ortaya çıktı. Orada olmak istedik, Fransızca olduğu için anlamadık, ama bizce sözler önemli değil bu videoda.

Les gestes du patrimoine #3,
Aymeric François, süre: 04:06

#7

Immeuble Clarté, Cenevre, 1930

Maison de Verre [Cam Ev] olarak da bilinen yapı, Cenevreli bir sanayicinin kiraya vermek üzere inşa ettiği karmaşık bir konut ve Jeanneretlerin erken döneminin en önemli yapılarından biri. Kulağa pürist bir şaka gibi gelen adının tersine —clarté kelimesinin nasıl çevrildiğine bağlı olarak, duruluk/berraklık/temizlik/arılık/vuzuh binası— biçim, strüktür, program, malzeme ve detay açılarından hayli karmaşık ve melez bir yapı. Betonarme ve metal karkas karma strüktür, daha önceki yapılarla kıyaslanamayacak zenginlikte detay tasarımı, brüt beton kullanımı, stüdyodan dört yatak odalı farklı kullanım biçimlerini davet eden kırk beş daire, daha sonra Unité d’Habitation’da yine karşılaşılacak dubleks daireler, binanın kesiti boyunca sekiz kat tepeden ışık alan ortak kullanım alanları ve bu alanlarda cam plak döşeme ve basamak kullanımı, yine Unité d’Habitation’ların tersine kentsel konum ile kurulan güçlü ilişki, ilk iki katta kente açık kamusal işlevler ve bloğun iki tarafındaki sokakları birbirine bağlayan bir pasaj işlevi görmesi yapının hemen akla gelen özellikleri. Betonarme kullanımında devrimci etkisi olan mühendis Robert Maillart da katkıda bulunanlardan. Catherine Cortiau’nun yapıyı tanıtan 1985 tarihli metni yapı hakkında yeterli bilgi ve görsel içeriyor (Fransızca!).

Urban lecture Saison 02 ep 01,
süre: 07:20

#8

Molitor Apartmanı, Paris, 1931-1934

1930’larda Paris’in periferisi sayılan ve yeni gelişmekte olan bir bölgede bir kentsel developer ortaklığı için tasarlanmış kiralık konutları içeren yapıMaison de Verre’de ortaya çıkan eğilimler burada da gözlemlenebiliyor, ne var ki onun kadar ilginç değil. Yine de sıkışık bir kentsel doku içinde oluşuyla, düşük yoğunluklu, gevşek Corbusier kent kavrayışından uzak. Ancak tarihsel olarak önemli; en üst iki kat Le Corbusier’nin 1934’ten 1965’teki ölümüne kadar yaşadığı konut ve resim atölyesi. Le Corbusier vakfına ait konut ve stüdyo Paris’e yolu düşen mimarların fetiş ziyaretgâhı.

#9

Unité d’Habitation, Marsilya, 1945

Listenin Pierre Jeanneret katkısı olmayan ilk yapısı. Pek çok açıdan, Maison de Verre’de ortaya çıkan temaların devamı, ancak önemli bir farkla: Kentsel tahayyülünü edimselleştirecek fırsatı bulamayan Le Corbusier, bu tahayyülün önemli ögelerinden kendi içine kapalı, kendine yeten büyük konutu Marsilya’da hayata geçirir. Maison de Verre’in tersine Marsilya bloğu, hem kent dokusu dışında, zeytinlikler arasındaki konumuyla hem de konut dışı programlarıyla kente tamamen kapalı, zemin katı boşaltılmış hermetik bir birimdir. Daha sonraki yıllarda, Fransa’da iki ve Berlin’de bir olmak üzere üç ünite daha inşa eder, ne var ki bunların hiçbiri ayrıntı tasarımları açısından Maison de Verre kadar zengin olan Marsilya ünitesinin ilginçliğine sahip değiller. Ünitenin içindeki otel, Marsilya’yı ziyaret eden ‘kültür turistlerinin’ gözdesi.

La Maison du Fada,
Matthieu Verdeil & Carole Novara,
süre: 05:17

#10

Duval Fabrikası, Saint-Dié, 1946

Marsilya’da da olduğu gibi, savaş sonrası Fransa kentlerinin ve konut stokunun yeniden üretilmesine çeşitli biçimlerde eklemlenmeye çalışır Le Corbusier. Almanya sınırında bulunan ve savaştan büyük zarar gören Saint-Dié kenti de Le Corbusier’nin ideal kent tahayyülü için bir fırsat olarak ortaya çıkar. Kent için geliştirdiği plan, yine Marsilya’da olduğu gibi, kabul görmez. Onun yerine, bir kez daha Le Corbusier’nin fikirlerine sıcak bakan bir sanayici, Jean Jacques Duval, savaşta yanan fabrikasının yeni tasarımını ona teslim eder. Çeşitli açılardan fetişleştirilmeye pek de uygun olmayan yapının dünya mirası listesine girmesi, listenin ekonomi-politik işlevini de açık eder. Her miras adayı ve —sonra kabul edilirse— dünya mirası yapı, bir trafik ortaya çıkarır: Bürokratlar, UNESCO uzmanları, raportörler, tarihçiler, mimarlık basını, mimarlar ve hatta belki sonra sıradan turistler gelip gitmeye başlar; bir tür dünya mirası turizmi. Yerel basın, siyasetçiler, önde gelenler heyecanlanır; bir Modulor anıtı bile dikerler. Saint-Dié’den yerel web televizyon kanalı DeodaTV bildiriyor:

Le Modulor création Le Corbusier,
deodaTV, süre: 03:00

#11

Curutchet Evi, La Plata, 1949

Arjantinli bir cerrah, Domingo Curutchet için tasarlanmış, önde küçük bir klinik, arkada klinikten bir avlu ile ayrılan konutu içeren, kendisi de ilginç bir geç 19. yüzyıl planlanmış kenti olan La Plata’nın sıkışık tarihi dokusu içinde konumlanan bir yapı. Ne işveren Curutchet ve Le Corbusier buluşur/tanışırlar, ne de Le Corbusier Arjantin’e gider; ikili sadece yazışır ve Le Corbusier sonuçta tasarımını 1949 yılında Arjantin’e, inşaatı yönetebileceğine inandığı mimarlar listesiyle birlikte, postayla yollar. Yapı mimar Amancio Williams’ın yönetiminde inşa edilir. Her durumda, listenin Le Corbusier’nin söylemsel iddialarından uzak ve belki de bu nedenle en iyi yapılarından biri.

Disclosing Fragments: Casa Curutchet,
Agathe Giraud & Diego Torres,
süre: 03:31

#12

Cabanon, Roquebrune-Cap-Martin, 1951

Eğer Duval fabrikası, listenin fetişizme en uzak ögesiyse Cabanon da mimarlık ve tasarım fetişizminin uç noktasıdır. Kabaca 3,60 × 3,60 metrelik bir inziva kulübesi Cabanon. Modulor sisteminin minimalist başyapıtı kabul edilen kulübede Le Corbusier her yılın ağustos ayını geçirir. Cabanon her türlü servisi bitişiğindeki, yine başka bir efsane olan Etoile de Mer kafesinden alır ve kulübe karşılığında Corbusier, kafenin sahiplerine aynı arazi içinde beş adet tatil kabini tasarlar. Kabinlerin de Le Corbusier’nin ilginç yapıları arasında sayılması gerekir. Alanı daha da ilginç kılan, Eileen Gray tasarımı E-1027 villasıdır. Gray yapıda Jean Badovici ile üç yıl yaşar, Badovici’den ayrıldıktan sonra villayı Badovici’ye bırakır. Badovici ise Le Corbusier’nin arkadaşıdır, Cabanon’u inşa etmeden önce 1934 yılından itibaren pek çok yaz E-1027’de tatil yapar; yer ile tanışmasını bu ilişki sağlar. Modern mimarlık ikonuna dönüşen Le Corbusier’nin tersine, 1976’daki ölümünden çok sonra hatırlanan ve değeri iade edilen Gray’in villasına Le Corbusier’nin yaptığı cinsel içerikli duvar resimleri ve resimleri yaparken çekilmiş fotoğrafları bu süreçte bir tür entelektüel ‘tahribat’ olarak okunur. Bütünlük ve tutarlılık (isterseniz ‘namus’) meraklısı liste bürokrasileriyse, aşağıdaki videoda görüleceği üzere, Le Corbusier’nin aslında villaya değer kattığını iddia ediyor. Le Corbusier 1965 yılı Ağustos ayında burada yüzerken geçirdiği bir kalp krizi sonucu ölür; mezarı da burada. Alanı, 2014 yılında oluşturulan bir sivil toplum girişimi, Cap Moderne yönetiyor.

E-1027 Cap Moderne - Historical Restoration, Cap Moderne başkanı
Michael Likierman alanı tanıtıyor,
süre: 06:22

#13

Eyalet Başkenti Kompleksi, Çandigarh, 1952

Pakistan’ın kurulmasından sonra Pencab eyaletinin Hindistan’da kalan kısmıyla Harayana eyaletlerinin ortak yönetimi için kurulan Çandigarh kentinin planlaması Le Corbusier tarafından yapılır. Kendi içine dönük, kendisine yeten sektörler olarak planlanan Çandigarh’ın bir numaralı sektörü eyaletin yönetim bürokrasisini içerir. Bir numaralı sektör, Eyalet Başkenti Kompleksi, tüm sektör olarak dünya mirası listesine kabul edilir. Değerlendirmek kolay değil; ama pek çok farklı nedenden dolayı, Çandigarh’ın tamamının mutlaka görülmesi, anlaşılması, tartışılması gerekiyor. Ama en azından başlangıç olarak, Çandigarh’ı Hindistan’ın modernleşmesinin sembolü olarak görmekten vazgeçmekte yarar var. Dünya mirası ilan edilmeden önce, Hindistan kökenli çok uluslu anafor ve yutma şirketi Tata Group tarafından ‘kentsel dönüştürülecekti’.

Corbusier’s Capitol,
Seth Pimlott, süre: 05:09

#14

Kültür Evi, Firminy, 1953

Yine savaş sonrası Fransa’nın kentsel yeniden inşasına, bu kez daha mütevazı eklemlenme çabaları. Firminy Vert adı verilen kentsel düzenlemenin içerdiği yapılar kompleksinden biri.

Le site de Firminy (Firminy-Vert 1953-1961), Utopies réalisées (épisode 3)
[Gerçekleşmiş Ütopyalar, bölüm 3],
Jean-Francois Loiseau, süre: 04:41

#15

Sainte-Marie de la Tourette Manastırı, Eveux-sur-l’Arbresle, 1953

Modulor sisteminin minimalist başyapıtı Cabanon ile, başka bir inziva yapısı, La Tourette Manastırı’nı birbirine bağlayan kırmızı bir çizgi var. Bu çizgi bir oranlar ve ölçekler sistematiğinden çok daha karmaşık kuşkusuz. Belki de, bu ilişki ancak mimarlık imgeleriyle tahayyül edilebilecek bir ilişki. Hem mimarlık pratiğinin hem de Le Corbusier’nin çileci yönlerini ortaya koyan bir tahayyül.

Convent de la Tourette,
Montse Zamorano, süre: 04:45

#16

Batı Sanatı Ulusal Müzesi, Tokyo, 1955

Listenin heyecan katsayısı düşük yapılarından biri. Le Corbusier’nin gençlik yıllarından kalma bir şemanın, ‘kare spiral müze’ şemasının yeniden değerlendirildiği bir proje. Spiral şeması, genel olarak müzelerin koleksiyonlarıyla birlikte büyüme potansiyellerini değerlendirmek amacıyla daha 1910’larda Le Corbusier’nin gündemine girer. Batı Sanatı Ulusal Müzesi de aynı fikre yaslanıyor. Ne var ki, müze zaman içinde her nasıl büyüdüyse ya da belki sadece miras bürokrasisi ‘orijinal’ hâline dokunulmasın istediği için UNESCO raporlarında müzenin integrity’sine yönelik uyarılar var.

Batı Sanatı Ulusal Müzesi, süre: 03:38

#17

Notre Dame du Haut Şapeli, Ronchamp, 1950-1955

Le Corbusier’nin, Pierre Jeanneret ile ya da yalnız, kariyerindeki hiçbir yapı ile kıyaslanması mümkün olmayacak derecede ‘fotojenik’ yapısı. Belki de kapitalist diyagram içinde mimarlığın, canlı emeği yeniden üreten ve kenti denetleyen işlevinin sona erdiğine ve artık diyagram açısından tek makbul işlevinin spectacular meta ve marka üretimi olduğuna işaret eden erken örneklerden biri. Vahiyci mimardan star mimara geçiş.

The Chapel Notre-Dame du Haut,
Franco Di Capua, süre: 06:42
Ronchamp (1m series),
Fernando Schapochnik, süre: 01:00

Cabanon ve La Tourette’in tersine, burası inzivaya çağıran bir yer değildir artık. Yine, Le Corbusier ne kadar tersini iddia ederse etsin, şapeli Modulor benzeri Corbusien söylemsel araçlar ile ilişkilendirmek zorlama olduğu kadar, yapıya da haksızlık olur. Şapelin yeri Roma döneminden bu yana kutsallık içeren bir hacı ziyaretgâhı. Dolayısıyla uzun bir süredir inşa edilen, dönüştürülen, yıkılan ve yeniden yapılan yapılar zincirine İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılan yapının yerine yapılan Le Corbusier şapeli de eklenir. Ziyaretgâha 1970’lerin başında Jean Prové’nin, 2000’lerde ise Renzo Piano’nun ekleri, bir kez daha UNESCO raporlamalarında ‘eserin bütünlüğünü ve tutarlılığını’ bozan ekler olarak nitelenir.

Bülent Tanju, dünya kültür mirası, kültür mirası, Le Corbusier, mimarlık, mimarlık tarihi, Pazar Sekmeleri, Pierre Jeanneret