Pazar Sekmeleri:
Geçen Yıl

2016’nın arkasından çok konuşuluyor, daha da çok konuşulur. Konuşmaların tinsel tonunun da pek olumlu olduğu söylenemez. 2016 yılında olumlu bir ‘şeyler’ bulmak için debelenirken, her zaman olduğu gibi eş dosttan —iştirakçilerden— yardıma koşanlar oldu. Onların yardımıyla 2016’dan olumluluk ‘şeyleri’ aşağıda. Daha doğrusu, bir kısmı olumlu ‘şeyler’, ama bu da bir şeydir (herhalde).

Black Mirror 
“Doğduğum yıla ve dolayısıyla içinde büyüdüğüm ‘geçiş kuşağının’ bir parçası olduğum için hep şükrederim. Commodore ve Atari imkânsızlığından, ilk olarak bilgisayar oyunlarına adapte olan kusurlu 3D evrenine; ilkokulda anlamsız bir heyecanla beslediğimiz sanal bebeklerden, smartphone ve VR/AR dünyasına geçişi hiçbir sıkıntı yaşamadan deneyimleyen ve yaşantılarına entegre etme imkânına sahip olan ‘ilk nesil’ oluşumuz, bizim kuşağı, hayatlarının daha geç bir döneminde bu gelişmelere maruz kalıp, alışkanlıklarını ona göre adapte etme gayretine giren önceki kuşaklardan ayırıyor. Buna rağmen, mesleğinin hiçbir teknolojik ilerleyişini takip etmeyen, hatta onlardan bihaber olan, başka her alanda taşıdığı itkiyi grafik tasarım evreninde gösteremeyen biri olmanın ikiyüzlülüğüyle beraber; üçüncü sezonun her bir bölümünü, güncelde sahip olduğumuz teknolojik imkânların yakın gelecekte evrilebileceği potansiyel birer paralel evren tablosu gibi görüyorum. Sanki tam şu anda, önemli bir yol ayrımındayız ve bu dizi bize, herhangi birini seçmemiz hâlinde başımıza neler gelebileceğinin birer saatlik kesitini sunuyor. Korkutucu olduğu kadar heyecan verici; karamsar olduğu kadar da kritik kararların arkasındaki sorumluların hâlâ ‘biz’ olmasından ötürü ‘umut verici’.” [Sarp Sözdinler]

Black Mirror, Official Trailer,
3. Sezon, süre: 02:08

Marul  
“Marul Bayramı’nda bu sene Gümüşdere’de yetişmiş Yedikule marulunu, Yedikule’de yiyebildik. İnşallah gelecek sene Yedikule’de yetişmiş Yedikule marulunu, Yedikule Bostanları’nda yiyebileceğiz.” [Ali Taptık]

Tipsiz
“Türkiye’de demokrasi şakalardan ibarettir ve ancak ‘şakatörler’ politika yapabilir.” [Gizem Aytaç] “Tipsiz”, Ali Cabbar’ın Depo’da 2016 yılında 22 Ekim–27 Kasım tarihlerinde açık kalan sergisi. Ali Cabbar, “Tipsiz”in hikâyesini Açık Radyo’da anlatmış.

Ali Cabbar, “Demokrasi Mızıkacıları”, 2016 (kaynak: Bant Mag.)

System of a Down
“Benim cahilliğim, Memo sayesinde yeni tanıştım. Heavy metal (sanırım thrash metal oluyor) ile Anadolu duygusunu, hiç de adını böyle koymadan, kendiliğinden birleştiren müthiş müzikleri için.” [Arda İnceoğlu]

System of a Down, “Spiders”,
 yön. Charlie Deaux, süre: 03:35

Ursula K. Le Guin 
“2016’nın sonbaharında, akşamları Yaz’ın uykuya dalmasıyla gündemin karanlığı eve dolmaya başlayınca, her şeyi kapatıp Ursula’nın (kendisine ismi ile seslenecek kadar yakınlaştım) anlattıklarına gömülmek, acıyı, ölümü, başarısızlığı, başka bir deyişle, hayatın kaçınılmaz yarısı olan karanlığı kabullenişine ve bunu yaparkenki doğallığına tanık olmak, bana çok iyi geldi. Ölmez inşallah bu sene.” [Sevince Bayrak] 

Carl Freedman’ın Le Guin ile çeşitli konularda yapılmış söyleşileri derlediği Conversations with Ursula K. Le Guin 2008 yılında; kitabın Türkçesi ise, Burcu Erdoğan’ın çevirisiyle 2016 Kasım ayında Agora Kitaplığı tarafından yayımlandı. John Wray’in, Paris Review dergisinin the Art of Fiction dizisi içinde yayımlanan 2013 tarihli Le Guin söyleşisi de son derece keyifli: “Ursula K. Le Guin, the Art of Fiction No. 221”.

Creative Europe 
Türkiye’nin Yaratıcı Avrupa Programı - Creative Europe’dan çekilmesi 2016’nın kötü haberlerinden biri, birçok sanatçının, topluluğun projelerine fon sağlayan, vizyon geliştiren projelerin önünün kapanması gerçekten üzücü.” [Yelta Köm]

Venedik Mimarlık Bienali 
“İlham verici, deneysel, basit, absürd mimarlıkların sadece mekânsal değil, aynı zamanda sosyal çözümler de üretebildiğini gösterdiği için.” [Arda İnceoğlu]

“Bienalin Türkiye Sergisi tartışmalarını önemli buluyorum, uzun zamandır olan en ateşli tartışmalardandı.” [Yelta Köm]

“Alejandro Aravena’nın aynı mekânda daha önce yer alan sanat bienalinin atıklarını kullanarak tasarladığı giriş mekânında cisimleşen, mimarlığın dünyayı bekleyen iklimsel ve ekonomik felaketlere söyleyebilecek bir sözü olduğunu vurgulayan Reporting from the Front temalı sergi düzenlemesi.” [Sait Ali Köknar]

Sanat televizyonu Vernissage TV’den
Venedik 15. Mimarlık Bienali, 2016,
süre: 05:08

Fotoğraf Kitabı Festivali 
“2015’in sonunda aramıza katılan Fotoğraf Uygulama Araştırma Merkezi’nin (FUAM) düzenlediği ilk fotoğraf kitabı festivali bu sene gerçekleşti, şahsen ikincisini görmek için heyecanlıyım.” [Ali Taptık]

Hapishane Ziyareti 
“Benden çok uzak olduğunu sandığım hayatları yakınlaştırdığı için.” [İpek Yürekli]

Arrival 
“Hâkim dillerimizin yapısının aksine, zaman ve kişi kipleri taşımayan, kavramlar üzerinden biçimlenen semantik bir dili anlama ve onunla etkileşime geçme gayreti ve film ekibinin grafik tasarımcısının bu ‘yeni durumu’ görselleştirme şeklini gözlemlemek hayli nefes kesiciydi. Tıpkı küçüklüğümde Spielberg’ün Close Encounters of the Third Kind filminin sonundaki müzik notaları ve renkler üzerinden ilerleyen iletişim gayretini gördüğümdeki gibi bir heyecan yaşadım.” [Sarp Sözdinler] Denis Villeneuve’ün yönettiği Arrival üzerine: “The Nature of our Existence: On Denis Villeneuve’s Arrival”. Filmin müzikleri, İzlanda’dan bir besteciye, Jóhann Jóhannsson’a ait. Manifold’un takdir ettiği bestecilerden Max Richter’in “On the Nature of Daylight”ı ise, filmin açılış ve kapanış sekanslarının müzikal sürprizi.

The Lobster 
“Korkutucu derecede distopik ve müthiş trajik hikâyesi ve çok basit ama etkileyici ortamı için.” [Arda İnceoğlu]

The Lobster, Official Trailer, süre: 02:14

Kaide 
“TÜYAP’taki Artist Sanat Fuarı’nda gerçekleştirilen Umulmadık Topraklar sergisine, Arkeologlar Derneği de “Nâkil” isimli bir projeyle dahil oldu. Sanatçı olarak davetli olduğum bu projede, sergideki nesneleri bir arada tutan Aslıhan Demirtaş’ın “Kaide”si aynı zamanda sergideki en güçlü çalışmaydı. İçerik, eser, sunum yöntemi arasındaki çizgilerin muğlaklaşmasının olumlu bir örneği olarak görüyorum Demirtaş’ın tasarımını.” [Ali Taptık]

Aslıhan Demirtaş, “Kaide”,
fotoğraf: Ali Taptık

Kırmızı Kazak ve How to be a Woman 
“Feminist bakışı zenginleştirdikleri için.” [İpek Yürekli] 
Meltem Gürle’nin denemeleri, Kırmızı Kazak başlığıyla Can Yayınları etiketiyle 2016 yılında piyasaya çıktı. How to be a Woman ise, gazeteci yazar Caitlin Moran’ın kendi gençlik yıllarını anlattığı otobiyografik bir bestseller.

Bob Dylan 
“Çok alelade olacak, ama 2016’da bence en ilginç kültürel olay Bob Dylan’ın Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması. Bu önemli bir değişime işaret ediyor ve popüler kültür kavramının artık bir anlam taşımaz hâle geldiğini ortaya koyuyordu. Kültürel üretimin hiyerarşik bir sınıflama mantığıyla irdelenmesi imkânlarının bugün epey azaldığını düşünebilirim. Ancak, öte yandan da ödüllerin artık içeriksizleşmesi gibi bir durumdan da konuşmak zor değil. Bir etkinlik alanında siyaseten doğruculuktan medet umulmaya başlanmışsa, ödül sistemi de ayakta durmamaya başlamış demektir. Dolayısıyla, Dylan’a ödül verenlerin gerçekten anlamlı bir iş yapabilmeleri için verilen ödülün muhafazakâr bir zeminden bakıldığında irkiltmesi, rahatsız etmesi gerekirdi. Dylan’ın ödüllendirilmesi böyle tepkiler doğurmadı. Herkes bu yeni durumu kayıtsızlıkla karşılamışsa, yani ödülün bir bildik romancıya verilmesiyle Dylan’a verilmesi arasında radikal bir fark görülmüyorsa, bana önemli gelen bu değerbilirliğin çok fazla ciddiye alınması da belki gerekmiyordur. Çünkü, dünyada böyle bir demokratik ve eşitlikçi kültürel açılım eğilimi gözlemiyorum. Aksine, genel bir umursamazlık sanki daha yaygın.” [Uğur Tanyeli]

“Nobel jürisinin ödülün kurumsal etkisinin yeni kitleler üzerinde ne kadar zayıfladığını kavramış olup, devleri yardıma çağırması açısından.” [Sait Ali Köknar]

Dylan’ın katılmadığı Nobel ödül töreninde, Patti Smith Dylan’ın 1962 tarihli ikinci albümü Freewheelin’ Bob Dylan’dan “A Hard Rain’s A-Gonna Fall” adlı şarkısını seslendirdi. Dylan’ın, özellikle Smith’in duraksadığı kısımdaki dizeleri, bugünden bakıldığında, hayli distopik ögeler içeriyor:


Oh, what did you see, my blue-eyed son?
Oh, what did you see, my darling young one?
I saw a newborn baby with wild wolves all around it
I saw a highway of diamonds with nobody on it
I saw a black branch with blood that kept drippin’
I saw a room full of men with their hammers a-bleedin’
I saw a white ladder all covered with water
I saw ten thousand talkers whose tongues were all broken
I saw guns and sharp swords in the hands of young children
And it’s a hard, and it’s a hard, it’s a hard, it’s a hard
And it’s a hard rain’s a-gonna fall

Patti Smith, Nobel ödül töreninde söylüyor: “A Hard Rain's A-Gonna Fall”, süre: 08:30

Endeavour
“Kırılmış kalpler ve karmaşık karakterleri, ve tabii Oxford için.” [İpek Yürekli]

Loyelow 
“Şehrin karmaşasından vakit bulamayıp biraz geç görebildiğim, ben geç kalmışken galerisinin de erken sökmeye başladığı yerleştirmesine rağmen, farklı mecralardaki varlığıyla (galerideki sergi, kitap, sosyal medyada da tüm bunların izleri, belgeleri) heyecan verici bir sergiydi Deniz Gül’ün Loyelow’u.” [Ali Taptık]

David Bowie
“Yorum yapmam zor. Pek çok farklı tarzda üretebilmiş, üstelik bunu yaparken o tarzın olanaklarını genişletebilmeyi başarmış, yine çok farklı kesimlerden çok geniş insan kitlelerinin beğenisini toplamış, müziğini çevreleyen görsel dünyayı da zenginleştirmiş yaşam boyu üretimiyle. Pek çok ölüm var ama iş Necronomicon’a döner. Bu kapsamda Bowie yeter.” [Sait Ali Köknar]

David Bowie, “Lazarus”, süre: 04:08

Karadeniz 
“İnternetteki karşılaşmalar, beni benden genç bir meslektaşımın sürdürdüğü çalışmasıyla tanıştırdı. Cansu Yıldıran’ın hâlen üzerine çalıştığı Karadeniz projesinin evrileceği son ürünü merakla bekliyorum.” [Ali Taptık]

Asfalt 
“Çok geniş tuvallerin, asfalt kullanılarak resmedildiği sergi. Kokusuyla da.” [Sait Ali Köknar] Albert Scopin’in asfalt resimleri, 10 Nisan–8 Mayıs tarihlerinde, Berlin Elisabeth Kilisesi’nde sergilendi.

Atarım Kendimi Aşağı 
“Bizim evden çıkıp, yoldan aşağı on beş dakika yürüyünce derin bir vadiden geçen tarihi bir köprüye ulaşılıyor. Aşağı yukarı 28 yıl önce bu köprüden, dünyadaki ilk modern bungee jumping atlaması yapılmış. Ayaklarına kauçuk bağlayan bir-iki deli Oxford öğrencisi atlamış ve hemen ardından tutuklanmış.
Bu hikâye aklımdayken, tesadüfen, bungee’nin ticari bir şekilde yapılmaya başladığı ilk memlekete yolum düştü. Harika mavilikteki bir ırmağın üzerinde, yaklaşık elli metreden kendimi boşluğa bıraktım (Resimdeki benim!). Korktum, hem de çok korktum üç saniyelik düşüşte.
Ama 2016 yılında beni olumlu olarak etkileyen en önemli hadise buydu. O korkuyu unutamıyorum. O korkuya rağmen deli cesaretiyle atlayabilmeyi de unutamıyorum. Hayatla aramızdaki bağın aslında ne kadar tesadüfi olduğunu, ara sıra anımsamak neden önemli, anlamış oldum.
Şimdilerde bizim mahalledeki köprüden geçerken ‘bağlarım bileklerime lastiği atarım kendimi aşağı’ diye bağırasım geliyor!” [Can Başkent]

Can Başkent bungee jumping sırasında, fotoğraf: Lauren Fleishman, 2016

3. İstanbul Tasarım Bienali
“Küratörleri Mark Wigley ve Beatriz Colomina’nın dünyayı bekleyen sıkıntıları, Aravena gibi cepheden olmasa da, teğet bir yaklaşımla tartışmaya açtıkları Biz İnsan mıyız? sergisi” [Sait Ali Köknar]

Manifesto 
“Bütün sene içinde yaşadığım en etkileyici deneyim. Julian Rosefeldt’in 20. yüzyıl ve günümüz manifestolarını derleyip on üç kısa film ile görselleştirdiği, bütün filmlerin başrollerini inanılmaz bir performansla Cate Blanchett’in ete kemiğe büründürdüğü yerleştirme. Filmler, Fluxus’tan fütüristlere, Jarmusch’tan von Trier’e manifesto metinlerini orta sınıf bir ev kadını, bir haber spikeri, ilkokul öğretmeni, evsiz bir adam gibi tiplemeler üzerinden —Berlin’in şaşırtıcı derecede geniş mekânsal deneyim arşivinden de yararlanarak— tekrar tartışmaya açıyor. Yaklaşık onar dakikalık farklı öyküler anlatan filmler, döngüsel gösterimin ortasında Cate Blanchett’lerin kameraya bakarak konuşmaya başlamasıyla bütünleşerek doruk noktasına ulaşıyor. Metin, kurgu, mekân seçimleri ve ses tasarımıyla etki bırakan bir iş.” [Sait Ali Köknar] Sergi, 10 Şubat–6 Kasım 2016 tarihlerinde, Berlin Hamburger Bahnhof Güncel Sanat Müzesi’nde gerçekleştirildi.

Julian Rosefeldt, “Manifesto”,
sergi üzerine film, süre: 02:43

Mario Prassinos
“20. yüzyıl başında İstanbul’da doğup Fransa’nın önemli ressamlarından birisi olmuş Prassinos’un, Pera Müzesi’nde gerçekleştirilen, incelikle araştırılıp kılcal ilişkilere inmiş sergisi aynı zamanda az bilinen cumhuriyet öncesi İstanbul’unu arka plana alıyor.” [Sait Ali Köknar]

Tek ve Çok
“Seksenleri çalışırken kaçınılmaz olarak kapılınılan tüketim kültürü söyleminin dışında, üretim kültürüne ve coğrafyamıza has özgün kopyalara odaklanan araştırma sergisi.” [Sait Ali Köknar]

6 Eylül–13 Kasım 2016 tarihlerinde Salt Galata’da gerçekleştirilen “Tek ve Çok” sergisi, Manifold’un da 2016 yılından hatırlamak istediklerinden.

İnsanlık
“2016’da beni en çok etkileyen şey, kötü bir şey. Sanat, edebiyat, kültür, düşünce gibi ayaklarımızın altına bir zemin sağladığını sandığımız şeylerin ayaklarımızın altından kaymaya başlaması. Düşününce görüyorum ki bütün bunlardan oluştuğu söylenen ‘uygarlık’ fikri de beni hiçbir zaman gerçekten ikna etmedi. Her insan faaliyetinin gerisinde bir yanardağın kaynamakta olduğuna dair bir duygum daima vardı. Ama yanardağ hep orada kaynayıp dursa da, insanın yaratıcı-yıkıcı yanının sanatlarda, düşüncede kusursuzlaştığına, dünyaya bir bütünlük, bir uyum olarak tercüme edildiğine dair bir duygum da vardı. O duyguyu tamamen kaybettim demeyeceğim, ama kaybetmeye başladım. İşin yükünü üstünkörü barbarlara da yıkamayacağım, o kadar kolay değil, hepimiz buna katkıda bulunmuş olmalıyız. Kuzey kutbunda buzdağları eriyormuş; küresel ısınma bir yana, bence erimeye başlayan her şey hakkında anlamlı olan tek mecaz bu.” [Fatih Özgüven]

2016, Manifold, Pazar Sekmeleri