Pazar Sekmeleri:
Futbol

Tamam, Türkçe dahil pek çok dilde futbol bu oyunun adı da, yine de nereden çıktı bu soccer? Ve yine, nedir bu bitmeyen İngilizce konuşanlar arasındaki kavga gürültü?

John Cleese hakikati ifşa ediyor, süre: 1:54 
The Art of Football from A to Z
isimli belgeselden.

Anadili İngilizce olan bir blogger’ın şu post’unun şiddeti durumu göstermeye yeterli:

« Repeat after me: 
It’s football, not soccer. 
It’s football, not soccer. 
It’s football, not soccer. 
It’s football, not soccer. 
It’s football, not soccer. »

Evet, tam beş kez. Meselenin tarihine de ilişen hızlı bir değerlendirme: “Why Americans Call Soccer ‘Soccer’?” Metnin başlığının altında ki küçük not manidar —Atlantic dergisinin ABD kökenli olduğunu unutmamak kaydıyla: “The British started it.” Atlantic metninin ağırlıkla kaynak olarak kullandığı ve söz konusu sözcüklerin (football ve soccer) kullanımının toplumsal tarihi hakkında daha derinlikli bir makale ise başlığını yukarıdaki blog metninden alıyor: “It’s Football not Soccer”.

Aşağıdaki harita football ve soccer sözcüklerinin dünyadaki yayılımını gösteriyor. Yeşil bölgelere dikkat! Dünyanın özgür ruhlu, en azından bu konuda kafalarına göre takılan dillerinde futbol: Calcio, bola sepak, ball-pwe vb.

(kaynak: zoomdout.com)

Sözcükler ile olaylar arasındaki ya da genel olarak hayat içindeki bağlantıları rasyonel olarak görmek ve mümkünse gelecekteki bağlantıları öngörmek insanlığın takıntılı arzuları arasında. Hem bilim ve felsefe benzeri kimi pratikleri, hem de kimi siyasi pozisyonları mümkün kılan arzu grubunun içinde, aynı takıntının yer aldığını söylemek de mümkün. 1966 yılından bugüne, dünya kupalarında kronik başarısızlıkların takımı İngiltere’nin (football mu soccer mı kararsızlığından olmasın?) 2014 Dünya Kupası’nda başarılı olması için gerekli optimal koşulları Stephen Hawking anlatıyor. 66 kupasından 2014’e, İngiltere’nin dünya kupalarında oynadığı 45 maçı, General Logistic Regression Modelling adını verdiği yöntemle inceleyen Hawking’in betimlediği optimal koşullar 2014 yılında da bir araya gelmemiş olmalı ki, 2014 Kupası da İngilizler için iyi geçmedi.

“Professor Stephen Hawking
on England at the World Cup
and how to score the perfect penalty”,
süre: 2:10

Kuşkusuz bazı düşünürler için, olaylar arasındaki bağlantılar, pek de Hawking’in varsaydığı gibi rasyonel değil veya şöyle de ifade edilebilir: Hawking’in betimlediği optimal koşullar bir araya gelse dahi, İngiltere 2014 kupasında başarısız olabilirdi. Olaylar arasındaki bağlantının, akılcı değil “absürd” olduğunu söyleyen Albert Camus’nün, üzerinde hayli spekülasyon yapılan ve 18 yaşında yakalandığı tüberküloz ile kesilen bir futbol geçmişi var. A Matter of Life and Death: A History of Football in 100 Quotations [Ölüm Kalım Meselesi: 100 Alıntıda Bir Futbol Tarihi] isimli bir kitabı olan Jim White’dan, Albert Camus’nün kaleciliği ile başlayıp Zinedine Zidane ile biten, kısa ve güzel bir metin: “Albert Camus: Thinker, Goalkeeper”. Metnin bir yerinde, kabaca, şöyle bir ifadesi var White’ın: “Camus gibi bir felsefecinin, kendisini kale direklerinin arasında bulmasında uygun bir yan var. Kalecilik yalnız bir iş, takım etiği içinde yalıtılmış bir birey, farklı mahcubiyetlerle oynayan bir birey. Takımı gol atarsa, kaleci bilir ki, bu golün onunla hiçbir alakası yoktur. Ne var ki, eğer rakip takım gol atarsa, tamamı kendi hatasıdır. Kalesinde nöbete dikilen Camus’nün, pozisyonunun absürdist doğası üzerine düşünecek bir hayli zamanı olmuş olmalı.”

Kaleci yeniyetme Camus, önde kasketli (kaynak: nostanding13.wordpress.com)

Belki hakkında çok konuşulan elitizminden, belki iki kale direği arasında hiç durmamış olmaktan şöyle demiş Borges: “Futbol popülerdir, çünkü aptallık popüler.” Borges futbola uzak bir elitist olabilir, ne var ki ondan daha kesin olan popülist totaliter rejimlerin dikkatli bir gözlemcisi olduğudur. 1967 yılında yayımlanan ve Adolfo Bioy Casares ile birlikte yazdıkları “Esse Est Percipi” [Var Olmak, Algılanmış Olmaktır] adlı kısa öykünün ortalarında bir yerde şöyle der öykünün karakterlerinden biri: “Buenos Aires’te bir futbol maçının oynandığı son tarih 24 Haziran 1937’dir.” O tarihten sonra, hiçbir futbol ‘olay’ı olmaz, öykünün distopik Buenos Aires’inde. 24 Haziran 1937’den sonra futbol, radyo ve televizyonlarda, sadece ‘sahnelenir’, tıpkı hayat gibi.

Borges’i çok karamsar bulabilir ve futbolun 1937 yılından bu yana sadece radyo ve televizyonlarda sahnelendiği iddiasına itiraz edebilirsiniz. Oysa, tersini söylemek de mümkün: Borges bir iyimserdi. Sahne ve gösterinin radyo ve televizyonlara sığması olanaksızdı. Nitekim sığmadı da, taştı: 1930’ların şimdi çocuksu gözüken setleri, milyarlık bir gösteri endüstrisinin mabetleri olarak inşa edilen stadyumlara dönüştü.

Yine de futbol, sadece tek yönlü işleyen bir olay değildir; Borges’in distopik dünyasında bile futbol, oyuncular ve izleyiciler için, o ya da bu şekilde hâlâ bir ifade alanı tanımlar. Bu ifade kimi zaman sadece, teşhisi daha kolay olan, şiddet yüzünü gösterebilir: “A Sociological History of Soccer Violence”. Söz konusu ifade olanağının, küresel dünyanın karmaşık sınıf, din, etnisite, toplumsal cinsiyet vb. örüntüleri içinde, hem kullanılmasının hem de okunmasının daha zor olduğunu kestirmek önemli: “How Soccer Explains the World”. Hele bu ifade olanağının, Bend It Like Beckham örneğinde olduğu gibi, şeker pembesi bir renkte ortaya çıktığı hiç olmuş mudur, emin değiliz:

Bend It Like Beckham, trailer, süre: 1:52

Afrika Futbol Birliği Türkiye’nin Facebook sayfası ve Somalili Adnan’ın hikâyesi, Gurinder Chadha’nınkinden, en azından daha farklı bir resim görmeye olanak sağlıyor: “The African Dream of Football is Played in Istanbul” Sadece futbolcuları değil, genel olarak İstanbul’daki Afrikalı göçmenlerin hayallerinin farkına varmak için, başka renkler seçmek gerekiyor.

Al Jazeera World –
“Istanbul My Dream”,
Melek Demir; süre: 43:41

Afrikalı çocukların futbol oynayabilmek için buldukları malzemelerle yaptıkları topların yanına Adidas Beau Jeu’yu koymak pek anlamlı olmayabilir. Öte yandan profesyonel futbol topunun tarihinde ilginç hikâyeler var. Siyah beyaz beşgen ve altıgen 32 panelden oluşan —futbol denince hepimizin aklına gelen— ikonik topun Buckminster Fuller tarafından tasarlanmış olduğu iddiası bunlardan biri. Aslen Danimarkalı amatör kaleci Eigil Nielsen’ın 1962 tasarımından yola çıkılarak “Telstar Erlast” adıyla üretilmiş olan top, ilk olarak 1968 Avrupa Şampiyonası’nda ve daha sonra 1970 Dünya Kupası’nda kullanıldı. 2006 Dünya Kupası’nın 14 panelden oluşan “Teamgeist”ından beri Adidas, kupalar için hep farklı bir top üretiyor. 2014’te üretilen ve 6 panelden oluşan “Brazuca” ismi halk oylamasıyla belirlenmiş olan ilk top. Topların bilimsel olarak test etmekse üniversitelere düşüyor: “Physicists Say New World Cup Soccer Ball Design Has Big Impact.” Rio’daki olimpiyat finallerinde Brazuca ile oynandı. “Güzel oyun” anlamına gelen “Beau Jeu” ise UEFA Euro 2016’nın resmi toplarından. Belki de İsviçre-Fransa grup maçında patladığından, yerini “Fracas”a bırakmış.

“Daha sonraları kadınlara aşık olacağım gibi, aşık oldum futbola: Aniden, açıklanamaz, olduğu gibi, getirebileceği acı ve kargaşayı hiç düşünmeden…” İlk gençlik yıllarını anlattığı otobiyografik kitabı Fever Pitch’de [Futbol Ateşi] böyle yazıyor Nick Hornby, futbol ve Arsenal ile ilişkisi hakkında. Nick Hornby çok satanlardan ürken bir yazar değil, nitekim Fever Pitch de çok sattı; önce İngiltere’de filme çekildi, sonra, yetmedi, Amerikan versiyonu da yapıldı. Yine de, kitapta bu dünyanın renkleri, Chadha’nın filmine oranla daha fazla, var. Futbol ve sanatın, futbol ve film veya futbol ve edebiyattan daha iyi bir çift olduğunu düşünenler olduğunu da ekleyelim.

Monty Python’s
Philosopher’s Football Match,
süre: 03:47

Belki, Borges cümlesinin yarısında haklıdır: Evet, aptallık popüler olabilir, ama futbolun popüler olmasında aptallıktan daha fazlası vardır. Tıpkı Monty Pyton’da olduğu gibi.

football, futbol, Manifold, Pazar Sekmeleri, soccer