fotoğraf: Andy Rogers
(CC BY-SA 2.0)
Pazar Sekmeleri:
R’den U’ya Geçen Yıl

RAİFE POLAT

Fenerbahçe Parkı içindeki Topluluk Bahçesi (bahçemiz), emek veren herkes için öğrenme, paylaşma, üretme ortamı olduğu için 2017’nin en değerli kazanımıydı. Kentte tarımın mümkün olabileceğini deneyimledik, toprağın işleyişini anlamaya başladık, yapraklarından sebzeleri ayırt edebilmenin, metropolün ortasında karpuz yetiştirebilmenin hazzını yaşadık, okullardan gelen öğrencilerin sebzelerin büyümeleri karşısındaki heyecanına ortak olduk. İstersek başarabileceğimizi anladık. Sıra sürdürebilmekte…

Tüm muhafazakârlığına karşın Tanrı’yı sorgulayabilme cesaretini gösterdiği, bunu yaparken neyse o olma hâlinden ve dürüstlüğünden taviz vermediği, kendinden beklenilen klişeleri elinin tersiyle geri çevirebildiği için etkileyiciydi genç papa:
—Tanrı’ya inanıyor musun?
—Aaa, evet inanıyorum.
—Ben inanmıyorum. Tanrı’ya inananlar başka hiçbir şeye inanmıyor. 

diyebildiği için.

The Young Pope,
yön.: Paolo Sorrentino, 2017,
official trailer

Öte yandan Paolo Sorrentino adı tek başına yeterli aslında The Young Pope’un çekici olabilmesi için. Bazı oyuncuların oyununun ‘büyük’ olduğu söylenir. Genellikle tiyatroda geçerlidir bu ve karakter o ‘büyük’ oyunun altında ezilir. Oyunculuk karakterin önüne geçer, inandırıcılığını yitirir. Dizinin yazar ve yönetmeni Paolo Sorrentino’nun görüntülerini de ‘büyük’ olarak tanımlayabilirim. The Great Beauty’de ya da Youth’ta da şahit olduğumuz gibi. Ancak sadece iddialı ve öne çıkan olduğu için değil, haz veren bir estetiği kendiliğindenmiş hissini vererek yansıtabilmesindeki başarısı nedeniyle ‘büyük’. Ne istediğini net olarak bildiği, aktarabildiği ve yönetebildiği için ‘büyük’. Gerçek bir şölen Sorrentino’nun sineması. (Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan ilk dizi olması nedeniyle rahatlıkla sinema olarak tanımlayabiliriz sanırım The Young Pope’u.) Jude Law’un eşsiz oyunculuğu ve müziklere girmiyorum bile ve ikinci sezon The New Pope’u merakla bekliyorum…

Yaşamıma girdiği, eli kalem tutan yeni insanlarla tanışmamı sağladığı için Manifold

REFİK ANADOL

Blade Runner 2049. Sekiz yaşındayken tanıştığım ilkinden sonra, devamını şu an ilham aldığım ve yaşadığım şehir Los Angeles’da izleyip filmden çıkıp yakın geleceğe dair aynı şehirde düşünebilmek, tartışabilmek adına çok etkilendim. Bir diğeri ise makine zekâsı. Ne kadar üstün ve değiştirici bir güç. Heyecanla geleceği düşünüyorum.

Blade Runner 2049,
Denis Villeneuve, 2017,

official trailer

SAİT ALİ KÖKNAR

Günler, Ahmet Doğu İpek’in son derece detaylı çizimlerini yakından görebildiğim soluk kesici bir sergiydi. Çizerek inşa edilmiş, kendi mantığını açığa çıkaran, aslında olmayan ama olması gayet mümkün kayalar, böcekler, şehirler inşa edildikleri düzlemden taşarak içinde bulunduğumuz gerçekliği işgal edecek gibiydi. Ha, bir de bir insan bunu nasıl yapabilir dedirten teknik üstünlük de cabası.

Minimal ve sade çağdaş sanat işleri, bende genelde bir tebessümlük ömre sahip. Abbas Akhavan’ın, Salt Galata’nın üst katlarından bakıldığında tarihi yarımadayı arka planına alacak şekilde yerleştirilmiş işi “Ağaca Balta Vurmuşlar” kullandığı metin, malzeme ve yapma şekliyle pek çok çapraz okumaya izin veren, insanda uzun süre kalan düşündürücü bir yerleştirme.

Metin Üstündağ’ın kâğıt, plastik poşet ve her türlü şeyin üzerine çizdiği basit ağlamaklı ikonik figürlerden oluşan Ağlak Muğlak sergisi şaşırtıcı derecede etkileyiciydi. Met Üst’ün bambaşka incelikte takıntılı yönleri de varmış meğer. Kadraja alıp tartışmaya değer. Sergi, sürprizli sergileriyle alttan ve derinden bir kürasyona sahip dedirten Amerikan Hastanesi içinde kurulmuş olan Operation Room galerisindeydi.

Sene başında Salt Galata’da açılan, emektar Arredamento Mimarlık dergisinin sergisi özellikle içeriğinin incelenip görselleştirildiği bölümüyle araştırmacı bünyeler için birebirdi.

Şu sıralar hâlâ gezilip görülebilecek Stüdyo-X’teki Düşünme ve Görselleştirme Aracı Olarak Türkiye’de Mimari Maket sergisi. Eğer bir gün Türkiye’de bir mimarlık müzesi kurulacak olsa o müzede yer alması gereken maket bölümü işte böyle bir şey olmalı bence.

Seksenlerde büyüyenlerin tanıdığı sayısız gönderme içeren, adeta seksenli yılların tüm ikonik filmlerinin bir blender’da karıştırılıp parçalarının tanınmaz hâle gelip hemhal olduğu bir yapım Stranger Things 2. Çocuk, ergen ve yetişkinlere ilişkin tüm klişe öyküleri kırıp çaprazlayarak tek bir anlatıda bütünleştiren, sanki kuşaklar üstü bir şeyler söylemeye çalışan dizi değil de uzunca bir film tadında. Seksenler konusunda objektif olamayabilirim. İnsanın memleketi çocukluğuymuş. Memleketim gibi bir dizi o hâlde.

Logan, yön.: James Mangold, 2017,
official trailer

Pop kültürden beklenmeyecek kadar hazin, ağır ve didaktik bir film Logan. 2017, “süper kahramanların bile çaresiz kaldığı bir yıl mıydı?” diye sorduruyor insana.

Walter Benjamin ile Bertolt Brecht’in tamamen zıt, ama birbirlerini besleyen düşünce dünyalarının temalarına göre ayrıştırılmış mektup ve yazışmalarının orijinallerini görebildiğimiz, bunların paralelinde ikili hakkında sipariş edilmiş veya önceden yapılmış sanat işlerinin yer aldığı bir sergi Benjamin and Brecht. Thinking in Extremes. Sergideki dopdolu malzemenin arasından seç bir tanesini derseniz Zoe Beloff’un henüz bitmemiş kırk beş dakika uzunluğundaki filmini söyleyebilirim. Filmde Brecht İranlı bir göçmen ve Benjamin siyahi bir oyuncu olarak bazen tarihten tanıdığımız bazen emprovize konuşmalarla günümüz New York’unda gezinirken mekân-zaman arasındaki sınırları kırarak sahicileşiyorlar.

Tevfik Balcıoğlu’nun özverili girişimiyle eski bir sıbyan mektebi yapısını yenileyerek kurduğu Urla Tasarım Kütüphanesi Faruk Tabak Okuma Odası tasarımcı ve araştırmacılar için önemli bir durak noktası olacak.

Urla’da aynı sokakta açılan Türkiye permakültür çevrelerinin yakından tanıdığı Mustafa Bakır ve Iraz Candaş’la karşılaşabileceğiniz, tavana kadar kitap dolu adeta tematik sahaf, Öte Sahaf.

Pera Müzesi’ndeki Louis Kahn’a Yeni/den Bakış sergisi Bülent Erkmen’in vertigo yaratan yerleştirmesi ve hakkını veren detaylı içeriğiyle gezmeye, incelemeye ve tekrar gezmeye değer.

İstiklal’e doğru açılan yeni Yapı Kredi Kültür Sanat binası, sadece yerelde değil global ölçekteki mimarlık kültürüne önemli katkılar sağlayıp çok tartışılacak.

Bladerunner 2049 ile Denis Villeneuve bir devam filmi çekmemeyi başarmış. İlkiyle aynı evrende geçiyor evet. Ama kendi başına ayakları üzerinde durabilen, yeni sorular sordurabilen, iz bırakan bir yapım olmuş.

Sakatlık temasıyla yayın hayatına başlayan, sakatlar için sesli olarak da hazırlanan ama bundan böyle hep sesli olmayı hedefleyen deli işi bir dernek, Mekânda Adalet Derneği’nden deli işi titizlikte bir dergi: Beyond İstanbul.

Twin Peaks bölüm sekiz, sinema tarihinde üç yüz bin kişinin aynı anda seyredebildiği, ana akım televizyonda yayınlanabilmiş en etkileyici, en acayip, en zihin delici deneysel film yapımı dersem abartmamış olacağım.

Mavilerin laciverte, kırmızıların kahverengiye, kontrastların bulanık loşluklara dönüştüğü onca sevdiğim Batman, Battlestar Galactica, Star Trek: Discovery benzeri yapım arasından parıl parıl renkler ve ütopyacı tutumuyla sıyrılan bir Uzay Yolu parodisi the Orville. Uzay Yolu’nun iflah olmaz iyimserliğiyle alay edecekmiş gibi başlayıp idealler ve doğrular huzurunda saygıyla eğilerek seyirciyi ters köşeye yatıran, hani adeta aslından daha iyisini yapmayı başaran çakma bir uzay gemisi dizisi. Her bölümü üzerine uzun uzun tartışılabilecek malzeme ve yaşama sevinci veriyor. Şu sıralar herkese lazım.

SARP SÖZDİNLER

(2017 yılı benim için büyük çoğunlukla ‘gecikmiş karşılaşmaların’ yılı oldu. Dolayısıyla, beni etkilediğini iddia edeceğim ‘şeyler’ pek de güncel değiller. Olsun varsın.)

The Killing of A Sacred Deer, çünkü yıl içinde “sinema var!” dedirten ilk şey oldu. O salonun içinde avuçlarım terledi, ensem kasıldı, bağırsaklarıma kramp girdi. Yunan mitolojisi ve Iphigenia’nın hikâyesi olsa olsa bu kadar incelikli şekilde ve Lanthimos tarafından günümüze uyarlanabilirdi.

Timelapse - “Demon with Bowl”,
Damien Hirst, 2017, süre: 01:00

Damien Hirst’ün Venedik Bienali’ndeki sergisi Treasures from the Wreck of the Unbelievable’da yer alan “Demon with Bowl” heykeli, çünkü bugüne dek gözlerimle gördüğüm en heybetli ve muazzam şeydi. Uzun süredir herhangi bir şeye on dakikadan daha uzun süredir gözlerimi ayırmadan bakmadığımı hatırlattı.

Frederick Wiseman filmleri, çünkü In Jackson Heights ve Ex Libris: New York Public Library sinema evreni içinde karşılaşması zor, ilişkilendirildiği belgesel janrını bence yeniden tanımlayan, şahane psiko-coğrafya tezleri.

In Jackson Heights,
yön.: Frederick Wiseman, 2015,
official trailer

Kendrick Lamar albümleri, çünkü To Pimp a Butterfly uzun süredir müziğin başına gelen en güzel şeydi ve içeriği 2017 yılında hâlâ güncel konularla ilişkili, hâlâ aynı etkiyi yaratıyor.

Ezhel, çünkü Müptezhel albümü bizi, ‘istirham eden’ uzaylı dilli ve kurak eski yerli rap’ten kurtardı.

“Şehrimin Tadı”, Müptezhel,
Ezhel, 2017

Jason Aaron çizgi romanları, çünkü Nic Pizzolatto ve Harmony Korine’den sonra low-life white trash suç öykülerini hâlâ en iyi o yazıyor (bkz. Scalped). Daniel Clowes çizgi romanları, çünkü Patience bu yıl içinde okuduğum en rol yapmayan, dolaysız ve nitelikli hikâyeye sahip.

Donna Tartt kitapları, çünkü ilk kez bir kitap iki yıl boyunca bana eşlik etti. 850 sayfalık Goldfinch’in baş karakteri Theo Decker, hangi duygu durumlarından geçtiyse, muhtemelen aynılarından, kitapla etkileşimimle eşzamanlı ama karışık sırayla ben de geçtim. Şimdi ise elimde Turtles All The Way Down var ve John Green’e gönlümü kaptırmaya meyilliyim.

Twin Peaks ikinci sezon, çünkü o sekizinci bölüm neydi öyle? Sight & Sound dergisi, 2017 yılının en iyi filmleri listesinde bu sezonun 18 bölümünün toplamını tek bir film gibi ele alıp, ikinci sıraya yerleştirmiş.

SEMA SERİM

Mekâna ilişkin klişelerin ya da klişe olarak mekânın neredeyse bütün içeriklerinin mimarlıktaki çağrışımları problemli. Georges Perec’in kendi kısıtlarını kendi yaratan ve neredeyse her türlü kısıtın olumsal olduğunu hatırlatan bakışı, mimarlığın bilgi alanının mekân üzerine ürettiği klişelerden sıyrılmak için bir fırsat sunmakta. Mekân Feşmekân mimarlığın mekânlarına yeniden bakmayı önermekte ve görülebileceklere ilişkin vaatkâr bir eksen belirlemekte. Bendeki heyecan, kitabın sağladığı edebi coşkuyla olduğu kadar, mekâna ilişkin tartışmada doğrudan araçsallaştırılabilecek bir potansiyel barındırmasıyla da ilgili muhakkak.

Barok Üzerine Tartışmalar Seminerler Dizisi, Aksanat, 11–26 Mayıs 2017: Mehtap Serim’in Barok Aşırılık: Bir Modernlik Zemini kitabı üzerinden yapılan seminer dizisi. Türkiye kültürel ortamında bir kitabın organize bir şekilde tartışmaya açılması iyi.

Vardiya proje dosyasından,
kaynak: IKSV

Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda yer alacak Vardiya projesinin yapmaya çalıştığı, hazırlık ve sergi sürecinin dolayısıyla mekânın ya da mekânda olanın değil zamanın temaşaya açılması olarak okunabilir. Bu kurgu, daha en başından projeyi ilginç kılmakta.

SEVİNCE BAYRAK

Geçmişi yıllara göre ayırarak çerçeveleyip, herhangi bir cümleye “2010 kışıydı…” diye başlayabilen biri olmadığımdan, her sene Manifold bu soruyu sorduğunda şöyle bir geriye bakmak yerine, tam o anda beni olumlu etkileyen ne varsa onu yazıyorum; yani aslında verdiğim yanıt amacına ulaşmıyor. Geçen sene Manifold’da yılın son Pazar sekmesinde, o günlerde okuduğum Ursula Le Guin’in söyleşilerinden söz etmişim. Bu sene aynı soruyu görünce önce 2017’de beni olumlu etkileyen hiçbir şey olmadığını düşündüm, derken az önce bitirdiğim ve beni çok heyecanlandıran ve mutlu eden, kafamdaki kurtları ise sakinleştiren kitap aklıma geldi; Ursula Le Guin’in “hikâye denizine yelken açma kılavuzu”: Dümeni Yaratıcılığa Kırmak. Sadece yazı yazmak için değil, herhangi bir yaratıcı eylem için —çizmek, tasarlamak, yaşamak…— yol gösteren kitaptaki sadece şu cümle bile bu kitabı sevmeye yeter: “Hikâyenizdeki hiçbir şey ‘bir şekilde’ olmaz. Siz yazdığınız için olur. Sorumluluk üstlenin!”

SİBEL BOZDOĞAN

Hayvana şiddet haberleriyle dolu bir yılda çok farklı bir insan-hayvan ilişkisi belgelediği için; İstanbul’un bildiğimiz, sevdiğimiz, özlediğimiz ama içinde yaşadığımız bunalımlı zamanlarda epeydir unuttuğumuz yüzünü tekrar gösterdiği için Ceyda Torun’un Kedi filmi.

Kedi, yön.: Ceyda Torun, 2017,
official trailer

Casus romanı tadında okunduğu için; yakın tarihimize dair çoğunu iyi hatırladığımız ama yaşarken iç yüzünü bilmediğimiz bazı olayların arka planını ortaya serdiği ve uzun, titiz bir araştırmanın ürünü olduğu için Murat Yetkin’in Meraklısı İçin Entrikalar kitabı.

“Beuys Yeraltında” (video yerleştirmesi, İnci Eviner) – İki defa gidip karşısında dakikalarca oturup bir sürü şey düşündüğüm için; dünyadaki yalnızlığımızı (yer altında ayrı ayrı deliklerde yaşanan bin bir hikâye) ve pek çok şeyin beyhudeliğini (dönüp duran/tekrar eden görüntüler) böyle çarpıcı biçimde anlattığı için İnci Eviner’in “Beuys Yeraltında” video yerleştirmesi.

“Beuys yeraltında”,
İnci Eviner, 2017,
preview

Artık kült olmuş kanonik bir Batılı mimarı, Türkiye’den bir fotoğrafçının fotoğrafları ve (çoğunluğu Türkiyeli) mimar ve akademisyenlerin yorumlarıyla Batı’nın tekelinden çıkarıp herkese mal ettiği için; tabii Cemal Emden’in yıllardır uğraştığı bir projenin nihai ürünü olduğu için Çapraz Yansımalar/Mimarlık, Fotoğraf ve Metin sergi ve Burcu Kütükçüoğlu’nun editörlüğünü yaptığı kitabı.

Ülkede her şey normalmiş gibi hâlâ yapılabildiği için; sanatın hâlâ kaçacak bir alan sunmasına yardım ettiği için İstanbul Bienali.

TOLGA TÜZÜN

Lin Pesto. Neden mi? Öncelikle sade bir fikrin uzun bir yol katedebileceğini gösterdiği için. Sonra telif denen balonun çeperlerini sorgulamamızı sağladığı için. YouTube veya Ekşi Sözlük yorumlarının bıçkın ve hırçın ortamlarında, Lin Pesto’nun yaptığı işin sosyal riski göz önüne alındığında küfür dolu geri dönüşlerin azlığı bize bir şeyler anlatmalı. “Olağanüstü saçmalıkta mükemmel” demiş bir YouTube yorumcusu, katılıyorum.

Araba” (Mustafa Sandal cover),
Lin Pesto
(introducing Pongo, the orangutan)

The Last Jedi; Disney’in “Episode 7”de başladığı Star Wars kültünün içine etme tutumundan geri basma ihtimalini az da olsa göstererek bizi umutlandırdığı için. Filmin ilk on beş dakikasındaki savaş sahnesindeki 3D kullanımı, 3D’ye karşı olan tavrımı yeniden gözden geçirmemi sağladı.

Son yıllarda yeniden kıpırdanmaya başlayan New York avangard caz camiasının 2017’de çıkan bazı albümleri: Craig Taborn Daily Ghosts, Matt Mitchell A Pouting Grimace, Tom Rainey Obbligato Float Upstream, Eric Revis Sing Me Some Cry. Son iki albümdeki piyanist Kris Davis’in daha önceki yıllardaki kişisel albümlerine de bakmanızı tavsiye ederim.

“Fox Fire”, Kris Davis & Craig Taborn

UMUT ALTINTAŞ

Lara Di Lara’nın müthiş ilham verici şarkılarını taşıyan Hazineler İçindesin albümü ve albüm içindeki “Giderken” şarkısı. Yıl içerisinde duyduğum en iyi müzik.

“Gün Doğumuna”
(@Bant Mag. Sessions),
Hazineler İçindesin,
Lara Di Lara, 2017

Ruben Östlund’ten The Square.

Radiohead, OK Computer albümünün 20. yıl kutlaması adına bu efsanevi albümü OKNOTOK 1997 2017 adında yeniden piyasaya sürüyor. Albümde orijinal şarkıların ve o yıl albüme giremeyen on bir eski şarkının dijital olarak yeniden düzenlenmiş hâlleri yer alıyor.

“Lift”, OK Computer OKNOTOK 1997 2017, Radiohead, 2017

***

Pazar Sekmeleri: A’dan C’ye Geçen Yıl (1/4)
Pazar Sekmeleri: D’den K’ye Geçen Yıl (2/4)
Pazar Sekmeleri: L’den Ö’ye Geçen Yıl (3/4)

2017, Manifold, Pazar Sekmeleri, Pazar Sekmeleri: A’dan U’ya Geçen Yıl