Tasarım Bienali Seyir Defteri
Het Nieuwe Instituut

Tasarım disiplini, etrafımızdaki dünyayı kavrayışımızı belirlemek ve onunla ilişkimizi derinleştirmekte çok önemli role sahip. Objeler, kişisel ve dijital görünümümüz, genetik kodlar, kıyafetler, arayüzler ve altyapısal sistemlerle tasarım, bu kadar göz önünde olmasına rağmen bu geniş etki alanı gözden kaçıyor. Bunun temel nedeni ise, 19 ve 20. yüzyılların kalıplaşmış bir düşüncesi: Tasarımın temel etkisinin görsel olduğu ve çoğunluğun kullanması için tüketim ürünleri meydana getiren seçkin bir azınlığa ait olduğu. Tasarım dünyası hâlâ bu klişenin içinden çıkmak ve kabullenilmiş tanımlara meydan okumak için uğraşıyor. Bunu yapabilmek, günümüzün teknolojik, ekonomik, politik ve sosyal değişimlerini anlayabilmeyi, bunlara tepki verebilmeyi, ve alışılmışın dışında sorular sormayı gerektiriyor. Alternatif tasarım dünyası kendine ait yeni bir dil arayışında. Bu taze bakış açısına olanak sağlamak için bağımsız arşivleme ve araştırmalar çok önemli. Sergiler ise, bugünün tasarım kavramını yeniden tanımlayan güç çizgilerini anlamaya ve izlemeye yönelik birer girişim.

Hollanda’nın bu anlamda çok verimli bir ülke olduğu ve 1980’lerin başından itibaren çok yenilikçi bir döneme girdiği yeni bir tespit değil. Gerrit Rietveld Akademisi veya Eindhoven Tasarım Akademisi gibi gerçekten eleştirel bir tasarım eğitimi veren ve tartışmaları canlı tutan kurumların yanı sıra çok sayıda uluslararası üne sahip tasarımcı, mimar, bağımsız inisiyatif ve köklü kültür kurumuna sahip. 1988 yılında Hollanda Mimarlık Belgeleme Merkezi [Netherlands Architecture Documentation Centre], Mimarlık Müzesi Vakfı [Architecture Museum Foundation] ve Stichting Wonen tarafından Rotterdam’da kurulan Hollanda Mimarlık Enstitüsü [Netherlands Architecture Institute] de bu kurumlardan biriydi. NAI, 2013 yılına kadar mimarların arşivlerini toplayıp yönetti, bir kütüphane ve okuma salonu çalıştırdı, sergiler, konferanslar ve tartışmalar düzenledi ve çeşitli yayınlar hazırladı. 2013 yılında ise NAI, Premsela Hollanda Tasarım ve Moda Enstitüsü ve Virtueel Platform e-Kültür Bilgi Enstitüsü ile birleşip, Het Nieuwe Instituut hâlini aldı. 2016 Oslo Mimarlık Trienali’nin küratörlerinden Marina Otero Verzier’in başını çektiği araştırma bölümü, otomasyon ile düzenlenen yapılı çevrelerden dijital arşivlerin etkisine, çağdaş savaş ve küresel güvenlik mekanizmalarının kentlerimize olan etkisinden bir endüstri ürünü gibi tasarlanan insan bedenine kolektif bilgi biçimlerini paylaşan çeşitli projeler üretiyor.

Rotterdam ziyaretimde bu araştırma projeleri kapsamında iki sergi görme şansım oldu. Bunlardan ilki, malzemelerin ekonomik, kültürel ve sosyal önemine odaklanan Malzemeler ve Şeyler [Materials and Things] başlıklı fonun desteklediği ve bir senedir devam eden Yüzeyi Tasarlamak [Designing the Surface] araştırması. Ürün tasarımcısı Chris Kabel ve Koehorst in ‘t Veld ekibinin küratörlüğünü yaptığı serginin mekânsal tasarımı Monadnock, grafik tasarımı ise OK-RM tarafından yapılmış. Arzu nesnelerinin çekiciliğini, işlevini ve kimliğini belirleyen bitirme yüzeylerini araştıran sergide vernik, kaplama ve patina gibi farklı yüzey işleme yöntemleri, dokunma ve görme gibi duyuları hedef alan dramatik bir eğlence fuarı şeklinde sunuluyor. Eyfel Kulesi’nin pas tutmaması için beş yılda bir boyanmasından otomobil boyası ve oje ikilisinin ortak tarihine bitirme yüzeyleri tasarımın referans noktası olarak değerlendiriliyor.

Yüzeyi Tasarlamak,
genel görünüm, 2017,
fotoğraf: Johannes Schwartz,
kaynak: hetnieuweinstituut.nl

Dijital teknolojinin çevremizi algılama ve yorumlama yönelimlerimiz üzerindeki etkisi yüzey ve tasarım konseptinin de radikal bir şekilde değişmesine neden oluyor. Örneğin dijital cihazları dokunmatik ekranlarla kontrol etme konusundaki tecrübemiz, bizi dokunun inceliklerine ve dokunuşun keyfine daha duyarlı hâle getiriyor veya bilgisayar ekranlarında maruz kaldığımız değişken renk çözünürlükleri, renk algımızı etkiliyor. Sergi, yüzeylerin sahteliğini malzeme kavramını bir adım ileriye götürerek tartışmaya açmış olsa da, bu konuya pek yer vermiyor. Tasarım projelerinin estetik gücü, siyasi ve ekonomik kavramlarla iç içe geçti. Burada sunulan projelerin görsel değerlerinin ötesinde, politik ve çevresel etkilerinin ne olduğuna dair bilgimiz her geçen gün artıyor. Vintage bir tasarıma baktığımızda güzelliğinden aldığımız zevk, artık bu tasarımın ekolojik bir saatli bomba olması ihtimaliyle gölgeleniyor. Artık yüzeyin altında olan her şey, bir ürünün tasarım kalitesi konusundaki algımızı yüzeyin kendisi kadar etkiliyor. Bu kadar kapsamlı bir araştırmanın duyusal verilerin yanı sıra sosyal etkileri de irdelemesini beklerdim.

“Blue, Technological Exaptation”
ve “Coral, Technological Exaptation”,
2016 © Maxime Guyon,
kaynak: hetnieuweinstituut.nl

Enstitü’nün üst katlarına yayılan başka bir sergi ise, uzun soluklu bir araştırma projesi olan Temellük Mimarlığı’nın [Architecture of Appropriation] bir görselleştirmesi. Araştırma, İtalya, Hollanda veya Almanya gibi Avrupa ülkelerinde çok yaygın olan ve çağdaş şehirciliği yeniden düşündürmek için radikal doğaçlama teknikleri kullanan işgal evlerine odaklanıyor. Türkiye’deki muadilinin 1960’lardan 1980’lere kadar devam etmiş olan ilk gecekondu dalgası olduğunu söylenebilir, ama bu rant karşıtı hayli politik bir pratik olan işgal hareketlerinin ideolojik olarak tam karşılığı da değil.

İşgal hareketleri, spekülasyon veya ihmal nedeniyle bir süredir boş duran ve kamuya açılmayan yapıları tekrar kullanıma sunmak için binayı içten dışa dönüştürüp, yeni kullanım ve yönetim biçimleri geliştirir. Sergi, akademik araştırmalara çoğunlukla tarihsel bir sosyal hareket olarak konu olan bu pratiklerin, Hollanda’da ne kadar kurumsallaşmış bir mekânsal müdahale olduğuna dikkat çekiyor. Örnek olarak seçilen beş farklı işgal evinin dönüşümünü inceleyen çalışmalarının yanı sıra, işgalcilerle ortaklaşa proje geliştiren mimar Hein de Haan’ın ve fotoğrafçı-sanatçı David Carr-Smith’in arşivleri, ZUS (Zones Urbaines Sensibles) tarafından tasarlanan mütevazı tekniklerle izleyiciye sunuluyor.

Temellük Mimarlığı, genel görünüm,
2017, fotoğraf: Johannes Schwartz,
kaynak: hetnieuweinstituut.nl

İşgal eylemi karmaşık ve deneyim gerektiren kolektif bir süreç. Öncelikle işgal edilmesi planlanan mülkün, bir miras alanının korunması veya kültürel altyapı oluşturulması gibi hedeflerle uyumlu olup olmadığı belirleniyor. Binanın yapısal ve hukuki durumu inceleniyor ve sosyal bağlamı çiziliyor. Bu temelde, binanın yaşam öyküsü ve olası bir işgal eylemi için ortaya çıkan gerekçeler toplanıyor ve işgal bilgi merkezlerinde tartışılıyor, deneyimli üyelerden oluşan bir ağ kuruluyor. Mahalleye dağıtmak üzere bildiriler, basın bültenleri hazırlanıyor. İşgal eylemi gerçekleştikten sonra ise binayı çevresine geri kazandırmak için hem mimari hem de kültürel faaliyetler başlıyor. Poortgebouw gibi, işgal eylemi sayesinde yıkımdan kurtulmuş ve sonradan ulusal miras alanı olarak adlandırılan birçok bina hareketin mekânsal mirasını oluşturuyor.

Plantage Dok, 2016,
fotoğraf: Johannes Schwartz,
kaynak: hetnieuweinstituut.nl

Boş binaların dönüşümü, inşaat malzemeleri gibi kaynakların yeniden kullanımı ve toplu yaşamın bina veya mahalle düzeyinde kurgulanması gibi işgalciler tarafından savunulan mekânsal idealler, şehir hakkındaki düşüncelerimizi büyük ölçüde etkiliyor. Sergide anlatılan örnekler şehrin yenileyen taktikler geliştirilerek altyapısının nasıl uyarlanabileceğini, ağların nasıl yeniden düzenlenebileceğini ve binaların nasıl yeniden keşfedilebileceğini gösteriyor.

Sergi, her perşembe günü, üretici, düşünür, işgalci ve tasarımcıların kendine mal etme yöntemlerini tartıştığı bir canlı radyo programına da ev sahipliği yapıyor.

NAI’nin farklı kurumlarla birleşip Het Nieuwe Instituut’a dönüştürülme kararı, ekonomik verimlilik adına yeniden yapılanmak ve yaratıcı endüstrileri bir çatı altında toplamak için Hollanda hükümeti tarafından alındı. Ardından ise neo-liberal ekonomik ideolojiye dayanan bu birleşmenin çok da iyi bir çözüm olmadığına dair bir takım endişeler seslendirilmişti. Ama kurulduğu günden bu yana etki alanını genişleten araştırmalar, sergiler ve kamusal programlar kurgulayarak NAI’den devraldığı mirası daha ileriye taşıdığını söylemek mümkün.

Het Nieuwe Instituut, işgal, Merve Yücel, sergi, Tasarım Bienali Seyir Defteri, temellük, yüzey