Diyagram, “Aklın Ekolojisi,”
Tuğçe Kodalak
Bateson, Dağıtık Akıl
ve Sibernetik Ekoloji

Gregory Bateson sibernetik ekoloji diye adlandırılabilecek tuhaf bir düşünce sisteminin kurucusu. Uzmanlığı disiplinlerarası; hem antropolog hem dilbilimci, hem psikolog hem sibernetik uzmanı, hem ekoloji (yani doğa bilimi) üzerine çalışıyor hem de epistemoloji (yani bilgi felsefesi) üzerine. Yaklaşık yarım asır önce, doğayla kurduğumuz insan merkezli ve tahakküm odaklı ilişki biçimlerimizi geride bırakmazsak, sonumuzun nice olacağının altını çizmiş, yol açtığımız güncel ekolojik felaketleri önceden işaret etmiş öngörülü bir düşünür. Yalnız Bateson ekolojik eleştirisini bilindik güzergâhlar üzerinden değil, ‘akıl’ mefhumu üzerinden yapıyor. Onun tuhaf felsefesine göre akıl insana özgü bir nitelik değil. Akıl doğaya içkin ve çevrede dağıtık hâlde bulunan bir işleyiş. Bateson’a göre akıl ekolojik.

I. Farklılık Yaratan Farklılıklar

Bateson gündelik dilde ‘fikir’ [idea] diye adlandırdığımız mefhumun aslında ‘farklılık’ [difference] olduğunu iddia ediyor.1 Dolayısıyla fikirler aslında sadece bizim aklımızda dolaşan düşünsel mefhumlar değiller, evrene içkinler. Evren sayısız farklılığın, yani fikrin, birlikteliğinden oluşma karmaşık bir ortam; fakat evrenle ilişkimizde bu sonsuz sayıdaki farklılığın, yani fikrin, her biriyle etkileşim içinde olamıyoruz. Bu farklılıklar arasından sadece bizim için farklılık yaratanlarla ilişkiye girebiliyoruz. Bateson bu ‘farklılık yaratan farklılıklar’a ‘bilgi’ [information] diyor.2 Çevremizdeki sonsuz farklı ses arasından sadece duyduklarımız bizim için farklılık yaratan farklılıklar, ancak bu sesleri bilgi olarak değerlendirebiliyoruz. Sadece bu sesleri biliyoruz, geri kalan sesler evrenin farklılık okyanusunda kendileriyle etkileşime geçebilecek diğer varlıklar için yüzmeye devam ediyor. Tuhaf fakat altyapısı güçlü bir felsefi yaklaşım bu. Bilindiği üzere, biz insanlar ortalama 20 hertz ve 20 kHz aralığındaki ses yelpazesini duyabiliyoruz; kediler ise ortalama 55 hertz ve 80 kHz arasındaki sesleri duyabiliyor. Bu, kediler için farklılık yaratan bazı seslerin biz insanlar için farklılık yaratmadığı, bizim için farklılık yaratan bazı seslerin ise kediler için farklılık yaratmadığı anlamına geliyor. Bu yaklaşımı cins ölçeğinden kurtarıp, her varlığın şahsına münhasır olduğu kendi ölçeğine uyarlarsanız, Bateson’ın kuramı daha da ikna edici hâle geliyor. Her birimiz için okuduğumuz metinde, izlediğimiz filmde, yediğimiz yemekte farklılık yaratan farklılıklar değişmiyor mu? Her birimiz evrendeki sonsuz farklılık arasından bizim için farklılık yaratanlarla etkileşime giriyoruz.

Bateson’ın tuhaf felsefesine göre, ‘akıl’ demek bu farklılık yaratan farklılıklarla, yani bilgiyle, etkileşime girebilen ve bu bilgiyi dönüştürebilen bir sistem demek. Bateson bu sisteme ‘sibernetik sistem’ diyor. Bu da aklın sadece insana ya da hayvana özgü olmadığı anlamına geliyor. Örneğin bir termostat da, Bateson’a göre, basit bir akla sahip; çünkü termostat da ortam içerisindeki sonsuz farklılık içinden, kendisi için farklılık yaratan farklılıkları seçip, onlarla etkileşime girip, onları dönüştürebiliyor. Termostat da tüm farklılıklar arasından sadece sıcaklık belirli bir aralığın üzerine çıktığında ya da aşağısına indiğinde, bu bilgiyi tespit edip, kendi geribesleme döngüsü sayesinde bu bilgiyi dönüştürerek, ortamdaki sıcaklığı belirli bir aralıkta tutmaya gayret ediyor. Bu anlamda akıl ayrıcalıklı birkaç biyolojik türe özgü bir meleke değil, sibernetik bir bilgi işlem sistemi. Çevresindeki farklılıklarla etkileşime girebilen, çevresindeki farklılıkları dönüştürebilen her varlık, bu anlamda, akıllı.

II. Dağıtık Akıl

Hepimiz dünyayı kaçınılmaz olarak kendi perspektifimizden deneyimliyoruz. Ne tarafa dönersek dönelim, hangi tarafa bakarsak bakalım, ilk gördüğümüz burnumuzun ucu, sonra dünya. Bu, bir bakıma, her birimizin kendisini dünyanın merkezinde sanması demek. Bu içsel deneyimden hareketle, sanıyoruz ki hayatın yapıtaşlarını oluşturan, kendimiz gibi bireysel varlıklar. Zannediyoruz ki hayat sayısız tekil organizmanın, sayısız bireysel perspektifin toplamından ibaret. Bateson’a göre bu birey merkezli düşünme biçimi oldukça problemli; çünkü kendimizi ve etrafımızdaki her varlığı çevresinden bağımsız, kendi içinde tanımlı, otonom varlıklarmış gibi ele alıyor. Oysaki herhangi bir organizmanın zamandan, mekândan, etrafını sarmalayan etkileşimsel bir çevreden bağımsız yaşaması mümkün değil:3

“Genelde dışsal ‘fiziki dünya’nın içsel ‘akli dünya’dan bir şekilde ayrı olduğunu düşünüyoruz… Oysaki akli dünya –akıl– bilgi işlem dünyası derimizle sınırlı değil.”

Bu noktada Bateson’ın alternatif önerisi olağandışı fakat makul: Biyolojik hayatın yapıtaşını artık bireysel organizmalar olarak görmekten vazgeçelim, “organizma artı çevre” [organism plus environment] olarak yeni baştan tanımlayalım diyor.4 Bu aynı zamanda iç ve dış dünyamız arasında varsaydığımız katı ayrımın ortadan kalkması demek. Bu sayede farkına varmak mümkün oluyor ki, akli ve fiziki dünyalar aslında birbirinden kopuk değil, iç içe.

Bateson’a göre akıl derimizle, içimizle, beynimizle sınırlı değil; akıl dağıtık. Ne demek aklın dağıtık olması? Aklın sadece tekil bir organizma tarafından değil, organizma ve çevre tarafından işletilen bir sistem olması demek. Bateson’ın dağıtık aklı açıklamak için verdiği örnek hayli çarpıcı:5

“Açıkçası derimizin dışında birçok bildirim kanalı bulunur ve bu kanallar ile taşıdıkları bildirimler konuyla alakalı olduklarında akli sisteme dahil edilmelidir…. Varsayın ki ben kör bir adamım ve bir baston kullanıyorum. Tap, tap, tap diye ilerliyorum. Nereden başlarım? Akli sistemim bastonun sapıyla mı sınırlıdır? Fakat bunlar saçma sorulardır. Baston farklılık dönüşümlerinin iletildiği bir kanaldır. Akli sistemi tarif etmenin yolu, onu sınırlayacak çizgiyi meseleyi açıklamaya yardımcı olacak kanallardan hiçbirini kesmeyecek şekilde çekmektir. Eğer ki açıklamaya çalıştığınız davranış parçası, kör adamın yer değiştirmesiyse, o zaman bu maksat için döngü hâlinde sokağa, bastona, adama, tekrar sokağa, tekrar bastona, tekrar adama ihtiyacınız vardır. Fakat aynı kör adam öğle yemeğini yemek için oturduğunda, eğer ki anlamak istediğiniz davranış yeme davranışıysa, o zaman baston ve onun taşıdığı bildirimler artık konuyla alakasızdır.”

Dikkat ederseniz, bu örnek akli sistemimizin hem değişken hem de dağıtık olduğunun altını çiziyor; yani bir aparatı vücudumuza eklemleyerek çevremizle etkileşim kurduğumuzda, akli sistemimizi yaptığımız eylem bağlamında genişletip daraltıyoruz. Yürürken çevreyi algılama yetimize bastonu dahil ediyoruz; birisinin iletişim bilgisini hatırlarken hafıza yetimize bu bilgiyi kaydettiğimiz telefonu dahil ediyoruz; virüsleri incelerken görsel yetimize onların ölçeğini görmemizi sağlayan mikroskobu dahil ediyoruz. Çünkü akıl organizmaların içine hapsolmuş bir olgu değil, akıl organizma artı çevre etkileşiminden doğma bir sistem. Çünkü akıl dağıtık.

III. Sibernetik Ekoloji

Tam da bu noktada Bateson akıl felsefesinin en radikal çıkarımlarını bizimle paylaşmaya başlıyor ve geleneksel anlamda akılla ilişkilendirilmeyen birçok varlık örüntüsünü akli sistem olarak tanıtmaya girişiyor:6

“Fakat bu karmaşıklık benim ve sizin kafanızın içinin dışında sayısız başka yerde de ortaya çıkar… Şöyle diyeyim, birbiriyle içe içe geçen ilişkilerden oluşan organizma kümeleriyle bir kızılağaç ormanı ya da mercan kayalığı bu gerekli genel strüktüre sahiptir.”

Bateson’ın geliştirdiği sibernetik ekoloji perspektifinden baktığımızda, insan olalım, hayvan olalım, termostat, kızılağaç ormanı veya mercan kayalığı olalım, hepimiz doğanın farklı akıl yürütmelerinin tecessümleriyiz. Hepimiz doğanın dağıtık aklının kıvrımlarıyız.

Bateson’ın en radikal hamlesi nihayetinde şu: Aklı doğaya içkin kılıyor. Aklı öznel zindanlardan kurtarıyor, aklı karmaşık ilişkiselliği içinden okuyor. “Bu şu anlama geliyor dikkat ederseniz, artık ‘Akıl’ dediğim şeyi geniş biyolojik sisteme –ekosisteme– içkin [immanent] kılıyorum.”7 Bateson içkinlik-aşkınlık tartışmalarının Tanrı –ve insan– odaklı tarihsel evriminin farkında. Akdeniz kültürlerinde binlerce yıl boyunca bir yanda Tanrı’nın yaratıcı kudretiyle doğaüstü konumlara yerleştirildiği aşkın dini hiyerarşilerden, öte yanda insanın akli kudretiyle kendisini doğaüstü konumlara yerleştirdiği aşkın beşeri hiyerarşilerden haberdar. Bateson’ın yaklaşımı Spinoza’nın erken modern dönemde başına çok iş açan “Tanrı ya da Doğa” [Deus sive Natura] yaklaşımını çağrıştırıyor.8 İstersek, bu sibernetik ekolojiye doğa da diyebileceğimizi, Tanrı da diyebileceğimizi söylüyor Bateson, fakat tek şartla: Tanrı’yı, doğayı, insanı, aklı, her birini birbirine içkin kılmak şartıyla; hiçbirini doğanın üzerinde aşkın bir hiyerarşi kurmak için kullanmamak kaydıyla:9

“Bireysel akıl içkin, fakat sadece bedene içkin değil. Bedenin dışındaki kanallara ve bildirimlere de içkin; ve bireysel aklın bir alt sistem olarak işlev gördüğü daha geniş bir Akıl var. Bu geniş Akıl Tanrı’yla karşılaştırılabilir, hatta bazı insanların ‘Tanrı’ diye anlamlandırdığı şeye eşdeğer olabilir, fakat ancak bütünleşik ve etkileşimsel toplumsal sistemler ve gezegensel ekolojiye içkin olmak şartıyla.”

Evrendeki en küçük farklılıktan, en küçük fikirden, çevreye doğru genişleyen bireysel akli sistemlere, oradan da evrenin tüm ekolojik bütünlüğüne, Tanrı ya da Doğa’ya dek uzanan tuhaf bir felsefe bu. Bateson’a göre farklılıklardan oluşma tek bir içkinlik düzlemi içerisinde, kâh genişleyip kâh daralarak akıl yürütüyoruz, eylemde bulunuyoruz, yaşıyoruz.

Salt soyut bir tartışmaya indirgenecek bir mesele değil bu dikkat ederseniz. Doğaya, akla, hayata bu sibernetik perspektiften yaklaşmanın önemli etik sonuçları var. Bateson’ın kendi sözleriyle:10

“Eğer ki Tanrı’yı doğanın ötesine yerleştirirseniz, yarattıkları ile kendisi arasına bir set çekerseniz ve kendinizi de Tanrı’nın görüntüsünde yaratılmış addederseniz, bu mantıkla kendinizi de doğal olarak çevrenizdeki her varlığın dışında ve karşısında görürsünüz. Ve aklın tümünü haksızca sadece kendinize atfettiğinizden dolayı, çevrenizdeki tüm dünyayı akılsız görürsünüz ve böylece etik ve ahlaki değerlendirmeye hakları olmadığını varsayarsınız. Çevre sizin onu sömürmeniz için yaratılmış gibi gözükmeye başlar. Varlığını sürdürmeye dikkat ettiğiniz birim sadece siz, sizin ahaliniz ya da size benzeyenler olur; karşınıza çevreyi, diğer toplumsal birimleri, diğer ırkları, hayvanları ve bitkileri alırsınız. Eğer ki doğayla ilişkinizi böyle varsayarsanız ve de gelişmiş bir teknolojiniz varsa, hayatta kalma olasılığınız cehennemdeki bir kartopundan farksız olacaktır…. Kendimiz ve çevremizdeki insanlar hakkındaki tüm düşünme biçimlerini yeniden düzenlememiz gerek. Bu komik değil ve daha ne kadar zamanımız kaldığını bilmiyorum. Bugün için belki de en önemli mesele, yeni düşünme şekilleri geliştirmekten geçiyor.”

Doğayla kurduğumuz problemli ilişkilerin dolaylı bir sonucu olarak kendimizi evlerimizin dört duvarı içine hapsetmek zorunda kaldığımız ve önümüzde daha nice ekolojik felaketin belirmeye başladığı bu dönemde üzerine düşünmeye değer bir öneri bu. Bateson aklı insani kalıplardan kurtarıyor. İnsandışı varlıkların kendilerine özgü akli sistemlerini ve hayatiyetlerini olumluyor. Evreni sayısız farklılıktan oluşma akli bir süreklilik olarak yeniden tanımlıyor. Bateson aklı doğaya içkin kılıyor.

{26.04.2020, Brooklyn}

1. Gregory Bateson, “Form, Substance, and Difference,” Steps to an Ecology of Mind (New York: Ballantine Books, 1978), s. 453.

2. Age.

3. Age, s. 454.

4. Gregory Bateson, “Pathologies of Epistemology,” Steps to an Ecology of Mind (New York: Ballantine Books, 1978), s. 483.

5. Bateson, “Form, Substance, and Difference,” s. 458-9.

6. Bateson, “Pathologies of Epistemology,” s. 482-3.

7. Bateson, “Form, Substance, and Difference,” s. 460.

8. Bkz. Spinoza’nın Etika dördüncü kitaptaki girişi ve dördüncü önerisi ya da [E IVPref.; E IVP4Dem.]

9. Age, s. 461.

10. Age, s. 462-3.

akıl, bilgi, dağıtık, farklılık, Gökhan Kodalak, Gregory Bateson, sibernetik ekoloji