Amatör Küme Okumaları:
Körfezspor–Fethiyespor Karnavalı

Fethiyespor–Körfezspor müsabakasının özeti, kaçamaklarımın arasında en keyiflisidir. Bu karşılaşmayı sadece kıyasıya mücadelenin hüküm sürdüğü bir maç olarak değil, sporun kaotik ve absürd yönünün bir dışavurumu olarak ele almak, tekrar tekrar izleyerek yeni bir detay bulmak ve ‘tekrarcı’ yaşamıma yeni bir soluk aldırmak için bir ideal olarak görüyorum. Peki, bundan on yedi sene önce oynanmış ve büyük ihtimalle o an sahada olanlardan hiçbirinin faal spor hayatına devam etmediği bir mücadeleden ne öğrenebiliriz?

Öncelikle karşılaşma, ilk saniyesinden itibaren tutku, gerilim ve dram öğelerine harmanlanmasıyla takdiri hak ediyor. Maçın ilk anından itibaren bir gerilime sürükleniyoruz. Ben bu müsabakayı adeta bir Türkiye izdüşümü olarak yorumluyorum. Bunun nedenini ise, akıl almaz bir kaosun ve bu kaos içerisinde gelişen ve her biri incelenmeye değer vaka olarak görülen olaylar dizisinin varlığına bağlıyorum. Mücadelenin başında taraflar birbirlerine başarı dilemek yerine atışmakta ve on bir sırt numaralı Güngör —spikere göre— kahramanımız olan yürekli Fethiyesporluların moralini bozmak istemektedir. Fethiyesporlu taraftarlar ise, Güngör’e haddini sis bombası atarak ve sahayı rengârenk yaparak bildirir. Spor ve şiddet üzerine çalışan Michael D. Smith taraftarın bu davranışını olay bağlantılı şiddet olarak görür. Smith’e göre bu davranışın nedeni kalabalığın maçı kaybetme veya Fethiyespor’un küme düşme ihtimalini gözetmesi ve bunu şiddete dökmesidir. Özellikle Gustave Le Bon’un kitle psikolojisi çalışmasında da kalabalığın akıldışı davranışlarının psikolojik ve kitlesel bir altyapısı olduğu ve bu altyapının kitle büyüdükçe davranış üzerinde etkili olduğu tezi mevcuttur. Daha maçın ilk dakikasından itibaren taraftar takımına sahip çıkacağının ve onu zorunlu olmadıkça terk etmeyeceğinin güvencesini verir. Sunumundan koyu bir Fethiyespor taraftarı olduğunu anlayabileceğimiz spiker ise, bu taraftarı ateşli bulur. Devletin disiplin organı güvenlik güçleri ise saha etrafında yerini almış, olası taşkınlıkta taraftarı dizginlemeye hazır beklemektedir. Taraftar heyecanını sahaya konfeti atarak ve varlığını eylemiyle kanıtlayarak maça hızlı bir giriş yapar. On bir numaralı Güngör’ü zorlu dakikalar beklemektedir.

Konfeti şovundan sonra taraftarımız —habitusu uyarınca— davul ve zurna ile takımına destek vermekte ve ellerini çırparak bu desteği ifade etmektedir. Bazıları ise içindeki heyecanı ve kazanma tutkusunu konfeti ile atamamış olacak ki, sahaya yanan meşale atarak rahatlamak istemektedir. Mücadelenin en sevdiğim kısımlarından bir diğeri, Körfezspor’u baskılamak üzere kurgulanan hava saldırısı bölümü. İki paraşütlü, taraftarın alkışları eşliğinde sahaya inmeye çalışır ve bu fantastik olay oyunu durdurur. Özellikle mekânın dönüşümü ve sosyal mekân üzerine çalışan Henri Lefebvre, mekânın dönüşümünün veya işgalinin tesadüfi olmadığını ve ideolojik olduğunu vurgular. Özellikle şehir sosyolojisi konusunda duayen kabul edilen Fransız entelektüelin bu düşüncesini havanın üstünlüğü üzerinden okuyabileceğimizi düşünüyorum. Paraşütlüler sadece Fethiyespor’a hizmet etmekle kalmazlar, aynı zamanda Körfezpor’a gökyüzü egemenliğini hatırlatmaktadır. Gökyüzü Fethiyespor’undur ve Körfezspor baskı altındadır. Oyunun ilerleyen bölümlerinde taraftar sakladığı ikinci parti konfetileri atar ve buradayım der. Özellikle taraftarın maçın bir bölümünde oyuncuları ateşlemek ve onlara yeniden bir ruh kazandırmak için bağırdığı “her zaman her yerde en büyük şimşek” tezahüratı meraklı gözlere ve kulaklara adeta bir şölen havası estirir. Bu sloganın içerik analizini yapmak haddime düşmese de, günlük hayatımda bazen kullandığımı ve olumlu bir tepki almadığımı eklemeliyim.

Fethiyesporlu Kâmil —spikere göre— faul içeren bir hareket yaptıktan sonra saha içi gerilim ve çeşitli fiziksel ve simgesel şiddet gösterilerine seyircimiz de dahil olur. Seyircinin elindeki —nereden geldiği ve neden bir türlü bitmediği belli olmayan— konfetileri atması bu şiddet gösterisini sonlandırır. Maçın başında Fethiyesporluları sinirlendirmesiyle bilinen on bir numaralı Güngör kendini yere atarak adeta bu gösteride benim rolüm bitmez demektedir.

Körfezspor–Fethiyespor (2002)
maçının özetinden ekran görüntüleri

Oyunumuz çeşitli fauller, penaltılar ve Körfezsporlu kaleci Menderes’in adeta panter kesilmesiyle devam ederken bir sağlık trajedisi bütün bu gösterinin kaymağını oluşturur. Fethiyesporlu Mesut rakibi Körfezsporlu oyuncuya sert bir müdahalede bulunur; dolayısıyla da sarı kartla cezalandırılır. Körfezsporlu oyuncu yerde seyircinin beklentisine göre fazla kaldığı için seyirci ona konfeti atarak kendi adaletini tescil etmeye çalışır, lakin bir türlü isabetli atışı yapamaz. Hakemin olaya müdahil olmasıyla Fethiyespor idari kadrosunun bir elemanı olan Cem Tufan ve yaveri sedyeyle koşarak sahaya gelirler. Cem Tufan’ın medikal eğitimi bilinmemektedir, fakat sedyeyi taşıdığı için var olarak kabul edilmektedir. Körfezsporlu oyuncu sedyeye, kaba bir biçimde atılır. Kendisine yapılan müdahaleden ve içinde bulunduğu kaotik ortamdan pek hoşnut olmayan sakat Körfezsporlu oyuncu kendini sahaya atarak bu ortamdan çıkar. Spiker ise bu hadiseyi “Olacak iş değil!” diyerek yorumlar. Spiker kızmıştır ve kızgınlığını sakat oyuncudan çıkarır. Seyirci ise olaylara her zamanki gibi konfeti atarak karşılık verir.

Karşılaşma dakikalar geçtikçe gitgide gerilir ve seyirci sahaya iner. Seyirci takımının küme düşmesini görmek istememekte kararlıdır ve bunun için Körfezspor’un yedek oyuncularına saldıracak kadar da gözü dönmüştür. Hakemimiz ise, Körfezspor’un tartaklanmasından sadistçe bir zevk alıyormuşçasına mücadeleyi ne olursa olsun devam ettirme kararının arkasında durur. Mücadele Fethiyespor’un son dakika golüyle kendini adeta bir karnavala, şölene veya bir kucaklaşmaya bırakır. Mücadele bitiminde bir Körfezsporlu taraftarın polisi psişik güçlerini kullanarak alt etmeye çalışması ve/veya taraftarın taş ile polisi korkutması görülmeye değerdir. Polis bu duruma kayıtsızdır. Bütün bunların sonunda, sıradan bir alt küme maçının farklı okumalara nasıl yol açabileceğini gördüm. Özellikle taraftar sporcu arasındaki duygusal ilişki gözlemlenmeye değer. Gelecek araştırmacılara da bu maçın daha detaylı analizini ve bulurlarsa maçın tamamını izlemeyi öneriyorum ya da yönetici Cem Tufan’ın temel ilk yardım bilgisini daha detaylı inceleyebilirler.

_
Referanslar
Laursen, R. B., & Møller, V. (2017). “Revisiting Gustave Le Bon’s crowd theory in light of present-day critique”. Sport in Society, 20 (12), 1838–1851.
Smith, M. D. (1983). Violence and sport. Toronto: Butterworth & Co Ltd.

Can Yamanoğlu, futbol, spor