İzler XVI

Baharın gelmiş olması gerekiyordu, papatyalara bakılacak olursa, ancak hava gerçekten kışın bile olmadığı kadar sert ve soğuktu. Adsız bir bekleyiş vardı, kimse neyi beklediğini söyleyemese de. Toprakla yaşamak, beklemek demekti zaten, ya ektiğini biçmeyi, ya da aklındakini ekmeyi. Adam, bekliyor gibi değildi. O ne yaptığını ne yapması gerektiğini biliyordu. Taze soğan, marul, turp ekmek için hazırlık yapmıştı. Bahçelerde yapması gerekenleri listelemişti. Sakin ve mutlu görünüyordu. Kız, her zaman olduğu gibi bir sürpriz bekliyordu; geç yağan bir kar, belki bir fırtına, dinmek bilmeyen yağmurlar. Bahçede güneş alan yerleri işaretlemişti Kız, oralara mavi çiçekli çarkıfelek ekecekti, yazın çiçek açacaklardı. Onların çiçek açmasını beklemeye başlamamıştı henüz, buna daha çok zaman vardı. Garip bir tempo vardı hayatta, bahar gibi değildi, kış gibi de değildi. Bu bir fırtına olmasa da, bir şey öncesi sessizlikti.

fotoğraf: Emre Özgüder

Kız, sessizliği bozmak ister gibi, tatmin edici bir yanıt alacağını düşünmese de Adam’a sordu: “Sen, bir değişiklik bekliyor musun? Sence farklı bir şey olacak mı bu yakınlarda?”
Adam da sanki böyle bir soruyu uzun zamandır bekliyormuş gibi cevap vermeye başladı hemen:
“Dün gece rüyamda gördüm, diğer taraftan yedi kişi gelmişti.”
“Hangi taraftan, gerçeklerin olmadığı taraftan mı?”
“Evet.”
“Uzaylılar gibi yani.”
“Evet. Bizim uzaylılardan beklediğimiz ve onların hiçbir zaman yapmadıkları gibi.”
“Bu, çok büyük bir değişiklik olurdu, heyecan verici. Niyetleri nasıldı, dostça bir ziyaret miydi bu?”
Adam, güldü.
“Onlar elçi. Diğer tarafta işler hayli sarpa sarmış, anlattıklarından anladığım.”
Sanki rüya değilmiş gibi, Kız meraklandı:
“Anlatsana haydi, ne olmuş bizden sonra?”
“Her şey birbirine karışmış. Bütün karşıtlıklar yer değiştirmiş. Sözlükler yeniden düzenlenmiş, yeni kanunlar çıkarılmış. Hatırlıyor musun, krizden sonra burada da konuşuluyordu, Kontrat Güçleri yardıma gelecek diye, gelmişler. Temel gıda yardımı yapmışlar. Sokaklarda Kontrat Askeri Güçleri devriye gezmeye başlamış, buna rağmen kısa sürede yağma, talan başlamış. Sözcüklerin anlamları günlük olarak değişmeye başlamış. İnsanlar gizlice buluşup eski dilde sohbet ediyormuş, bunu gizli yapmaları gerekiyormuş. Birçok çete kurulmuş, birçok nedenden birbirleriyle çatışmaya başlamışlar. Her gün yüzlerce insan ölüyormuş. İdare, “Ölmek, yaşamaktır.” diye afişler astırmış her yere ve ‘Yeni Cennet’ diye bir kavram türetmiş.”
“Bunları rüyanda görmüş olamazsın, bu kadar ayrıntıyla,” diye Adam’ın sözünü kesti Kız. Adam güldü ve devam etti:
“İnsana bir kitaptan alıntı gibi geliyor, değil mi? Evet, belki hepsini dün gece rüyamda görmemiş olabilirim, ancak olayların böyle gelişmiş olacağını düşünüyorum, bir gecenin değil, birçok gecenin bir rüyası gibi kabul edebilirsin.”
“Devam et!” dedi Kız.
“‘Korku Kutbu’ adında bir örgüt kurulmuş, bir tür intikam çetesi ve taş taş üstünde kalmamış.”
Adam duraksadı, Kız’a baktı. Yutkundu, bir karar vermiş gibiydi:
“Bir de bir örgüt, adı Kontrfor gibi bir şey galiba, olaylar patlak vermeden belli bir topluluğu bir bölgede izole etmişler, onlar yeni düzenin kurucuları olacakmış, her biri ayrı ayrı özenle seçilmiş ve planlı olarak belli bir zamanda belli bir bölgede bir araya getirilmiş. Bu gruba Kontra, diyorlarmış.”

Kız, ellerinin, dizlerinin titremeye başladığını fark etti. Mutfak masasından kalktı, ne yapacağını bilmiyordu. Kalbi, bundan çok emindi, hiç bu kadar hızlı çarpmamıştı. Bir süre nabzını saymaya çalıştı. Başı dönmeye başlamıştı, midesi bulanıyordu, korkuyordu. Sanki annesinin ve babasının gerçek anne ve babası olmadığını öğrenmiş gibi bir his yaşıyordu. Bu hissi iyi tanıyordu, tüm ilkokul çağı boyunca bu kâbusu görmüştü. Sakinleşmesi gerektiğini düşündü, çilek likörü şişesini çıkarttı. Bir süre uygun büyüklükte bir bardak aradı, elleri titriyordu, bardakları deviriyordu. Şişeyi kafasına dikti. Sırtının tam ortasından, sanki ensesinden bir buz kaymış gibi bir ter aktı. Şişeyi sert sayılabilecek şekilde masaya koydu. Sağ elinin tersiyle ağzını sildi, dudaklarını aşağı sarkıtıp, başparmağı ve işaret parmağıyla dudaklarının ucunu daha da aşağı doğru çekiştirdi ve bağırarak: “Sen, sen, ne dediğinin farkında mısın, ne anlatıyorsun sen bana?” dedi.

Pencereye doğru yöneldi, ne yapacağını bilmiyordu. Bir an aklını kaçırıyor olabileceğini düşündü. Sonra bunu düşünebildiğine göre durumun bu olamayacağını, kimsenin aklını kaçırdığında bunu fark edemeyeceğini düşündü. Bunları düşünmüş olmak ona daha da deli gibi olduğunu düşündürmüştü. Bu sarmalı saçma buldu, hatta komik. Güldü. Masanın başına Adam’ın karşısına oturdu. Likörden kocaman bir yudum daha aldı. Yuttu, biraz etki etmesini bekledi. Gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı, boynunu yere büktü, sonra ağırca başını kaldırıp Adam’a baktı ve “Dinliyorum, devam et.” dedi.

Adam’ın yüzünde Kız’ın daha önceden hiç bilmediği bir gülümseme vardı:
“Aslında sonrasını biliyorsun, işte hep beraber buradayız.”
“Sen bu projenin neresindesin? Sen kimsin?” diye sordu Kız. Oldukça sakinleşmiş ve durumu kabullenmiş görünüyordu.
“Bu projenin yöneticisi misin, bu proje senin projen mi yoksa? Kimsin, ne olur söyle. Sen, o ya da bu şekilde benim kocamsın, bana söyle, yalvarırım sana.”
“Bunların ne önemi var ki? Hayatından memnun değil misin? Bir şikâyetin var mı, böylesi daha iyi değil mi? Kim olduğumun ne önemi var, senin gibi, burada tanıdığın herkes gibi biriyim işte.”

Kızın aklından yüzlerce soru geçiyordu. En çok önemsediği soruyu bulmak ve onu sormak istedi. Karar veremedi. Zaman geçtikçe aklına gelen sorular önemsizleşmeye başlamıştı. Adam, dikkatle onu izliyordu, o da korkmuş görünüyordu. Kız, Adam’ın kendisine değer verdiğini fark etti. Bu hoşuna gitmişti. Kalktı, dolaptan bir kadeh çıkardı, uyku rengi bir kutudan. Bu kadehi ona annesi vermişti, verirken de en mutlu günü için olduğunu söylemişti. Kadehe likör koydu. Çok güzel görünüyordu. Bir yudum aldı ve iki parmağıyla masanın üstünde Adam’a doğru itti. “Acaba mavi çiçekli çarkıfelek ekmek için iyi bir gün mü bugün” diye geçirdi aklından. Bunu Adam’a sormalıydı esas. Sorması gereken en önemli sorunun bu olduğuna karar verdi.

“Bugün mavi çiçekli çarkıfelek ekmek için iyi bir gün mü sence?”

Emre Özgüder, İzler