Başka Bir Yer

Başka bir şehirde uyanmanın garip bir boşluğu var. Pencereden baktığında, sokaklar evdeki kadar değmez sana. Uyandığın oda, genellikle bir otel odası, sana tüm tarafsızlığıyla bir boşluk bırakır. Uzun vadede sıkıcı olabilecek, ancak birkaç gün için aslında iyi gelen bir hafifliktir bu. Ev gibi direnci yoktur otel odasının; azalan sürtünme kuvveti sayesinde daha rahat hareket edersin. Senin, ev gibi, kendin için düşündüğün bir yer değildir. Herkes için düşünülmüş bir yerdir, herkes olabilmenin hafifliğidir belki de bu boşluk. Pencereden görebildiğin kadarıyla, kentler birçok açıdan birbirlerine benzer zaten, evinin yakınındaki sokaklara benzer oradaki sokaklar da. Ayrıntılar farklıdır. Senin alışık olduğun sarı taksiler, siyahtır burada mesela. Çabuk alışılır bu farklara. Bu tür farklılıklara çabuk alışabilmek de bir hafifliktir.

Hiç bilmediğin bir dilde haberleri dinlersen, aslında hiçbir haberin önemi olmadığını fark edersin otel odasında. Tüm haber yayınlarının, dil farkı gözetmeden, kendine has bir melodisi olduğunu anlarsın. Nerede heyecanlanman gerektiğini sana bu şekilde bildirirler. Ama evinde değilsen, bundan çok etkilenmezsin. Bu bulunduğun yabancı yerdeki kaygılar da farklıdır, o yüzden umursamayabilirsin. Şunu anlarsın, dünya tek tip bir yere doğru gidiyor. Haberlerde bir canlı yayına denk gelirsen, orada da evindeki gibi, bir cümleyle anlatılacak her durumun gereksiz sözcüklerle, o gereksiz sözcüklerin yerleri değiştirilerek tekrar tekrar kurulan gereksiz cümlelerle anlatıldığını fark edersin. Her yerde haber, olayın kendisinden daha abartılıdır. Her yerde canlı yayında bir uzmanın görüşüne başvurulur, her yerde bu uzman ekranın bir köşesinde belirir. Dünyanın her yerinde ekonomi haberlerinin jenerik müziği sanki hepsi aynı kişi tarafından bestelenmiş gibidir. Nasıl ilk duyduğunda Mozart’ı ayırt edersin, onun gibidir. Tüm dünyada ekonomi haberleri bu müzik, bacası tüten irice bir fabrika, lacivert zeminde kırmızı neon bir eğri, basılan ya da sayılan Amerikan dolarları ve New York Borsa’sından görüntülerle başlar. Bulunduğun yerde ekonominin ne durumda olduğunun bir önemi yoktur. Seyreden herkes kendini bir yatırımcı veya bir borsa oyuncusu gibi hisseder, ortak karar budur aslında.

Tüm dünyada hava durumu, aslında boş bir duvarın önünde ama duvarda harita varmış gibi hareket eden birileri tarafından sunulur. Tüm dünyada portakal suyu reklamlarında sağlıklı, koşuşturan, şirin çocuklar vardır; bir de özenli bir anne tabii. O anne, gerçek hayatında kötü bir evlilik yapmış, sonrasında tek başına çocuklarını yetiştirmeye çalışan mutsuz bir kadındır. Çocuklar da en az bir kere okul çıkışında iyi ihtimalle sigara içmiş veya daha da ötesine geçmiş hınzırlardır. Tüm dünyada hemen hemen bu böyledir. Sadece sen yabancı bir yerdeysen bunu çok umursamayabilirsin. Dünyanın neresine gidersen git, kahve kötüdür. Evde kendine yaptığın kahveye hiç benzemez. Evde olmamanın en ayırt edilir tarafı budur. Bir de duşta kullandığın otel şampuanı saçlarını gereksiz kabartır. Havlunu istediğin yere bırakabilme özgürlüğünün de insanın içini ısıtan bir tarafı vardır. Otel odamı hiçbir zaman dağınık bırakmam, ancak istersem havlumu sandalyede bırakabileceğimi bilmek iyi bir histir; buna rağmen bırakmamak bana kendimi çok daha iyi hissettirir sadece. Tüm bu olasılık ve ufak tefek farklılıklar yerçekimsiz bir ortam yaratır çevrende ve hafif yaylanarak çıkarsın o bilmediğin kentin sokaklarına. Çöplere hep bakarım, çöpler her yerde farklıdır; haberler veya hava durumu gibi değillerdir. Çöpler karakterlidir; sahiplerinden daha gerçektirler. İnsanın kendisiyle ilgili bilmediklerini, çöplerine dikkatli bakan biri anlayabilir. Çöpler yalan söylemez, insanlar söyler. Başka bir yerde olduğunda, daha az acelen olur.

Evdeyken bir işini erken bitirebilirsen, akşam çok geçe kalmamak niyetiyle diğer yapman gerekenlere oyalanmadan devam edersin ve buna rağmen akşam geç kalırsın. Ya da biraz zamanın artarsa, bir tanıdığını ziyaret etmeyi düşünebilirsin. Başka bir yerdeyken, işini bitirince, oraları tanımaya çalışmak dışında yapabileceğin pek bir şey yoktur. Bunun da yarattığı bir boşluk vardır. Evdeki gibi alışveriş yapman gerekmez; mağazalara girip çıkabilirsin, ancak acelen yoktur. Akşam dönecek bir evin olmadığı için zamanın da çoktur. Bir yerde oturup bir şeyler içebilir, etrafı seyredebilirsin. Aceleyle bir yere yetişmeye çalışanları izleyebilirsin. Eğer programlı bir seyahatse bu, herkese haber vermişsen, arayıp soran da çok olmaz. İstemediğin bir konuda arayan olursa, zaten başka bir yerde olduğunu söylemen yeterli olur, kısa kesmek için; herkes telefon tarifelerinin nasıl ücretlendirildiğini hâlâ tam bilemediği için, lafı gereksiz uzatan da olmaz. Bunlar üst üste eklendiğinde hiç olmayan bir zaman yaratılmış gibi olur, evde değilsen eğer. Okuldan çıkan çocukları izleyebilirsin. Uzun zamandır vakit ayıramadığın kadar kalabilirsin bir kırtasiye dükkânı veya kitapçıda. Koşarak önünden geçerken, adını aklında tutmaya çalıştığın bir ressamın sergisini gezemeyebilirsin evdeyken, başka bir yerde buna zaman ayırabilirsin. İş seyahati de olsa, başka bir yerde olmanın bir boşluğu vardır. Akşam yemeği için birçok seçenek bulabilirsin. Çünkü hangisi kalabalıktır, hangisinde çok sıra beklersin, hangisine saat kaçta gitmek daha doğru olur, muhtemelen bunları bilmezsin ve önemsemezsin de bu yüzden. Park yeri araman gerekmeyecektir, bu anlamda hepsi birbirine eşit seçeneklerdir, hiçbirine daha önce gitmemişsindir. Rahatlatıcı bir etkisi vardır bunun, gittiğinde bekleyebilirsin de, fark etmez yine de. Aslında kentin tam neresinde olduğunu bile bilemiyor olabilirsin. Evdeyken “trafik vardır o yolda” diye değiştireceğin rotalar, bu yabancı yerde yoktur. Yolların hepsi senin gitmek istediğin yere çıkar, er ya da geç. Hangi sokağında, hangi gün pazar kurulduğunu bilmediğin bir yer, boşluklar yaratır sana. Bazen, sıcak bir ışık gördüğün için saptığın sokaklar seni bir yere götürür. Sadece o ışığın kaynağını merak ettiğin için girdiğin sokaklarda kendine, sana dair bir sürü rastlantı vardır. Sen gitmezsin, bazen sokaklar dolaştırır seni. Bunu seversin. Bu sana evdekinden farklı gelir, bir macera gibidir; öyle yaşarsın en azından, heyecanlanırsın. Evin küçük, bu yabancı kent büyük görünür gözüne. Yabancı bir yerdeki boşluk budur işte. Sana tanıdığı alanlarla büyür o yer, hiç bilmediğin bir genişliktir bu ya da unuttuğun çoktan. Bazen önceden duyduğun, çokça da aslında duyduğun başka bir meşhur sokak adına benzettiğin ve o sandığın için dikkatini çeken bir sokağa girersin. Bazen o sokak, o sokaktır, bazen değildir. Bazen hak verirsin o sokağa, bazen takdir eder, saygı duyarsın; kimini de küçümsersin bazen, o sokak sandığın sokak olsa da olmasa da. Evinde öyle değilsindir, sokaklarına karar vermişsindir çoktan yaşadığın yerin.

Evde peşin hükümlü, başka yerde daha adilsindir. Bu da bir boşluk yaratır çevrende, daha hafifsindir. Sorumlu değilsindir bu yabancı yerde. Senin değildir, sen de onun. İstediğin kadar sever, istediğin kadar yerersin, sana değmez o kent yine de, evin gibi değildir. Sana alan tanıyor olması bundandır, samimiyetin düzeyindendir bu. Evde, her şey senindir, sahiplenmişsindir. Hak iddia edersin üstünde, cephelerine laf edersin binaların, canını sıkabilir yol kenarlarına dikilen çiçeklerin rengi. Başka yerde tüm eski binalar fotoğrafı çekilebilecek bir tarihi eserdir, evde daha acımasızsındır aslında. Çöpleri beğenmezsin evdeyken, başka yerde oranın çöpleri daha ilginç gelir sana, çünkü bilmediğin bir yerdir. Bu yüzden bir boşluk vardır çevrende.

fotoğraf: Emre Özgüder

Emre Özgüder, kent, otel, şehir, yer, yolculuk