Artık Her Evde Buzdolabı Var

Buzdolabı, insan yaşamına etkileri en büyük ev aleti olabilir. Bir süpermarkete bu gözle bakarsanız, buzdolabı sayesinde ne kadar çok ürünün şu an raflarda yer aldığını görürsünüz. Günümüzde bize çok sıradan gelen birçok ürün aslında varlığını buzdolabına borçludur. Bu açıdan buzdolabı insanlığın beslenme alışkanlıklarında çok belirgin bir fark yaratmıştır. Şekerli veya tatlandırılmış meşrubat tüketimi, varlığını büyük oranda buzdolabına borçludur mesela. Sağlık açısından bir risk olarak görülen bu alışkanlığı edinmemiş olabilirdik, eğer buzdolabı olmasaydı. Dünyada yıllık meşrubat tüketimi 700 milyar litreye varmış durumda ve bu miktar küresel ısınmanın etkileriyle son yıllarda dikkat çekici bir eğriyle artıyor: Çin’de bugün kişi başı günlük meşrubat tüketimi 1 litrenin üstündedir ve ortalama su tüketiminden açık ara fazladır bu. Dondurulmuş gıda endüstrisi de varlığını gelişen buzdolabı sanayine borçlu: Elli yıldan uzun bir süredir dondurulmuş gıda sektörü nedeniyle alışılagelmiş tarım yöntemleri ağır müdahale altında. Soğutarak veya dondurarak besinleri saklamak, saklama yöntemleri arasında hayli başarılı bir yöntem olmakla birlikte, dondurulmuş gıda ambalajlarının üzerinde iddia edilen tazelikten söz etmek de maalesef çok doğru değil. Buzdolabının çıkış noktası, besinleri daha uzun süre saklayabilmek ve o günden bugüne daha yüz yıl bile geçmiş değil; hayli yeni bir teknolojiden söz ediyoruz. Orta yaşın üzerindekiler, buzdolabının bir lüks olarak kabul edildiği dönemleri hatırlayabilirler. Alışılagelmiş mutfak düzeninde kendine yer ayrılmamış buzdolabının, mutfak dışında bir mekânda durduğu zamanları unutmamış olanlar da vardır. Belki de görece yeni bir medeniyet göstergesi olması nedeniyle yakın geçmişte siyasette bile kendine bir sembol değeri edinmiştir buzdolabı.

Buzdolabının ilk siyasi deneyimi 1936 yılındadır. O zamanlar daha bodur, hacmi 50-60 litreyi geçmezken, buzdolabı, aynı Volkswagen [halk arabası] gibi bir ‘halk’ projesi olarak Almanya’da sahneye çıktı. Nazi Almanya’sı gıda üretimi hükümet organı, “Çürümeye Karşı Savaş” sloganıyla Volkskühlschrank [halk buzdolabı] projesini başlatmıştır. Proje, kendine kısa süre önce başarıya ulaşan Volksempfänger [halk radyosu] kampanyasını model almıştır. Halk radyosu, bir günde yüz bin adetten fazla satılmıştır; her eve bir propaganda hoparlörü yerleştirilmesi açısından da çok önemlidir. O dönem yapılan araştırmalar Almanya’nın yıllık bir buçuk milyar Reichsmark’ı, çürümüş bozulmuş besin olarak çöpe attığını ortaya koyar. O dönem her alanda dışa bağımlılıktan kurtulma çabasında olan Führer, planlamakta olduğu savaşın başarısı için gıda konusunu da fazlasıyla önemsemektedir. Emir verilir, üç farklı boyutta halk buzdolabı için üretici firmalar seferberliğe davet edilir. Aralarında zaten konusu bu olan Siemens, AEG gibi firmaların da bulunduğu, makine sanayi kökenli Humboldt, Mannesmann gibi ve mobilya sektöründen Fink ve Walb gibi kırkın üzerinde firma bu proje için birlikte çalışmak üzere harekete geçer. Böylelikle nasyonal sosyalist hammadde ve gıda özgürlüğü hedefli propaganda hayata geçmiş olur. İlginç bir gelişme olarak bu sanayi grubuna İsveçli Electrolux firması da dahil olur. Electrolux, bir İsveç firması olmasına karşın zaten dönemin bazı Alman hükümet sendikalarına ve resmi kurumlara üyedir. Projenin başında Rudolf Plank vardır. Plank, Ukrayna kökenli bir biliminsanıdır, soğutma teknolojilerinin babası sayılır. Projenin en uğraştırıcı yönü bu halk buzdolaplarının satış fiyatının düşük olmasını sağlamaktır. Hedeflenen fiyatların 2.000 Reichsmark seviyesinden ilk etapta 800–300, oradan da zaman içinde 50–60 Reichsmark seviyesine getirilmesidir. Ortalama ve dar gelir ortalamaları bunu gerektirir. Yıllık 250 bin adet üretim planıyla bu hedefin tutturulması için yeni teknolojilere gerek vardır. Proje, savaşın başlangıcıyla zarar görür. Savaş için söz konusu fabrikalarda silah üretimine ağırlık verilmeye başlanır ve 40’lı yılların başında proje daha deneme modeli aşamasındayken durdurulur. Bu proje, savaştan sonra, yeni kurulan Almanya’da işe yarar; yapılan ön çalışmalar, projeler ve edinilen deneyim Bundesrepublik [federal cumhuriyet] dönemine miras kalır. Siemens ve AEG ve tabii Electrolux günümüzde hâlâ buzdolabı üretimine devam ediyor, bildiğimiz gibi. Bunu büyük oranda halk buzdolabı projesine borçlular.

“Elektrikle soğut! 
Sağlığını korumak ve tasarruf için 
ziyanla mücadele et!” 
, buzdolabı ilanı, kaynak: Ullrich Hellmann, Künstliche Kälte, Anabas Verlag, Gießen, 1990, s. 108

Buzdolabı, içine eklenen küçük lamba ve verimi artıran raf sistemleri dışında, temelde çok büyük teknolojik değişimlere uğramamıştır. İlk çıkış boyutuyla şimdiki duruşu arasındaki farkı bir yana bırakırsak görüntü olarak da çok büyük bir değişiklik geçirmemiştir buzdolabı. Bu anlamda hayli statik sayılabilecek bu alet, kendinden çok çevresinde birçok değişikliğe neden oldu: Buzdolabı saklama kapları diye bir başlık altında toplayabileceğimiz ve göründüğünden çok daha derin bir pazar ortaya çıkardı. Bugün kullanılan birçok film, naylon poşet, alüminyum folyo gibi ürünün çıkış nedeni yine buzdolabı. Mekanik ve elektronik alanlarında da buzdolabı ısı ayarlama sistemleri, termostatlar konusunda hızlı yol alınmasına neden oldu. Yine ısı yalıtımı konusunda da teknolojik katkıları önemlidir.

İçindeki aydınlatma, bir buzdolabını buzdolabı yapan en önemli özelliklerden biridir bana göre. Aslında günde defalarca açıp kapattığımız buzdolabının içinde bir aydınlatma olduğunu çoğu zaman unuturuz. Zaten böyle bir işlevin varlığını en çok bir hata olduğunda, ışık yanmadığında fark ederiz. Benim için öyle bir bütünlüktür ki bu, ışığı yanmayan bir buzdolabı bana soğutmuyor gibi gelir, tamamen bozulmuş sayılır benim için. Işık konusu açısından bir otomobili andırır buzdolabı. Arabanın kapısını açınca içinde ışık yanmasını da çok önemli bir lüks olarak görürüm. Üstelik farklı olarak otomobilde torpido gözünde, bagajda, hatta artık birçok modelde güneşlikteki aynada bile bir aydınlatma vardır. Geçen bu kadar zaman içinde buzdolabında sebzeliğe ve buzluğa neden aydınlatma konmadığına da şaşırırım. Bir dönem oyuncak buzdolaplarında bile açılınca yanan minik bir el feneri ampulü vardı. İçindeki ışıkla, sebzeliğin üstündeki kumlu cam rafı, yerine göre parlak kenar profilleriyle buzdolabının toplamda son derece kendine has bir iç ortamı vardır. Kapaktaki şişelik ve yumurta gözleriyle, buzdolabı benim için hep zamanın ötesinde bir tasarım olmuştur. Bir ev nesnesi olarak önemli ve güzeldir, ancak söz ettiğimiz gibi çevresine çok derin etkileri olmuştur. Bugün bir pencere önünde plastik bir yoğurt kabında çiçek görürseniz, unutmamak gerekir ki bunun gerçek nedeni buzdolabıdır. Veya aklınıza, tereyağı varken margarine ne gerek olabilir ki sorusu takılırsa, bunun da nedeni yine buzdolabıdır. Bu açıdan buzdolabı aslında dolaylı olarak çevreye bir hayli zararlı sayılabilir. Buzdolabı yüzünden kullanılan alüminyum folyoların kullanım süresiyle sonrasında doğada yok olma sürecini karşılaştırdığınızda da hiç mantıklı olmayan bir hesap çıkar ortaya. Buzdolabının modern mutfaktaki yeri için bir standart oluşmuştur. Evler yoğunlaşan kent yaşamıyla gittikçe küçülürken, aynı yaşam biçimi beraberinde hazır gıdaya daha çok düşkünlük oluşturdu. Bu da buzdolabının ona ayrılan yerde daha geniş bir iç kullanım hacmine kavuşması için çalışmalara neden oldu doğal olarak. Teknoloji her ne kadar daha iyi yalıtım malzemeleri üretmeye çalışsa da, iyi bir ısı yalıtımında temel prensip her zaman yalıtım katmanın kalınlığıyla ilgilidir. Yer kazanmak için bu katmanın kalınlığı da son dönemde yarıdan fazla azaltılmıştır. Bu da yine beraberinde fazladan bir enerji harcaması getirdiğinden çevre için tehlikelidir. Tüm bunlara rağmen artık herhalde insanlık için buzdolabı olmadan yaşamak mümkün olamayacaktır, bize de bu yüzden olabildiğince dikkatli kullanmak dışında bir çare kalmayacak.

buzdolabı, Emre Özgüder, ürün tasarımı