Marta Ugarte’nin
Açık Giden Gözleri

Hayatımdaki ilk 1 Mayıs gösterisine 1974’de New York’ta katıldım. Çok dilli, çok renkli bir topluluk hatırlıyorum, çokça iyimserlik, en azından benim hatırladığım öyle. Zorbalar yenilecek, sömürü bitecek, dünya yaşanası bir yer hâline gelecek… Gençlik düşlerimiz böyle. Bırakalım gezegeninkini, kendi ömrümüzü bile sonsuz sandığımız, hayallerin yakın, ufkun uzak olduğu demler.

İngilizceden çok İspanyolca konuşulduğu, en kalabalık grubun Şili’deki Pinochet darbesinden kaçıp gelenler olduğu kalmış aklımda. 1970’de demokratik bir seçimle işbaşına gelen Marksist Salvador Allende’yi CIA destekli bir darbeyle 11 Eylül 1973’de deviren Pinochet’ye karşı atılan sloganlar New York caddelerindeki o renkli yürüyüşün en canlı anıları. Daha on yıl geçmeden Şili’dekine benzer bir darbe göreceğimizi henüz bilmiyoruz. Türkiye’deki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından işkencelerden geçip hapislere gireceğimiz, o parlak ışıklı 1 Mayıs gününde aklımızın ucundan bile geçmiyor. On yıla varmadan Pinochet’nin devrileceğine, Sovyetler’deki yoldan şaşmış sosyalizmin düzeleceğine ve 2000’li yıllara varmadan bütün dünyanın sosyalizmi seçeceğine inanıyoruz. Şilili yoldaşlarımız her şeye rağmen o kadar güçlü, o kadar coşkulu ki onların yenilgisinin uzun süreceğine hiç ihtimal vermiyoruz.

Marşlardan, törenlerden ve her tür kategorik aidiyetten çoktan sıdkım sıyrılmışken kırk beş yıl önceki 1 Mayıs’ı hatırlayışım gençliğime özlem duymamdan değil, Patricio Guzmán’ın The Pearl Button (2016) [Sedef Düğme] filmi yüzünden oldu. Sevgili tez öğrencim Ruken Doğu Erdede “deneme film” üzerine yazdığı teziyle ilgili bana ödev verince, filmi önce izlemek zorunda kaldım, sonra da filme dair düşünmeye, okumaya, filmi başka öğrencilerime ödev olarak vermeye başladım ve kendimi Guzmán’la birlikte suya yazılı tarihi hatırlarken buldum. Suya yazılı tarih: Filmin bendeki izdüşümü bu. Ya da Maria Delgado’nun filmin kendisi kadar şiirsel betimlemesiyle, “Hatırlamaya dair bir vaftiz: Ülkesinin kıyı çizgisi üzerine harikulade denemesiyle Patricio Guzmán’ın hayata dair bir unsur, özgürlük, hafıza, hukuk —ve bunların tam tersi olarak suya dair tefekkürü…”*

Sedef Düğme bir tür meditasyon gibi başlıyor, su sesi, dalgalar, su damlaları, ışığın sudaki oyunları… İklim değişikliği nedeniyle Antarktika’daki buzulların erimesine ve buz kütlelerinin okyanusa gömülürken çıkardığı çatırtılara geldiğimizde pek de o kadar meditasyona yatkın bir malzeme ile karşı karşıya olmadığımızı hissetmeye başlıyoruz ve filmin rotası değişiyor. Upuzun kıyı çizgisine rağmen okyanusun sunduğu imkânlara kapalı bir ülkenin, Şili’nin tarihçesine geçiveriyoruz. Hep böyle miydi o topraklarda yaşayanların suyla ilişkisi? Hayır! İspanyol işgali öncesi Patagonya yerlilerinin suyla barışık hayatlarına dönüyoruz. 19. yüzyıl kayıtlarına göre 8.000 nüfusa ve 300 kanoya sahip olan, ancak şimdi sadece 20 mensubu kalan Kawésqar kabilesinden Cristina, Gabriela ve Martín kendi dillerinden hatırladıkları sözcükleri sayıyorlar. Tanrı ve polis bu sözcükler arasında yok. Acaba unuttular mı? Hayır! Bu sözcükler dillerinde hiç olmamış. İşgalciler kabilelerin suyla barışık ilişkilerini altüst ettiklerinde tanışmışlar bu kavramlarla. Acılı bir biçimde. Yok olarak.

1830’da bir sedef düğme karşılığı işgalcilere satılan ve bu yüzden adı “Jemmy Button” [Jemmy Düğme] olan yerlinin önce İngiltere’ye götürülüp bir deney hayvanı gibi oradaki hayata dahil edilmesinin, sonra Patagonya’ya geri getirilip kendi kabilesinin içine salınmasının hikâyesini öğreniyoruz. Ve filmin son bölümüne demir bir çubuğa yapışıp kalmış bir başka düğmeyle bağlanıyoruz. Guzmán kırk yıl sonra okyanusun dibinden çıkarılan demir çubukları ve her nasılsa bozulmadan kalmış bir cesedi belgeliyor. Pinochet döneminde Allende yanlılarının işkenceden geçirilip demir çubuklara bağlanarak helikopterlerle okyanusa atılmalarının tanığı olan düğme ve Marta Ugarte’nin açık kalan gözleri bize aynı sözcüğü fısıldıyorlar: Hatırla.

* Maria Delgado, “Film of the week: The Pearl Button,” Sight & Sound.

{fotoğraf: Marte Ugarte, kaynak: Agrupación Cultural Tarapacá Iquique}

Feride Çiçekoğlu, The Pearl Button