Çernobil, 2019, kaynak: IMDb
Çernobil’de
Ütopya ve Distopya

“Karanlıkta çalışıyorlar. Her şeyi görüyorlar.” Beş bölümlük HBO mini dizisi Çernobil’in en çarpıcı diyaloglarından biri bu. Bir diğeri de şu: “Çocukların ana babalarını kurtarmak için öldükleri bir ülkede yaşıyoruz.” İlkini Stellan Skarsgård’ın canlandırdığı Sovyet bürokratı Boris Shcherbina söylüyor, maden işçileri yalan yutmaz anlamında. İkincisi ise dizinin tek fiktif karakteri nükleer fizikçi Ulana Khomyuk’un (Emily Watson) hamile bir kadına dair söylediği söz: Anne hamile olduğunu gizleyip gizlice hastaneye giriyor ve radyasyon yüzünden ölmek üzere olan kocasına sarılıyor. Radyasyonu emen bebek doğduktan sonra ancak dört saat yaşıyor, ama anne ölmüyor. Bir yanda karanlıkta çalışıp her şeyi görenlerin güçlü bedenleri, öbür yanda çürüyen bedenler ve ölen bebekler: Birinde ütopyanın izini, öbüründe distopyanın karanlığını görmek mümkün. İki uç, hem uzak hem yakın. Çernobil ikisini iç içe verebildiği için başarılı.

Ütopya derken bir hayal alemini kast ediyorum: İnsanın özdeki iyiliğine ve fedakârlığına, doğayla barışık yaşayabileceğine güvenen; değişime, bilime ve sanata öncelik tanıyan bir ‘olmayan yer’ hayali. Var olmayan, ama mümkün olan. Öyle sanılan. Lenin’in ifadesiyle “tüm ülkenin elektriğe kavuşmuş” ve kitlelerin gerçek anlamda “aydınlanmış” hâli, ya da Mayakovski’nin diliyle, “Tanrının şimşeğini çekip alacak” olan o muazzam hayal. Ki, biz o ütopyanın izini Çernobil’de Jared Harris’in canlandırdığı Valery Legasov karakterinin mahkeme sahnesinde yaptığı konuşmada hâlâ görebiliyoruz. Patlama sonrası yöreyi radyasyondan temizleme sorumluluğunu üstlenen bilim insanı Legasov nükleer enerjiyi “bütün bir şehri dumansız ve alevsiz aydınlatan görünmez dansın güzelliğiyle” tanımlarken, şimşeği ehlileştirme hayalini hatırlıyoruz. Ya çöküşün nedeni? Bilimin hiçe sayılıp ucuz malzeme kullanılması. Gücün, iktidarın ve hırsın yol açtığı çürümenin önlenemez yükselişi.

Yine de diziden bize kalan bir çöküş hikâyesi değil, her şeye rağmen bir hayali yaşatmaya çalışanlar. Kim onlar? Radyoaktif kirlenmenin suya, toprağa, havaya karışmasını önlemek için fedakârlığı göze alan gönüllüler: Kanallardan binanın altına girip su depolarını boşaltanlar, çatıdaki radyoaktif atıkları temizleyenler, çırılçıplak soyunup dayanılmaz sıcaklıkta binanın altına izolasyon tabakası sermeye girişen maden işçileri… Yalana inanmadıkları için uydurma maskeleri takmayan ve güçlü bedenlerini sonraki kuşakları kurtarmak için radyasyona siper eden bu işçilerde, 1920’lerin başlarında cumartesi günleri ücretsiz çalışan subbotnik işçilerinin izini görüyoruz. Sovyetlerin tarihine aşina isek eğer.

Dizinin sona ermesinden bu yana geçen kısa süre içindeki tepkilerin kimileri, tıpkı dizinin içinde barındırdığı zıt uçlar gibi, iki kampta yoğunlaşıyor: Bir yanda diziyi yanlı bulup patlamanın arkasında CIA parmağı olduğunu ima eden Rusya, diğer yanda diziyi öven ama nedenine dair derinlemesine analiz içermeyen görüşler. Ancak yorumların çoğu bu iki uç arasında yer alıyor. Örneğin New Yorker yazarı Masha Gessen dizinin döneme dair görsel ayrıntılardaki başarısına karşın, karakterlerin gerçek arayışının gerçeği yansıtmadığını ve özellikle dizinin tek fiktif karakteri bilim kadını Khomyuk’un bir Hollywood şablonu olduğunu iddia ediyor. Dizinin neden iyi olduğuna dair en kapsamlı yorumlardan birini yazan Louis Bayman ise hikâye anlatımının tarih yazımından farklı olan yaratıcı yanına dikkat çekiyor ve Çernobil’in başarısını “bilgi, güç, mutluluk ve doğayla ilişki” gibi en temel insani konulardaki yaratıcılığıyla açıklıyor. Dizinin izleyiciyi de tıpkı patlamanın nedenini çözmeye çalışan bilim adamları gibi hikâyenin içine kattığını ve yaşanan felaketin arkasındaki hikâye ile dizinin anlatısının bir bilmecenin parçaları gibi yan yana geldiğini söylüyor. Bayman’ın derinlikli yorumuna katılıyorum, ama bir yanıyla eksik buluyorum.

Çernobil’in yarattığı yankının nedeni bana göre post-truth [gerçek sonrası] denilen, gerçeğin yalan, insanın kaypak, doğanın ve bilimin önemsiz olduğuna inanmamızı isteyen zamanımızın popülist anlatısından yorgun düşmüş olmamız. Gerçeği ve insanın özünde iyi olduğunu iyi bir hikâyeyle hatırlamayı özlüyoruz. Çernobil distopik bir ortamı anlatırken aslında bunları hatırlatan bir hikâye. Bu yüzden bu kadar çok insana dokundu ve belli ki dokunmaya devam edecek.

Çernobil, Jared Harris,
kaynak: IMDb

Çernobil, distopya, dizi, Feride Çiçekoğlu, post-truth, ütopya