Agnès’le Mathieu

“Şimdi doğursan kesin manşet oluruz!” Paris’te bir mitingin ortasındalar, polis bariyer kurmuş, kadınların kürtaj hakkı için slogan atıyorlar. Simone de Beauvoir’ın kürtaj yasağına karşı kaleme aldığı ve 1971’de 343 kadın tarafından imzalandığı için “le manifeste de 343” [343 bildirisi] olarak bilinen bildiriye destek amacıyla düzenlenen gösteride polis bariyerinin hemen önündeler. Arkalarındaki kalabalık onları öne doğru sıkıştırmış. Mathieu ha doğdu, ha doğacak.

Delphine Seyrig’in o sırada dokuz aylık hamile olan Agnès Varda’ya söylediği “Şimdi doğursan kesin manşet oluruz!” cümlesi Mathieu Demy’nin 1972’de içine doğacağı ortamı pek güzel özetliyor.*

On yıl sonra Agnès ve Delphine bu kez bir film için işbirliği yapıyor; artık Mathieu de yanlarında ve kamera önünde. Kızı Rosalie Varda’nın “annemin incinebilir yanını en açıkça ortaya koyduğu film” dediği Documenteur (1981) Fransızcada ‘belgesel’ anlamına gelen documentaire ile ‘yalancı’ anlamına gelen menteur sözcüklerinin oyunbaz bir sentezi. Filmin alt başlığı An Emotion Picture yani ‘bir duygu filmi’. Mekân Los Angeles. Mathieu’nün babası ve Agnès’in kocası Jacques başka birine âşık olup onları terk etmiş, yeni sevgilisiyle sokağın karşı tarafına taşınmış. Agnès Varda’nın, kocasından ayrılıp oğluyla yalnız kalan bir kadının hikâyesini anlattığı filmde Mathieu bir bakıma kendisini oynuyor. Anneyi oynayan, filmin kurgusunu yapan Sabine Mamou. Filmin üst sesi Delphine Seyrig’e ait.

Agnès Varda ve Mathieu Demy, 

kaynak: Mathieu Demy Instagram hesabı

Mathieu, Agnès’in bir yıl önce yine Los Angeles’ta çektiği çektiği Mur Mur’da (1980) yine var; 1960’lı yıllarda şehrin insanlarını ve duvar resimlerinin o dönemki hayat tarzıyla bütünleşmiş renkli atmosferini yansıtan filmde Agnès’i bir tür tur rehberi gibi izliyoruz. Filmleri arasında köprüler kurmayı ve birinden diğerine atıf yapmayı seven Agnès bu filmin son karesinden bir sonraki Documenteur’e geçecek. İki film arasındaki asıl köprü ise, kocası Jacques’ın yokluğunda hem büsbütün tutunduğu, hem de kendine ve bedenine dair hüzün, hasret, tutku, kıskançlık ve arzu duygularıyla bunaldığında bazen çatışmaktan kendini alamadığı oğlu Mathieu.

Mathieu doğduktan sonra bir süre film çekmeye ara veriyor Agnès, sonraki on yılda ise yaptığı hemen her filmde varlığı ya da yokluğuyla Mathieu’nün izini görmek mümkün. Mesela Daguerréotypes (1975) filminde Mathieu yok, ama Agnès’in o filmi çekmesinin nedeni aslında Mathieu; çünkü film çekmek için henüz üç yaşındaki oğlundan uzak kalmak istemediğinden, elektrik kordonunun izin verdiği mesafede çekim yapabileceği bir proje düşünüyor ve Paris’te Daguerre sokağındaki evinin hemen yakınındaki esnaf portrelerinden oluşan filmin fikri böyle ortaya çıkıyor. Biraz büyüdüğünde, yani beş yaşındayken bu kez ablası Rosalie ile birlikte Agnès’in L'une chante et l'autre pas (Biri Şarkı Söylüyor, Öbürü Söylemiyor, 1977) filminde rol alıyor Mathieu, Suzanne karakterinin oğlu olarak.

Mathieu büyüdükçe filmlerdeki imgesinin ve rolünün de değiştiğini izliyoruz. Mesela Agnès’in Jane Birkin ile çektiği ikinci film olan Kung Fu Master! (1987) kızının arkadaşı on beş yaşındaki bir gence platonik aşk duyan kırklı yaşlarındaki bir kadının hikâyesini anlatıyor. 2019’un Mart ayında İstanbul Modern’de Agnès Varda için yapılan retrospektifte filme dair yapılan özetten aktaracak olursak, bu duyguyu platonik bir aşktan çok orta yaşa adım atan bir kadının zamanı geri çevirme çabası olarak görmek de mümkün. Katalogdaki yoruma göre, AIDS hastalığının tüm dünyaya korku yaydığı bir dönemde, filmi bir yandan gençlik ve masumiyete, diğer yandan yalnızlık ve yaşlılığa dair bir tefekkür olarak görebiliriz. Kadınların duygu dünyasını ve bakış açısını öne çıkarmasıyla, tabu sayılabilecek arzularına görünürlük sağlamasıyla öncü bir film olarak kabul edebiliriz.

Kuşkusuz, arzunun nesnesi olarak Mathieu’nün seçilmiş olması tesadüf değil. Hüzün ve özlem Mathieu üzerinden anlatılmış sanki. Bu dönemde henüz açığa çıkmamış ve kendisi hiçbir zaman söylememiş olsa da Jacques Demy’nin AIDS’e yakalanmış olduğu, kocasının 1990’daki ölümünden sonra Agnès Varda’nın açıkladığı bir gerçek. Agnès’in 1990’larda Jacques’ın anısına yaptığı Jacquot de Nantes (Nantes’lı Jacquot, 1991) ve L’Universe de Jacques Demy (Jacques Demy’nin Dünyası, 1995) nasıl birer veda filmiyse, 2019’da Mathieu’nün annesine vedası da yine imgesel.

Agnès’in ölümünden sonra Mathieu’nün Instagram hesabından paylaştığı tek fotoğraf, anne-oğul arasındaki ilişkiyi söylenebilecek, yazılabilecek her şeyden daha iyi gösteriyor. Koşulsuz, sınırsız bir sevgi, tarifsiz bir aşk ilişkisi.

* Delphine Bénézet, The Cinema of Agnès Varda: Resistance and Eclecticism, Wallflower Press, Londra ve New York, 2014.

Agnès Varda, annelik, Feride Çiçekoğlu, film, hatıra, Mathieu Demy, sinema