Agnès’le Rosalie

“Annemle çalışmayı ben seçtim, kendimden eminim… O yüzden kurban değilim, esir değilim… Onun yanında kendi yerimi bulmaya çalıştım. Yavaş yavaş başladı… 2003’te. Paris’de Cartier Vakfı’ndaki sergiyi yaptığı zaman. Beraber çalışırken çok zevk aldık. Organizasyon işlerinden uzak kalmasını, tamamen yaratıcı yanına odaklanmasını sağlamaya gayret ettim... Giderek şirketin işlerini üstlendim ve onun bakımını da. Hemen yanında olmak ve her şeyi organize etmek istedim… O sayede üretkenliğinin son yıllarında istediklerini yapabilmesini arzu ettim. Çünkü ağır bir iş… Biliyorsunuz… Hep dedim ona… Şimdi taviz yok… Ne istiyorsan onu yap... Şimdiye kadar hiç taviz vermedin, şimdi de vermeyeceksin… Bir de… Biz çok gülerdik… Biz… İyi ortaktık.

Kızı Rosalie söylüyor bunları, “Annenizle çalışmak nasıldı?” sorusunu yanıtlarken. Annesinin 29 Mart 2019’daki ölümünün ardından New York Lincoln Center’daki retrospektif sırasında Rosalie Varda ile yapılan söyleşiler, Agnès Varda’nın filmlerini toplu olarak sunmanın yanı sıra yönetmenin 2000’li yıllarına farklı bir açıdan bakmamızı da sağlıyor. 2003’te başlayıp Varda’nın ölümüne dek süren Agnès-Rosalie işbirliği belli ki her ikisi için hayatlarının en güzel dönemlerinden birisi olmuş; zor ama aynı zamanda hem üretken hem de eğlenceli. Nitekim aynı retrospektif sırasında yapılan bir başka söyleşide Rosalie annesiyle kendisini “suç ortağı” [partners in crime] ve suçu da sinema olarak tanımlıyor.

Rosalie Varda’yı dinledikçe bir yönetmenin hikâyesinden, hatta bir anne-kız hikâyesinden öte, kolektif hafızanın anaerkil zincirle anlatımına dair sıra dışı bir örneğe ve tarihin hep erkekler hikâyesi olarak kurgulandığı süreçte adeta bir kırılmaya tanık olduğumuz hissine kapılıyoruz. Annesinin, ilk filmi La Pointe Courte’u (Paralel Hayatlar, 1954) kendi annesi Christiane’dan para alarak yapması, Cahiers du Cinéma dergisindeki erkeklerin bu filmi görmezden gelip küçümsemesi… Rosalie bu sözlerle alışageldiğimiz söylemin dışına çıkarak devam ediyor: Günde üç film izleyen, sonra bira içerek film tartışıp film yazıları yazan yaşlı Cinéma erkeklerinin, genç bir kadının böyle bir film yapmasını kabullenemediklerini, ancak Cléo 5 à 7 (Cléo from 5 to 7, 1962) filminin başarısından sonra Varda’yı dikkate almak zorunda kaldıklarını söylüyor.

Rosalie ve Agnès Varda, Berlinale 2019, fotoğraf: Martin Kraft (CC BY-SA 4.0), kaynak: Wikimedia Commons 

Agnès Varda “Kendi hayat hikâyesini anlatan seksen yaşında yaşlı bir kadını oynuyorum” diyerek başladığı The Beaches of Agnès’i (Agnès’in Plajları, 2008) yapmasından son filmi Varda par Agnès’i (Agnès’le Varda, 2019) Berlinale’de kutladığı 2019 Şubat’ına kadar sürekli seyahat ederek, dünyanın çeşitli yerlerinde sunumlar yaparak ömrünün son on yılını daha mesleğe ilk başladığı zaman tanımladığı “sine-yazar” [cinécriture] kavramının hakkını vererek yaşadı.* Kendi hayatıyla iç içe geçen sinema tarihini anlatmaya, güncesini sinemayla yazmaya hasrettiği bu on yılda JR’la birlikte yaptığı Faces Places (Mekânlar ve Yüzler, 2017) filmi de var. Bu filmin hikâyesini Rosalie Varda’dan dinleyince, son on yılındaki üretkenliğine dair, Agnès Varda hayattayken henüz bilmediğimiz, içeriden bir bakış ediniyoruz.

Varda par Agnès’i New York Film Festivali’nde sunarken Rosalie Varda filmin hikâyesini anlatmaya annesiyle birlikte gittiği yolculuklar ve sunumlardan söz ederek başlıyor. 2015’de filme aktarmayı denedikleri sunumlar istedikleri sonucu vermeyince Rosalie JR’ı davet ederek annesiyle tanıştırmış. Neden? Çünkü daha 1981’de Los Angeles’ta çektiği Mur Murs (Mural Murals) ile duvar resmine ilgisini belli eden annesi ile son on yılın esrarengiz duvar ressamı JR’ın ortak noktalar bulup sıra dışı bir iş yapacaklarını sezmiş. Faces Places bu sayede ortaya çıkmış. Onu 2015’te yarım kalan çekimlerin tamamlanmasıyla Varda par Agnès takip etmiş. Son dönemlerinde artık çok hasta olan annesinin sağlığını hiç gündeme getirmeden neşeyle çalıştığını, özellikle kurgu başında çok mutlu olduğunu söylüyor Rosalie Varda.

Son filmi Varda par Agnès’in gösterim hikâyesini Rosalie’den dinlerken, yine ve bir kez daha ne güzel bir ömür, ne güzel bir anne-kız ilişkisi, diye düşünüyorum: “Berlin’in son festivali olacağını biliyordum, gösterime tüm ekibi davet ettim ve hep birlikte izledik, sonra güzel bir kutlama yaptık, çokça şampanya, bol kahkaha… Agnès işimi kolaylaştırıyordu, çünkü hayatı hep hafife alan bir yanı vardı.” Hayatı hafife almaya yine çok ihtiyacımız olan şu günlerde Agnès Varda’yı sevgiyle anıyorum ve bu yazıyı okuyan herkesle, 28 Mart’ta Santralistanbul’da yapacağımız Varda Sempozyumu’nda buluşmayı diliyorum.

* Delphine Bénézet, “Cinécriture and Originality”, The Cinema of Agnès Varda: Resistance and Eclecticism, Columbia University Press, 2014.

Agnès Varda, Feride Çiçekoğlu, işbirliği, Rosalie Varda, Varda par Agnès