Ülkeler, Otobüsler
ve Yaşlar

Otuz üç senelik hayatımda, üç kıtada, ondan fazla ülkede, hem ülkeler arası hem de tek ülkenin şehirleri arası otobüs yolculukları yapma şansına (!) eriştim. Türkiye’de İzmir–Rize arası 24 saatlik yolculuklarla başlayan serüvenim, lise yıllarında İzmir–İstanbul arası mekik dokuyarak devam etti. Sonrasında, Trabzon’dan bir otobüs yolculuğuyla Gürcistan’a gittim, oradan Ermenistan’a geçtim. Bu özel seyahatin çoğunluğunu TIR ile yapmış olsam da bu iki ülkenin otobüslerini de tanımış oldum. Bir sene sonra Güney Amerika kıtasını farklı otobüs firmaları aracılığıyla gezdim. Birkaç sene sonra Brezilya içinde kimisi 15 kimisi 28 saate varan otobüs yolculukları yaptım. Yirmili yaşlarımın resmi ulaşım aracı otobüsle o dönemler aram çok iyiydi.

São Paulo–Foz do Iguaçu‎ yolculuğu, bozulan otobüsümüzle anı fotoğrafı,
2008

Bu otobüs yolculuklarının birinin diğerinden pek farkı yoktu. Trabzon–Tiflis otobüsü hayli eski, içinde tuvalet, su, muavin ve hatta aydınlatma bulunmayan bir araç iken, Arjantin Uruguay sınırını geçtiğimiz otobüste üç çeşit sıcak yemek ikramı bile vardı. Ama o yolculukta motorun üzerine konulan koli alev aldığı için yanan bir otobüsten koşarak inmiştik ve tüm o lüks ikramlara rağmen o otobüsün gözümde değeri, kazasız belasız, olması gerekenden üç saat erken Tiflis’e varmış otobüsten fazla olamadı. Paraguay’ın Brezilya’ya sınır şehri Ciudad del Este’den başkenti Asunción’a giden otobüste su bile ikram edilmiyordu ama bir kasabadan çok güzel üniformalar giymiş, güzelce makyajını yapmış satıcı hanımlar otobüse biniyor, muhtelif sandviç ve hamur işleri satıyor, en az bir saat uzaklıktaki başka bir kasabada otobüsten iniyorlardı. Bu satıcı kadınların günde kaç kere o kasabalar arasında mekik dokuduğunu merak ederken, otobüse yine üniformalı adamlar biniyor ve meyve suyu satıyorlardı. İndi bindi derken yol geçip gidiyordu.

Peru’dan Şili’ye geçmeme
aracı olan otobüs
Peru’nun sınır şehri Tacna
terminalinde beklerken, 2008
Bolivya Potosi’de şehirlerarası
otobüs terminali, 2008

İşte tüm bu yolculukları güzel anılar olarak hatırlayan bendeniz bu sene dünyanın yüzölçümü bakımından en büyük on dördüncü ülkesi Meksika’da da otobüsle yolculuk yapabileceğime karar verdim. Bu koca ülkenin diğerlerinden bir farklı olmamalıydı, belki de yoktu. Ama ben farklıydım. Meksika’nın Guatemala sınırındaki eyaleti Chiapas’tan, başkenti Meksiko’ya gidecektim. Tekelleri ile ünlü bu ülkede kara ulaşımı da dev bir tekelin elindeydi: ADO. ADO tüm turistlerin ve maddi durumu yerinde olan yerlilerin toplu kara ulaşımındaki tek tercihi idi. ADO adlı üst şirketin içince OCC gibi daha ucuz ya da ADO GL gibi daha pahalı farklı markalar da vardı ama bu markaların çoğu Tuxtla Gutiérrez–Meksiko yolculuğu için uçak biletine yakın bir fiyatla bilet satıyorlardı. Otobüsle yolculuğu ucuzluğu nedeniyle tercih ettiğim için buralı bir arkadaşıma danıştım ve dedi ki: “Viajes Chiapas ile seyahat etmelisin. Ben hep onunla giderim: Hem rahat hem güvenli, hem de uygun fiyatlı.” Doğma büyüme Chiapaslı Janitzin, otobüs yolculuğunda aradığım üç sıfatı da içinde barındıran bu tanımla beni ikna etmişti. Antikapitalist ve asi karakteriyle ünlü Chiapas ruhu, bana da sirayet etmiş ve ben de ADO’ya karşı olmuştum. Aynı arkadaşım telefonla biletimi de ayırtmıştı. Planlar tıkırındaydı, sadece otobüs bileti olması gerekenden 50 lira ucuza gelmişti. Janitzin’in bu ucuzluğa açıklaması “senin gideceğin gün executive otobüs yokmuş” oldu. Executive kelimesini Türkçeye çevirmiyorum, çünkü bana o anda hiçbir şey ifade etmedi. “Tamam” dedim. Ve otobüse gittim.

Otobüs şu anda hatırlayamadığım, o anda ise şaşırarak baktığım daha evvel hiç duymadığım bir markaya sahipti. Türkiye’deki Mercedes 0403’lerin dengi bir görünüşe sahipti. Kendisiyle yolculuk yapacağım gün, saat 14:00’te biletimi alırken sadece dört koltuk dolu gözüken otobüs, kalkma saati geldiğinde hınca hınç dolmuştu. Meksikalılar 13 saat sürecek yolculuklarını dahi önceden planlamayı sevmiyorlardı. Kalkış saati bilette 19:00 olarak yazılı olsa da biletimi kesen kadın “19:20’de kalkıyoruz. O sizin buraya gelmeniz gereken saat.” diyerek beni uyarmış ve ben de otobüse geç gitmiştim. Ben içeri girdiğimde çoğunluk çoktan koltuğuna yerleşmişti. Koltuklar arasında maksimum 20 cm olan otobüsün içinde keskin bir tuvalet kokusu vardı. “İçinde tuvalet olan otobüslerin sorunu da bu.” diyerek yerime doğru yürüdüm. Yanımdaki koltuğu yeniyetme bir genç erkek satın almıştı. Koridorun ötesindeki iki koltukta ikisi çocuk toplam dört kişi oturuyordu. İki litrelik suyum, çantam, montum ve ben koltuğa zor sığmıştık. Kafamı koyar uyurum, Meksiko’da uyanırım diye düşünerek kafamı koydum ve uyudum.

Bir saat sonra dağların arasında, yeni yapılmış büyük ama boş gözüken bir binanın önünde durduk. Şoför, “Binada tuvalet var, gidebilirsiniz.” diye otobüsün içine doğru bağırdı ve çoğunluğu yerel kıyafetlerini giymiş Maya kadınları ve ben tuvaletin yolunu tuttuk. Bu sırada içeri polisler girdi ve rasgele kimlik kontrolü yaptılar. Tuvalete gidenler kontrol edilememiş oldu, “iyi taktik” diye düşünerek yerime geçtim. Yaptığım ilk şehirlerarası otobüs yolculuğunun ilk saatindeki kontrolün eyalet sınırında olmamızdan kaynaklandığını düşündüm. Fakat sonradan fark ettim ki sınırda değiliz, rasgele bir noktadaki otoyol gişelerindeyiz. 20 dakikalık kontrol bitince otobüs yeniden yola çıktı ve ben de tekrar uyudum. Bir saat geçmeden otobüs tekrar yolun ortasında durdu. Bu sefer otobüse siyah üniformalı güvenlik görevlileri bindi; yine rasgele bir kontrol yapıldı. Tüm bu kontrollerde bana hiçbir şey sorulmadığı için kontrollerin amacının ne olduğunu hiç anlayamadım. Bir buçuk saat sonra yine ücretli otoyolda yolun ortasına yapılmış büyük bir binanın önünde durduk. İçeri biri kadın, dört polis girdi. Bunların elinde şarjlı tornavidalar vardı. Aralarda uyuyor olmanın verdiği sersemlik ve suç oranının yüksekliğiyle haberlere sıkça konu olan Meksika’da olmanın verdiği önyargı ile sarı siyah elektrikli tornavidaları önce silah sandım ve hayli telaşlandım. Birkaç saniye içinde görevlilerin otobüsün koltuk üstü dolap vidalarını kontrol ettiklerini fark ettim, kafam hepten karıştı. Meraklı ve boş bakışımdan olsa gerek bu kontrol beni de kapsadı. Kadın polis, önce nereli olduğumu sordu sonra da parkamın ve çantamın içini kontrol etti. Kimliğimi sormadı bile. Bu görevlilerin uyuşturucu aradığına kanaat getirdim. Vidalarda tornavida ile nasıl bir iz bulacaklarını bir türlü çözemedim, vurdum kafamı tam iyice dalacakken yeniden durduk. Meksiko’da uyanma planım 12 saatlik yolculuğun yedi ayrı kontrolle bölünmesiyle suya düşmüştü. Giderek artan tuvalet kokusu, giderek küçülen koltuğum, tuvalete gidemediğim için içemediğim suyum, her kontrolde mutlaka uyandırılan yan koltuk komşum ergen, ben ve ne olduğunu hâlâ bilemediğim birkaç böcekle yaptığım Tuxtla Gutiérrez–Meksiko yolculuğu beklediğimden yorucu ve uzun sürmüştü, ama sonunda hedefime varmıştım.

Meksiko’nun kenar mahallerinden birinde otobüsten indiğimde aklıma bu firmayı bana öneren arkadaşımın “executive değilmiş” diyen yüz ifadesi geldi. Executive bir otobüs nasıl olur bilmiyorum, ama bu aracın kesinlikle executive olmadığını ben de artık biliyorum. Atasözlerimiz yine doğrulanmıştı. Ucuz etin yahnisi her zaman yavan oluyordu. Otobüsten belimde ve ayak bileklerimde on gün boyunca geçmeyecek böcek ısırıkları, hiç içmediğim suyum ve hepsini yıkamak istediğim parka, kazak ve şalımla indim.

Meksika, Oaxaca de Juárez
ADO terminali, 2018
Rahatına düşkünlerin markası
ADO GL yolculuğa henüz başlamışken, Meksika, Oaxaca de Juárez, 2018

Bir sonraki yolculuğum San Cristóbal de las Casas–Oaxaca arası olacaktı. Bu yolculuk normalde 8 saat sürüyordu. 13 saatlik, tek sıfatı konforsuzluk olan yolculuğu atlatmış bir ‘ben’ için kısa bile sayılırdı, ama gözümde büyüyordu. Bu sefer kapitalizme güvenim tamdı. Ben de tüm diğer turistler gibi bu yolculuk için ADO’yu tercih ettim. Sadece ADO’yu da değil, onun da pahalısı olan ADO GL markasından bilet aldım. Tertemiz, güzel kokan, içinde kadın ve erkek için iki ayrı tuvalet ve özel bir bölmeye yerleştirilmiş sıcak su ünitesi olan, koltukları yatak kadar geniş bir otobüste, birçok yabancı turist ile Oaxaca’ya yolculuk yaptım. Otobüsün girişinde bir kadın her yolcunun biletini kontrol ettikten sonra hepimize kulaklık, soğuk içecek ve poşet çay dağıtıyordu. Otobüsün içindeki dört ayrı ekranda İspanyolca dublajlı Amerikan filmleri yayınlanıyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Meksika’da ünlü olduğunu tahmin ettiğim şarkıcıların konserleri de yayınlandı. Yolculuğun başında bir çalışan hepimizi kamerayla kaydetti, yolda tek bir kontrol bile olmadı. Bunun nedeni “fazla para vererek bu otobüsü tercih etmemiz mi, yoksa Oaxaca yolunda zaten kontrol olmuyor mu?” sorusuna asla net bir cevap bulamayacak olabiliriz. Benim hayalimde, kontrol noktalarında polislere yolculuk başlamadan çektikleri videoları gösterdikleri ve kontrolün bu şekilde yapıldığı var. Bu iki yolculukla ilgili cevabını bilmediğim onlarca konu kafamda dönerken, Oaxaca’da sadece ADO GL araçlarına ait güzel bir otogarda otobüsten indim. Hayli dinç ve mutlu bir biçimde sırt çantamı aldım, şöyle bir etrafıma baktım ve fark ettim ki tüm sorulara cevap bulmak zordu. Ama artık tüm gerçekliğiyle ortada olan bir bilgi vardı: Yirmili yaşlarımda, kimi zaman bir günümden fazlasını harcadığım otobüsler benim için, konfor derecesinden bağımsız mükemmel bir ulaşım aracıydı. Ama otuzlu yaşlarımda parası neyse verip en rahat otobüsle yolculuk yapmalıydım. Kırklara geldiğimde uçak yolculuklarımda karşılaşmak dileğiyle.

{fotoğraflar: Selen Bayrak}

Meksika, otobüs, Selen Bayrak, yolculuk, yolculuk