Bir Yıl Bin Nasihat

Yeryüzünde geçirdiğim süre bana ‘yeni yıl kararlarının’ yılbaşı piyangosundan farklı olmadığını öğretti. Bu kararlar —aynı o biletler gibi— her sene alınır ve hikâye burada biter. Aynı süre, bana kendi alışılmışımın dışında yaşadığım her günün hesabını tutmayı da öğretti. Buna rağmen 2017 temmuz ayında terk ettiğim gün ışığı girmez, penceresi açılmaz binanın geride kalışının birinci ya da ikinci senesini hiç değerlendirmedim. Bırakmanın milat olmaması gerektiği konusunda görüşüm çok net. Sonların değil başlangıçların hesabı tutulmalı. Başlangıçlar not edilmeli, sonlardan ayrılmalı, her sonun bir başlangıç olduğu zırvası geride bırakılmalıdır. Son sondur, başlangıç sonu henüz uzakta olan bir yeniliktir.

Tüm bu netlik ve sözde aforizmalar sonrası otuz dört senelik hayatımı dinledim ve kendimle hesaplaşmak için en uygun seneyi buldum: İstanbul’daki hayatıma yeniden başladığım sene, 2019.

2018 kasım ayı ortasında bir seneliğine taşındığım Meksika’dan geri döndüm. İşsiz, parasız, plansız, evsiz, mobilyasız ve eşsiz olarak —bu noktada, eşsizliğin iki anlamlı olduğuna dikkat çekmek ister, fakat cümlede hangi anlamda kullanıldığı konusunda sizi yönlendirecek bir yorum yapmaktan imtina ederim. Bu geri dönüş ‘kitleler’ tarafından coşkuyla karşılanmadı. Dönmeme çok sevinen yakınlarım ve anlam veremeyen uzaklarım sayesinde ikili bir delilik yaşadığım günler hızlıca geçti; kafam hiç karışmadı, döndüğüme hep minnettar oldum. Dün döneli bir tam sene oldu. Yarından itibaren, dönmek zaman aşımına uğramış ve anlatacak bir yanı kalmamış bir kavram olacak. O nedenle hazır vakit varken son kez dönmenin ve sonrasındaki bir senenin değerlendirmesini yapmak isterim.

Hesaplaşma olarak çıktığımız bu yolda başlangıç noktamız, hesap denince akla gelen ilk şey: maddiyat.

Maaşlı işi bırakıp, dünyanın bir ucuna gidip, bir sene oralarda yaşayıp geri döndükten sonra burada da bir sene yaşayabilmek için iyi bir birikiminizin olması, aileden gelen mal varlığınızın olması ya da akılsız olmanız gerekir. Kimilerine göre akılsız kimilerine göre yürekli kimine göre riyakâr —para olmadan yapılamaz tüm bunlar; her zihne göre farklı nitelendirilecek bu kabiliyetin burada başlayan senesi için gerçekten birikime ihtiyacınız var. Benim gibi akılsızsanız birikiminiz olmamasına rağmen maaşlı işe girmez, kendi işimi kuracağım diye tutturursunuz, aynı gideceğim diye tutturmanız gibi. Giderken hesabınız az da olsa dolu gözükürken döndüğünüzde bomboş gözükür. Benim hesaplaşmaya karar verdiğim birinci senenin ilk günü, hesabımdaki bin lira ile başladı. Hâl böyle olunca alışma süreci için ayrılmış bir zamanım olmadı.

Döndükten bir ay beş gün sonra, bir arkadaşımın yeni açtığı ofisinde bir etkinlik düzenlemesine aracı oldum. Markalarını henüz yaratmış olan tasarımcılara, müşterilerle buluşma imkânı sunan etkinlikte tasarımla hiçbir alakam olmamasına rağmen ben de yer aldım. Bir senedir tattığım, nasıl yapıldığını izlediğim, hikâyelerini dinlediğim tüm reçeteleri birleştirdim ve ortaya çıkan iki çeşit acı sos ile standımın başına geçtim. O kermeste soslarıma hayli yoğun bir ilgi oldu; kermesin ertesi günü “acı sos işine gireceğim” dedim ve hiçbir yakınım tarafından ciddiye alınmadım. Bir süre daha annemlerin İstanbul seyahatlerinde konaklamaları için tasarlanmış stüdyo dairede annemle oturduktan sonra, acı sos işimi gerçekten iş gibi yürütebilmek için bir yere ihtiyacım olduğuna karar verdim. Hem atölye hem de ev olarak kullanabileceğim bir yer aramaya başladım. İki ay kadar sonra gelirimin ve birikimimin otuz kat fazlasını gerektirecek bir yer tuttum. Ufak bir tadilat ile çok güzel olabilecek bir daireydi ve hayalimdeki atölye için biçilmiş kaftandı. Lise hayatımın bana kazandırdığı en güzel şey olan arkadaşlarım bu yolda beni yalnız bırakmadı ve bu girişimime destek çıktı. Geçmişte bu gibi kararlara karşı çıkan ailem artık beni tanıyarak akılsızlığımla birlikte bir bütün olarak sevmeye karar vermiş olacak ki, onlar da bu karara destek çıktılar. Hobi olarak marangozluk yapan eniştem tüm mobilyalarımı çizdi, gerekli malzemeleri tedarik etti, her şeyi bir araya getirecek iken ikinci kez baba oldu ve mobilyaların montajı bana kaldı. Az evvel bahsi geçen arkadaşlarım bu kez fiziksel olarak desteklerini benden esirgemediler ve atölyenin tüm mobilyalarının montajını benimle birlikte yaptılar. Karar, aksiyon ve kurulum aşaması hayli güzel geçti. Satışlar da giderek artıyor, her ay bir öncekinden iyi geçiyordu. Fakat kavanozunu 25 liradan sattığım soslar hayallerimin atölyesinin parasını ödemeye yetmiyordu.

kaynak: Güzel Anılar Dükkanı arşivi

Taşındıktan altı ay sonra sorgulama başladı. Hiç iş olmayan günlerde atölyemdeki iki metrelik masif ahşap masamda tek başıma oturup, ağlayarak kendimi motive ediyordum. Sektörel iş arama sitelerine girip, bana uygun olabilecek işlere bakıyor, ajans hayatına geri dönmeyi düşünüyordum. On dakika içinde, derin bir iç çekmek zorunda kalıyor ve bilgisayarı kapatıp, “geri dönmek istemiyorum” diyen dertli gözlerle —atölyemin en güzel noktasından— dışarıyı izliyordum. Destekler hiç eksilmezken bu mutsuzluğum en yakınlarım tarafından bıkkınlıkla karşılanıyor, “bu yolu sen seçtin, kendine gel” gibi serzenişlerle bana geri dönüyordu. Bu durumda daha da büyük bir mutsuzluk yaşayıp, kendimi içine soktuğum bu yokluk durumundan nasıl çıkacağımı kara kara düşünerek tüm bir günü geçiriyordum. Onuncu aya geldiğimde hâlâ aynı acı sos işindeydim ve bu sefer bu işi bırakıp eski hayatıma dönmektense işi büyütmem gerektiğine karar verdim. Bu yollardan gelecekte yürüyecek kimselerin bir kulağından girip diğerinden çıkacak naçizane bir bilgi: Bu yola baş koyduğunuzda, o başın içinde akıl yoksa yol boyunca da o akıl gökten zembille inmiyor. İşte o inmeyen akıl ve geçip giden zaman hesaplaşma dünyasında beni avantajlı konuma taşımadı. İşi büyütme planlarımla ay sonunu getirememe gerçekliği arasında yerimde sayarak İstanbul’da on ikinci, acı sos işinde onuncu ayı tamamladım.

Yazıya dökmeden önce de bildiklerim, yazarken ayyuka çıktı: İstanbul’da yaşamaya sıfırdan ve yeniden başladığım seneyle maddi olarak hesaplaşmak istersem kesin o kazanır. Aklı başında, mantığı sağlam biri için bu yıldırıcı bir sonuç olabilir ama benim gibi inançlı, hevesli ve akılsızlar için bu, vız gelip tırıs giden bir bilgi. Benim kazancım, yeni kurduğum işimle bir seneyi borçla da olsa tamamlamış olmak, işime inanan insanları bir araya toplamak, bana inanan insanlardan güç almayı öğrenmek, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde belirli sıklıkta acı soslarımdan mutlaka alan ufak bir kitle yaratmak, yapmak istediğim işi yapabileceğimin bilincine varmak, büyümekte olan acı sos piyasasında var olmak, kaosun sözlük anlamı olan toptancı piyasasında pazarlıkçı olmak, girişimci kadınlarla tanışmak, statükocu çalışanlarla başka bir hayat mümkün sohbetleri yapmak, desteklemek, desteklenmek, yıkılmak ve yeniden başlamak oldu. Ama sizi temin ederim ki mavi kadifede bir yaldız zerresi bu dünyada kazanmadan da ilerlemek mümkün, denedim oradan biliyorum.

Gelecekte yeniden hesaplaşmak üzere.

girişim, girişimcilik, iş kurmak, Selen Bayrak