Millet, Milliyet
ve Meksikalılar

Onlu yaşlarımda, birileri bana “otuzlu yaşlarına geldiğinde başka ülkelerin bağımsızlık günlerini de kutlayacaksın” dese öncelikle buna ihtimal vermez, sonrasında ise bu ülkelerin arasında Meksika’nın olacağını tahmin edemezdim. Otuzlu yaşlarıma geldim ve bir kere Meksika’da, bir kere de Türkiye’de olmak üzere iki kere üst üste Meksika’nın Bağımsızlık Günü’nü kutladım —insan her daim geleceği tahmin edebileceği sanrısını yaşıyor.

Bunlardan ilki Meksika’nın Oaxaca eyaletinin başkenti Oaxaca de Juárez’deki meydan kutlamasıydı. Bu kutlama ile ilgili geçtiğimiz sene bir yazı yazmıştım. Meksika’da yaşarken oranın bayram kutlamalarına katılmam beklenir bir durumdu. İstanbul’da 15 Eylül’ü kutlamak ise aklımın ucundan geçmezdi —ama insanın zihninin ötesinde bir hayat yaşadığını az evvel belirttim. Liseden bir arkadaşımın müziğe gönül vermesi, Latin müziklerini sevmesi ve İstanbul’da ender cumbia çalanlardan olması sebebiyle İstanbul’daki Meksika Konsolosluğu kendisiyle iletişime geçmiş ve bağımsızlık günü kutlamalarında çalmasını istemişti. Arkadaşım da beni bu kutlamalara davet etmiş, ben de ona bu etkinlikte çalması için Meksika’da aralıksız çalan birkaç şarkı ve bence ünlü olan Meksikalı şarkıcıların adlarını vermiştim —insan kendince ünlü olan şeylerin herkesçe bilindiğini düşünürken de yanılıyor.

Oaxaca de Juarez, askerler tören için çalmayı beklerken, 15 Eylül 2018,
fotoğraf: Selen Bayrak 

Meksika’da şehirlerin ana meydanlarında, valilik binaları önünde kutlanan 15 Eylül Bağımsızlık Günü, İstanbul’da Conrad Oteli’nin terasına layık görülmüştü. Boğaz manzaralı terasın en manzaralı noktasına, mekâna oranla dev bir sahne kurulmuş yanına da ufak bir DJ masası yerleştirilmişti. Girişte bir masa üzerinde, Türkiye’de hiç görmediğim Guadalajara tekilaları yer alıyordu. Kimisi çok pahalı, kimisi ise orta sınıf tekilaların her birinden tek şişe vardı ve bunlar Meksika’da tekila üretimi yapabilen tek eyalet olan Guadalajara’nın Tekilacılar Sendikası tarafından bu gece için numune olarak getirilmişti. Saatler sekizi gösterdiğinde başlayacak etkinliğe çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle altıda gidince tekilalardan rahatlıkla tadabildim; geç kalsaydım tek içeceğim Anadolu Efes’in geceye jest olarak gönderdiği Meksika’nın en çok satan biralarından biri olan Corona olacaktı. Sol tarafta Akdeniz mutfağı mezeleri açık büfe hâlinde ilgi bekliyordu ve bu bekleyiş tüm gece sürdü. Meksika mutfağı olarak sayılan, ama Tex-Mex mutfağı örneklerinin Türkiye malzemeleriyle hazırlanmışı olan sıcak yemek büfesinde ise kuyruk neredeyse hiç bitmedi. Artık ortam gözünüzde biraz olsa canlanmıştır umuduyla tasviri bırakıp olan biteni anlatmaya geçiyorum.

Kutlamaların başlama saati olarak belirtilen 20:00’de anadili Türkçe olan ve İspanyolca da konuşan bir sunucu sahneye çıktı. Konsolos ve yardımcılarını takdim etti. Konsolos bu sırada henüz sahnede yer almıyordu, minik ama hızlı adımlarla sunucunun hemen yanına konuşlandı; Türkiye ve Meksika temalı diplomatik kelimelerin yan yana geldiği yerinde ve soğuk konuşmasını yaptı. Sıradan bir devlet töreni olacak diye düşünerek terasın kapalı alanındaki tuvaletlere doğru ilerliyordum. Sunucu tekrar mikrofonu eline aldı ve “şimdi Bilmem Kim Bilmem Kim bayrağımızı sahneye taşıyacak” dedi. Kenara çekildim ve fark ettim ki bayrağın rotası üzerindeyim. Yanımda İstanbul’da yaşayan ve vatanını özlemiş Meksikalılar sağ kolları yere paralel olarak sol göğüslerinin üzerinde gözleri neredeyse dolu beklemekteler. Bense ortamdaki en Meksikalı kıyafete sahip en Türk kadın olarak tuvalet rotamda ilerlemek için bekliyorum.

İlerleyemedim. Onlarla orada, Meksika yerel gömleği ve pantolonu giymiş bir bayrak taşıyıcısı erkeğin dev ve yavaş adımlarla milli bayrağını, Boğaz manzaralı sahneye getirmesini bekledim. Bayrağı, sahip olduğu tüm gurur yüzüne vurmuş bir ifadeyle sahneye çıkardı. Törenin burada bitmeyeceği artık çok aşikârdı. Meksikalılar rahata geçmiş beklerken, Meksika’daki her eyalet valisinin 209 senedir her sene bu kutlamalarda tekrarladığı konuşmayı bu sefer İstanbul başkonsolosu yaptı. Meksika sınırları dahilinde bu konuşmalar vali konakları önündeki meydanlarda yapılırken, her meydanda elbette ki bulunan kiliselerden de çanlar çalardı. Conrad Otel’de ise, kilise çanları DJ AhmetJah* tarafından dijital olarak çalındı ve bu tabii ki yetmedi; herkese küçük çanlar dağıtıldı ve katılımcı Meksikalılar da çanlarını çalarak Viva Mexico! Viva! çığlıkları atarak töreni tamamladılar. Tören sonrası yemeğe akın ve içkiler ile gece böylece biter diye düşündük —insan hep yanılıyor.

İstanbul, Meksika Bağımsızlık Günü Kutlaması’nda Guadalajara tekilası ile 
Türk bayrağı Meksikalıları beklerken
ve gecenin ilerleyen saatlerinde
müzik değişirken,
fotoğraflar: Selen Bayrak 

Gecenin müziklerini yapan arkadaşım çok güzel çalıyordu, herkesin keyfi yerindeydi ve tüm katılımcılar yerlerinde kımıldanmak ya da eşli hareketler yapmak suretiyle dans ediyordu. Fakat bu Meksikalılar için yeterli değildi. Katılımcı kadınlardan biri Ahmetcan’a çok entelektüel şarkılar çaldığını belirtip kendi istediği şarkıları aratıp buldurttu ve listesine ekletti. Daha evvel hiç duymadığımız, katılımcı Meksikalıların ise dansını bile ezbere bildiği Amerikan kırsalı ritimli şarkılar başladı ve konsolosun da dahil olduğu toplu bir dans ekibi kuruldu. Her biri beş altı bireyden oluşan beş sıra insan toplu dans ediyor ve çok eğleniyordu. Gecenin rengi o andan itibaren değişti. Bir saat içinde biten dokuz, on şişe tekilayı belli ki Meksikalılar tüketmişti ve buna en çok yatırım yapanlardan biri ise konsolos olmalıydı. Katılımcıların el cónsul olarak tezahürat yaptığı konsolos, sahneye çıkmıştı. Mikrofon elinde Meksikalıları burada görmekten çok mutlu olduğunu onlarca kez belirtiyor, her on kerede bir Türklere de saygı ve sevgilerini gönderiyordu. ‘El Konsul’ dans etmek ve şarkı söylemek isteyenleri sahneye çağırdı. Müzikten pek hoşnut değildi, ama mekânda internet bağlantısı olmadığı için kimsenin yapabileceği bir şey de yoktu. Kendisi biraz şarkı söyledi; bu kesinlikle en iyi olduğu aktivite değildi. Farklı yaş gruplarından Meksikalılar sahneye fırlıyor, kimi şarkı söylüyor, kimi ‘El Konsul’ ile dans ediyor, kimi ise beş dakikada bir Viva Mexico! diye bağıran ‘El Konsul’e destek oluyordu.

Viva Mexico! 
Viva!

İnsanlar milliyetlerine, vatanlarından uzak olduklarında mı daha çok düşkün oluyordu? Bu tarz diplomatik aktivitelerin amacı uzakta yaşayanları devletlerine bağlamak mıydı? Dış ilişkiler bu gibi etkinliklerle vatandaşları eğlendirmek ve mutlu mu etmekti? Bu gibi millet ve devlet temelli soruları bir kenara bıraktım. Boğaz’ın ışıklarına baktım, etraftaki çok mutlu Meksikalılara baktım, dans edip halkına minnet duyan konsolosu izledim, Meksika pop şarkılarına eşlik etme yarışındaki genç Meksikalıları dinledim. Yirmi milyon nüfuslu bu şehirde daha evvel hiç dikkatimi çekmemiş ya da hiç Meksikalı ortamlar kuramamış bu insanlar normalde nerelerde geziniyor, neler yapıyorlardı? Kafamda onlarca soru, ortamda onlarca Meksikalı, kulağımda hiç bilmediğim Tex-Mex pop şarkılar, “nasıl oldu da Meksika’dakinden daha çılgın ve neredeyse daha milliyetçi bir kutlamaya burada katılabildim?” diye düşünerek kutlamaya erken son verdim —insan hep düşünüyor.

* Ahmetcan Taşdemir namıdiğer AhmetJah.

kimlik, Meksika, milliyetçilik, Selen Bayrak