Karayipler’de Bir Adada
Makineler ve İnsanlar Bir Gün Savaşacak Olursa,
O Savaş Cozumel’de Olmayacak!

İstanbul’daki hayatımı her gün mutlaka etkileşime geçtiğim bir grup makine ile paylaşıyordum. Bunların başında saç kurutma makinesi, bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge ve el blender’ı geliyordu. Kimi zaman, dişlerimi bile pille çalışan elektrikli bir fırça yardımıyla temizlediğim olurdu. Bazı sabahlar kalkar, tost makinesini fişe takar, katı meyvelerin elektrik yardımı ile suyunu çıkarır, sütü süt köpürtme makinemde köpürtür ve kahveme katar işe öyle giderdim. Tüm bu makineler günlük hayatımın temel ihtiyaçlarıydı. Sonra Karayipler’de bir adaya taşındım. Burada hayat pek de İstanbul’daki gibi değildi. Günlük hayatımın ortasına deniz, güneş ve doğa girerken tüm makineler ise İstanbul topraklarında kaldı. Ya da kalmış oldu, çünkü bu makinelerin artık var olmadığını uzunca bir süre sonra fark ettim.

Detaylara girmeden önce şu an yaşadığımız evdeki elektrikli alet listesine bir göz atmanızı isterim:

  1. Buzdolabı
  2. Şofben
  3. Televizyon
  4. Modem

Bunlar dışında bir de gazla çalışan bir ocak ve fırın mevcut. Kişisel elektronik listem ise:

  1. Arkadaşımın kardeşinin eski telefonu
  2. Başka bir arkadaşımın iPad’i
  3. Başka bir arkadaşımın hediyesi Bluetooth speaker
  4. Kendi aldığım Bluetooth klavye

Dört ayı geçkin bir süredir bu kadar elektronik alet ile hayatımı idame ettiriyorum ve ne süt köpürtme ne de bulaşık makinesinin eksikliğini pek hissedemedim. Bu durumu fark etmem makinelere olan bağımlılığımın sanrı boyutunda olup olmadığını sorgulamama neden oldu. Nihayetinde burada da yerleşik bir hayatım vardı, öncekinden çok daha fazla yemek yapıyordum, evde çok daha fazla zaman geçiriyordum, dişlerimi eşit miktarda fırçalıyordum ama bu işlerin her birini kendi öz gücümle ve bir alete ihtiyaç duymadan yapıyordum ve bu günlük hayatım için bir sorun teşkil etmiyordu.

Tüm bunları duyunca gözünüzde tatlı bir köyde mütevazı bir hayat canlanmış olabilir. Ama Cozumel yaklaşık yüz bin nüfuslu, hâli vakti yerinde insanların barındığı, hayli güzel evlere sahip bir ada. Adanın ana caddesinde lüks markaların olduğu bir AVM bile mevcut. Ama tabii bu anlattığım yaşam, ‘her şey dahil’ otel müşterilerinin yaşamını pek yansıtmıyor. Büyük oteller dışındaki ada sakinlerinin günlük hayatında su ile ilgili bir kısım sıkıntılar mevcut. Suyun azlığı değil ama, tesisatı sorun teşkil ediyor. Sular ‘tazyiksiz.’ “Bu ne demek şimdi?” diyeceksiniz. Ben de uzun süre sorguladım, ama herkesin verdiği yanıt aynı. Burada su sokak seviyesinin altındaki depolara geliyor. Her evin kendine ait bir deposu var. Bu depoda biriken su, ufak bir hidrofor yardımıyla evlerin çatısındaki diğer depoya çıkıyor. (Her evin bir de çatısında deposu var.) Bu hidrofor kendi kendine çalışmıyor. Çatıdaki depoda su bitince sular kesiliyor ve gidip hidroforu çalıştırmak için sigortayı açıyorsunuz. Çatıya sizin de desteğinizle çıkan suyun sonraki yolculuğu ise tamamen doğal. Yerçekimi sağ olsun, şebeke suyu çatıdaki depodan evdeki musluklara erişiyor. Evler genelde tek katlı, yükseklik az ve katedilen yol da kısa. Suyu hızlandıracak bir mekanizma da yok; böyle olunca evdeki musluktan akan sular asla gürül gürül olamıyor. İşte tüm adaya ve hatta kıta Meksika’sının güney doğusuna sirayet etmiş bu su dağıtım modeli, adada yaşayanlar tarafından bulaşık makinesi kullanmama nedeni olarak öne sürülüyor. Sadece evlerde değil, küçük ve orta ölçekli lokantalarda da bulaşık makinesi yok. Bizim bir dönem çalıştığımız, hayli gelişkin bir endüstriyel mutfağa sahip Yunan lokantasında da mesela, bulaşık makinesi yok. Yani sanmayın ki biz buralarda kalıcı olmadığımız için bu elektronik aletleri almadık, bu aletlerin burada pek bir etki alanı yok. Bu dümdüz adadaki su dağıtım sorunu sadece bulaşık değil, çamaşır makinesi kullanımını da zorlaştırıyor. Sayıları hayli fazla olan çamaşırhaneler uygun fiyata çamaşır yıkıyor olsa da, elde çamaşır yıkamak da adada yaygın. İlk kiraladığımız evde bir çamaşır makinesi vardı. Adaya da henüz gelmiştik ve makine kullanım alışkanlıklarımız Türkiye taraflarına daha yakındı. Çamaşır makinesi, annelerimizin gençlik yıllarında kullandığı merdaneli makinelerin merdanesiz bir üst modeli gibiydi. Üstten açılan dev bir kapak ve yanda ufak bir kapak. Pek de anlam veremedik ama yine de çamaşırları makineye koyduk, makineyi çalıştırdık. Makine, içindeki kupkuru ve kirli çamaşırlarla dönüyordu, ama ortalıkta bir milim bile su yoktu. Biraz bekledik su gelmedi ve fişi çekmek suretiyle makineyi durdurduk. Ev sahibi ile yaptığımız görüşme sonucu öğrendik ki, yandaki musluğu açıp, musluğa takılı hortumla makineye su doldurmak gerekiyormuş. Nasıl bir bağlantı var aralarında bilmiyorum ama bu manuel su doldurma yönteminin de nedeni suyun ‘tazyiksiz’ olmasıymış. Suyu doldurduktan sonra 20 dakikalık program bitti, suyu makineyi su boşaltma mod’una alarak süzdük, sonra iki tur daha durulama için aynı işi yaptık. Sonra yandaki küçük kapaklı bölgede on ayrı seferde çamaşırları sıktık ve üç dört saat sonra çamaşır yıkama işimiz bitti. İşte bu adada bir çamaşır makinesi ile ilk ve tek etkileşimimiz bu oldu ve elde çamaşır yıkayanların ya da adım başı karşımıza çıkan çamaşırhanelerin nedenini anlamış olduk.

Cozumel, 2018,
fotoğraflar: Selen Bayrak

Küçük ev aletleri serisine gelince; elektrikli süpürge sadece temizlik şirketlerinin sahip olduğu bir lüks. Dilediğiniz zaman süpürgeyi ve onu kullanacak kişiyi kiralayabiliyorsunuz. Gelip evi süpürüp, koltukları makine ile yıkayabiliyor. Onun dışında evinde elektrikli süpürge olan bir arkadaş henüz edinemedim. Genel olarak temizlik için makineye ihtiyaç duyulmasa da meyve suyu yapmak için kullanılan mikserler sanırım adadaki en yaygın elektrikli alet listesinde, buzdolabı ve televizyondan hemen sonra geliyor. Buralılar, meyveleri su veya süt ile miksere atıp sonra da tel süzgeçten süzerek içmeye bayılıyor. Mutfakta mikser dışında en çok kullanılan diğer elektrikli alet ise kahve makineleri. Mutlaka çok kullanımlı plastik bir filtre ile taçlandırılan kahve makineleri çoğu evde mevcut.

Banyoya gelecek olursak; çoğunluk su ısıtmayı pek tercih etmiyor zira ada sıcak. Tercih edenler ise, yine sigorta indirip kaldırmak suretiyle açılan elektrikli su depolarını tercih ediyorlar. 20 litre kadar suyu ısıtabilme kapasitesine sahip bu depolar da adanın geleneksel evlerinde var olmayan bir lüks. Bunun lüks olarak görüldüğünü düşününce diş fırçası, tıraş makinesi ve benzeri şeylerin zaten günlük hayatta yeri olmadığını tahmin edebilirsiniz.

Uzun lafın kısası burada insanoğlu, makine gücüne pek de ihtiyaç duymuyor.

Benim için de durum adanın diğer sakinleri ile benzer. İnsanın kendi gücünün günlük hayata yeterli olduğunu hızlıca benimseyebildim. Bu süreçte yaşadığım tek zorluk elektrikli süpürgesizlik oldu. Bizim topraklarda bahçe ya da sokak süpürmek için kullanılan uzun saplı plastik süpürge ile ev süpürmeye çalıştığım her an, eski güzel elektrikli süpürgem gözlerimin önüne geliyor ve derin bir iç çekerek süpürme işime devam ediyorum. Şu ev elektrikli süpürgeyle süpürülse kesin daha temiz olurdu.

Yazıyı uzun bulup sona atlayanlar için özet:
Sanıyorum makineler yaşam kalitemiz için sandığımız kadar gerekli değil.
Arkadaşlar ise çok gerekli. 

alet, elektrikli alet, Karayipler’de Bir Adada, makine, Selen Bayrak