Girişimcilik Kalkışması

Maaşlı çalışan olmayı bırakmaya karar verince para kazanmak için önünüzde tek bir seçenek kalıyor: Kişisel güçlerinizi kullanarak elde ettiğiniz şeyleri, başkalarına satma işine girişmek. Maaşla çalışmak gayet barışçıl bir duygu iken, tüm kazancı kendinize gelecek bir iş modeli tercih etmek için önce bir şeylere girişmeniz gerekiyor. Agresif bir dünya bu girişimcilik. Öncelikle zihinsel bir girişme yaşamanız lazım. İlkin kendi zihninizle. Her sabah uyanıp “bu sabah da maaşsız hayata devam etmek doğru bir karar” diye kendinizi ikna etmeniz gerekli. Sonrasında eşe dosta girişmeniz lazım. Nihayetinde girişimci olacaksınız; artık kimse sizden biraz çekingen bir tip diye bahsetmemeli, sözünüzün eri, işinizin komutanı olmalısınız. “Bu iş olur mu ya?” diyerek çekinceli duygularla yaklaşan maaşlı yaşayanı duymazdan gelmeyi öğrenmelisiniz. Sizden çok daha evvel, çok daha ayağı yere basan adımlarla kendi işini kurmuş eş dost girişimciler, rütbeleri gereği, siz daha onlara girişmeden size girişecektir. Benden size tavsiye, girişimci çatışması çok zor; hiç bulaşmayın o işe. Aklının ucunda girişimcilik olmayan onlarca eş dost var, girişim hiyerarşisinde siz de sizin altınızdakilere bulaşırsınız. Tabii bu bulaşmanın da her zaman sizin lehinize işlemeyeceği aşikâr. İster zımba teli ihracatına girişecek olun ister acı sos yapıp satın, sizden çok daha iyi fikirleri olan ama asla bir işe girişmeyi tercih etmeyecek zihinler karşınıza çıkacak ve size matcha’lı çikolata işinin ne kadar kârlı olduğunu uzun uzun anlatacaklar. Bu gibi durumlarda “ben artık her işe girişirim” demeyin, kendi işiniz olduğunu inandığınız şeye girişmeye devam edin. Varsın matcha’lı çikolata ile ilişkiniz gelecekte renkli zımba teli fabrikanızda çalışan kadınlara 8 Mart’ta bir kutu çikolata hediye etmekle sınırlı kalsın.

Bu zihinsel süreci atlatıp, “öyle ya da böyle, ben bu işe girişiyorum” dünyasına geçebildiyseniz, önünüzde yüzleşmeniz gereken fiziksel bir gerçek var. Girişimcilik çok yorucu. Sabah yedide kalkıp servise binip ofise gidip bir sandalyede oturmanın çok yorucu olduğu dünya vardı ya, girişmekte olduğunuz paralel evrenden bakınca o dünya çok rahat duruyor. Bu evrende her işi kendiniz yapıyorsunuz. Bu işlerin hepsi de ayrı yerlerde; sabah uyanır uyanmaz çalışmaya başlayıp gün ortasında muhasebeciye gidip, akşam üzeri elektrik idaresine uğramanız gerekiyor ve flaş haber: Bu işleri yaparken kullanmak isteyeceğiz yegâne taşıt büyükşehir belediyesine ait olanlar. Girişerek geçirmeyi planladığınız hayatınızın bu bölümünde taksilerin bir rolü yok. Her gün on iki saat çalıştığınızı fark ettiğiniz an “bu işe fazla mı giriştim?” soruları kafanızda dönmeye başlıyor ve evren sizi bir önceki paragrafa atıveriyor. Böyle durumlarda, o sırada çalan telefonun diğer ucundaki kimse ona girişin. Unutmayın kurallar net: Sizden önce girişmişleri her zaman dinleyin, henüz girişememiş olanlara girişin, size önerilen sahipsiz girişimcilik alanlarının yüzde doksanını duymazdan gelin.

Günlük hareket yetinizin ve limitinizin artmasını kabullendikten sonra içinize bir huzur çökecek. Lake boyalı MDF bir masanın —evet, girişimciliğe giriş etabını tamamladıktan sonra her işi kendiniz yaptığınız için ofis döşeme işini de kendiniz yapacaksınız ve malzeme bilginiz de artacak— başında oturmak zorunda olmadığınız için ne mutlu olduğunuzu fark edeceksiniz. İşte bu aşamada karşınıza son engel çıkacak. Önünüze gelen her şeye ve herkese giriştiniz, iç sesinizi yendiniz, fiziğinizi güçlendirdiniz ve yeni bir sabah oldu. Gözünüzü açtınız; çok işiniz yok, engel yok, bu iş olmaz diyen eş yok ve tüm bu yokluk size o sabah tek bir şeyi hatırlatacak: Para da yok. Girişimciliğin en zor aşamasına hoş geldiniz; artık paranız yok. Bu engel aşamasında evren size iki yol sunacak. Bugün olmayan para, doğru işe doğru zamanda, doğru yöntemlerle giriştiyseniz yarın olabilir ya da bugün olmayan para, her şeyi doğru yaptığınızı düşünseniz dahi yarın olmayan paranın karesi olarak sizi karşılayabilir. Bu aşamayı atlatmak için artık girişebileceğiniz birisi yok. Üçüncü aşamaya varabilen kimseler için eylem artık girişimcilik değil, ‘inanımcılık’ —girişmekten girişimcilik diye bir kelime üretildi ve bu kelime tuttuysa kimbilir belki yirmi seneye ‘inanımcılık’ da tutar. Bu noktada kurmakta olduğunuz işe inancınız devreye giriyor. Bu inanç ne kadar güçlüyse işiniz de o kadar güçlü oluyor, ona göre ilerliyor. Daha önceden inanma deneyiminiz yoksa hiç korkmayın, onca şeye giriştikten sonra artık bu iş sizin için savunmak zorunda olduğunuz mantıktan bağımsız bir inanca dönüşüyor. Birdenbire “ne bileyim, ben bu işe inandım… olursa olur, olmazsa da ne yapalım girer bir işte çalışırım” en çok kurduğunuz cümle oluyor. Her telefon “inşallah, evet tabii, inşallah olur” diye kapanıyor. Buralara kadar geldiyseniz, tebrikler artık inanıyorsunuz. Yeni işiniz hayırlı olur umarım, ama olmazsa da üzülmeyin kutsal girişimcilik kitabı, siz biz gibi bir insanoğlu tarafından yazılmış ve girişimcilik tanrısı da yok. İnancınız boşa çıkabilir ama bunu da dert etmeyin; dünyada tek tanrılı dinlere inanan dört milyardan fazla insan var.

Matcha Latte,
fotoğraf: cgc76 (CC BY-NC-ND 2.0) 

girişim, girişimcilik, iş kurmak, Selen Bayrak