illüstrasyon:
Hasan Küçükalpelli, 2018
Pasifik Kıyısında
Bir Otelde

Pasifik Okyanusu kıyısında bir oteldeyim. Otel dediğime bakmayın; pansiyondan hâllice, temizliği, bakımı ve işletmesi üç erkek tarafından yapılan, odadan çıktığınız an plaja ayak bastığınız bir konaklama tesisi burası. Turizm için ölü sezon. Geceliği on dolara iki kişi, iki çift kişilik yataklı, okyanus gören bir balkonu ve iki hamağı olan bir odada kalıyoruz. Otele uzun zamandır herhangi bir dişi eli değmediği belli. Ne dekorasyonuna özenilmiş ne de dış görünüşüne. Dışarıdan nasıl gözüküyorsa içeriden de o. Ne eksiği var ne de fazlası. İki günde bir temizlik ve nevresim değişimi oluyor. Temizlikte malzemeden hiç kaçmıyorlar; her temizlik sonrası oda yer silme deterjanı kokuyor ama odanın yerlerinin hiç silinmediğine eminim. Her seferinde mutlaka süpürüyorlar ama.

Pasifik kıyısında, okyanusa sıfır bir oteldeyim. Odanın balkonu bizim katta bulunan diğer odaların balkonuyla aynı. Yirmi metre uzunluğunda bir balkonu paylaşan dört oda. Her odanın kendine ait iki hamağı, bir ahşap şezlongu var. Kimse kimsenin alanına geçmiyor. Otel ile okyanus arası, gelgitin az olduğu dönemde on beş adımlık mesafe. Boylu boyuna uzanan bir kumsal. Etrafta pansiyon bozması başka oteller. Bizim katta kalan komşular bana kendimi, nedenini anlayamadığım bir şekilde The Darjeeling Limited filminde gibi hissettiriyor. Komşulardan biri Adrien Brody’nin kısası gibi, belki ondan. Belki de durmadan hızlandırılmış yoga yapan, kendine çok iyi bakmış bir Asya göçmeni gibi duran diğer komşu ya da odasından sadece yemek için çıkan, tüm gün MacBook’undan film izleyen San Franciscolu komşumuz yüzünden bu filmi hatırlayıp duruyorum. Bu komşuların hepsiyle ilişkimiz yüzeyselliğinden hiçbir şey kaybetmemiş bir şekilde iyi. Mutlaka gülümseyerek selamlaşıyoruz her sabah ve akşam. Bir de Meksikalı 60 yaşlarında bir çift vardı. Onlarla ilişkimiz hayli kötü başladı. Bir gece balkondaki hamaklardan birinin, bizim hamağımız olmadığını fark ettim. Bunu anlamam pek de zor olmadı, çünkü yeni hamakta oturmak imkânsızdı. Biraz çabaladıktan sonra kendi hamağımızın iki yan odada asılı olduğunu gördüm, gittim ve hamakları tekrar değiştirdim. Aynı günün sabahında balkona çıktığımda, önceki gece hamak değiştirmek için sınırlarına girdiğim iki yan odanın balkonunda çıplak kahvaltı eden iki 60 yaş üstü insan gördüm. İçten bir şekilde gülümsedim ve hızlıca kafamı okyanusa doğru çevirdim. Onlar bana pek de içten gülümsemediler. Kadın yerden 60 cm yüksekteki hamağa, imkânı yok binemiyordu. Adam ise bir değnekle yürüyordu. Orta yaşın az üstünde, çok da sağlıklı olmayan iki gezginin rahatını bozmuştum. Ama onlar da izin alıp isteselerdi hamağımı…

Bu orta yaşın biraz üstünde iki gezginin çıplak kahvaltı etmesi beni hiç şaşırtmadı ama sizi şaşırttı eminim. Pasifik Okyanusu’nda, akıntıları ve insanı içine çeken dalgalarıyla ünlü bir plajın üzerinde bir oteldeyim esasında. Deniz, güneş ve kum üçlüsünü tamamlayamamış bu bölge, turizmden nasibini alabilmek için 2 km uzunluğundaki kumsalını ‘çıplaklar plajı’ yapıvermiş. Çıplaklık turist çekmeye yetmiş, ama gelen turistleri daha uzun süre tutabilmek için bir de ‘ot’u kendilerince serbest bırakmışlar. Kendilerince, çünkü rivayete göre yüksek sezonda yasal olarak serbest olmayan ot kullanımını yakalamak isteyen polisler, plajda birkaç tur atıp, ot içenlerden haraç toplayıp, kimsenin otuna el koymaya zahmet bile etmeden yollarına devam ediyormuş.

Pasifik kıyısında, çıplaklığın ve otun serbest sayıldığı, aynı balkona bakan dört odası olan bir oteldeyim. Yan komşum, Çin’de yaşayan, San Franciscolu, çok güzel giyinen 60 yaşını geçkin bir adam. Kanserden yeni kurtulmuş. Tedavisinde bitkisel tüm ilaçlara yer vermiş biri. Geç kalkıyor ve geç yatıyor. Hemen yandaki otelin restoranında öğle saatlerinde bir kahvaltı ediyor ve sonrasında yine odasında bir şeyler izliyor. Hem balkon hem de oda kapısı hep açık. Onun hemen yanında, her gün balkonda başladığı yüksek hızlı yogasını plajda tamamlayan başka bir adam. Bu adam her zaman çok mutlu. Çıplak denize girmeyi tercih ediyor ama etrafta çıplak gezmiyor. Onun yanındaki odada ne çıplak denize giren ne de ot içtiğini gördüğümüz, gür sesli Amerikalı. Kendisi orta yaş üstü Amerikalı denince akla gelen ilk erkek tipine sahip. Gün içinde ne yapıyor merak ediyorum, ama hiç takip edemiyorum.

Belki kompartıman gibi yan yana dizilmiş dört odalı bir balkonda kaldığım için burası bana The Darjeeling Limited’i hatırlatıyor.

Pasifik kıyısında üç katlı bakımsız bir binadayım, okyanusun kendimi duymamı engelleyecek kadar yüksek bir sesi var. Hiç tanımadığım dört adamla, uzun bir balkonda asla sesi kısılmayan okyanusu dinliyorum. Hayat garip, sinekler rüzgârdan uçamıyor ve yengeçler geceleri insanlardan kaçmıyor.

Meksika, otel, pansiyon, Selen Bayrak, turizm