fotoğraf: chrupka,
Shutterstock.com
Tatile Yerleşmek

Yaz yaklaşınca heyecanlanıyorum, hâlâ. Biliyorum ki, deniz kenarında geçirebileceğim bir iki hafta dışında İstanbul’da yaz, nemden boğulmak ya da klima karşısında hapşırmak demek. Yine de, gündüz hayalleriyle gözümde öyle bir büyütüyorum ki o sayılı günleri, tatile telaşla çıkıyor, eksiklik hissiyle dönüyorum. Hemen belirtmem gerek, çeşitli amaçlarla gezmek değil benim için tatil; beklentim sakin bir deniz kıyısında buruşana kadar suda kalmak ve gölgede biraz üşüyerek kitap okumak, zamana yayılmak, yetişmeden yaşayabilmek. Ancak nadiren karşılıyor beklentilerimi tatil; e-postalarımı kontrol etmeden duramıyorum bir yandan, bir yandan da “şu kadar günün kaldı çabuk denize gir” diyor içimdeki ses ya da “taşıdığın kitaplardan birini bile bitiremedin daha!” diye azarlıyor. İşte o zaman tatile yerleşmek istiyorum; kent hayatında yola, trafiğe ve toplantılara harcadığım zamanı ve enerjiyi kazanınca ‘tatilden’ de çalışabileceğime, hatta daha iyi işler yapacağıma inanıyorum.

Bir sahil kasabasına yerleşmeyi düşünenler ve bu planı gerçekleştirenlerin sayısı son zamanlarda gittikçe artıyor. Sadece tanıdıklarım arasından bile onlarca kişi Ege’ye yerleşti ya da yerleşmek üzere bu aralar. Öyle ki önceki hafta Bodrum’da geçirdiğim tatilin büyük bir kısmı ‘ev ziyaretleri’ ile geçti. Bir gün ben de kentten kaçabilirim diye düşünerek ve imrenerek bir sürü soru sordum hayatını oraya taşıyanlara: “Nasıl gidiyor, sıkılmıyor musunuz, kış nasıl geçiyor?” Gördüğüm, en çok bahçeyle uğraşılıyor, ekilip biçiliyor illa ki. Oysa ben bunu yapmak istemiyorum. Defne Koryürek’in Manifold’daki ‘şehri feshediş günlüğü’nü her hafta ilgi ve keyifle okuyor, fakat bu işin bana göre olmadığını anlıyorum. Doğaya dönmek, toprakla uğraşmak değilse isteğim ne demeye kuruyorum sahil kasabası hayallerini? Belli ki isteğim kentin kaybettirdiği zamanımı geri almak, daha çok yeşil, daha çok gökyüzü, daha çok deniz görmekten ibaret.

Kaçıp gittiğimiz yerlere kentin sevmediğimiz yönlerini de taşıyoruz bir taraftan. Bodrum mesela, bambaşka olmuş bile, büyük şirketler göçün farkına çoktan varmış. Tüm büyük marketler, özel okullar, özel hastaneler şubelerini açmışlar. İnternette küçük bir araştırmayla kendinize Bodrum’a yerleşmek için yol gösterecek yaşam koçları dahi bulabiliyorsunuz. İstanbul’da ne ararsanız Bodrum’da da var, trafik bile sıkışıyor. Sadece hâlâ yeşil sayılır ve henüz deniz de güzel. Yine de yapı malzemecilerinin ve mobilya mağazalarının sayısına bakınca, yeşil ve deniz için endişelenmemiz gerek.

Yıllar önce çıktığım bir tatilde, The Gate dergisinde okuduğum bir Murat Uyurkulak yazısından şu kısmı not etmişim kendime: “Tatil zekâ geriliğine, hayal kuruluğuna yol açar, zira bütün bir hayatın tatil tadında yaşanabilme ihtimalini bizden saklar. Hayata dair diğer bütün renkli, zengin ve kuvvetli hayalleri bir kenara itip, kendisini yegâne hayal olarak ikame eder. Tatil sonrasındaki daha ilk mesai gününde bir sonraki tatili hayal etmeye başlarız aslında ve böylece bütün bir sene hayal tekelini ona emanet ederiz. Halbuki başka bir hayatın, başka bir dünyanın mümkün olduğunu hayal edebilsek ve öyle bir dünyayı kurabilsek, bütün hayatı mesainin cehennem olmadığı, üretilenle tüketilenin tabiatla barışık bir şekilde paylaşıldığı bitmek bilmez bir tatile dönüştürebiliriz...”*

O zaman yazının bu kısmını ne düşünerek önemsedim, hatırlamıyorum. Şimdi düşündüğümdeyse anlıyorum ki, en azından bir kısmımız için, kentten kaçma hayallerinin küçük bir sahil kasabasında yaşamak ya da doğayla baş başa kalmak istemekle ilgisi yok aslında. Hatta gittiğimiz yerler bir süre sonra kente benzemeye başlıyorsa, olayın, içinde yaşadığımız ekonomik sistemden başkasını hayal ve talep etmeyişimizle ilgisi var. Sıkıldığımız; işe gidip gelirken sıkıştığımız trafik, teknoloji geliştikçe mesai saatleri yerine çalışan sayısını azaltan patronlar, iş çıkışı nefes alacağımız park ve bahçelerin yetersizliği değil mi? Peki daha yeşil kentler, daha iyi çalışma koşulları, başka türlü bir kentsel yaşam, hatta gerçekten denizinde yüzebileceğimiz bir İstanbul mümkün değil mi? Bu sistemin değişebileceğine dair umudumuz olmadığı için mi kaçıyoruz sahil kasabalarına?

* Tatil rahatlığıyla derginin yıl ve sayısını not etmemişim.

çalışmak, kent, Neslihan Şık, sahil, şehir, tatil, yaz