“Barca Nostra”,
Christoph Büchel,
58. Venedik Sanat Bienali,
Arsenale, 2019,
fotoğraf: Neslihan Şık
Melankoli
Barca Nostra

Bazı soruların kolay yanıtları yok. Hatta öyle sorular var ki, sadece soru olarak dile getirilmeleri önemli. Bu tür soruları yanıtlamaya çalışırken çıkan tartışmaların ve anlama çabalarınınsa çok faydası var. Bu yıl Venedik Bienali’nde sergilenen “Barca Nostra”, tam da bu türden soruları tetikliyor.

“Barca Nostra” [Bizim Tekne], 18 Nisan 2015’te daha iyi bir yaşam umuduyla Libya’dan Avrupa’ya geçmeye çalışan yolcularıyla birlikte, İtalya’nın Lampedusa adası açıklarında batan tekneye sanatçı Christoph Büchel’in verdiği isim. 15 kişi için tasarlanmış balıkçı teknesinde battığı gün en az 800 kişinin olduğu tahmin ediliyor. Tekne, yardım çağrısına gelen Portekiz şilebiyle çarpışınca yolcuların panikle bir yöne toplanması sonucu alabora olmuş. Kazadan sadece 28 kişinin kurtulabilmesinin sebeplerinden biri, yolcuların büyük kısmının teknenin gövdesinde sıkışmış olması. Yani lafı dolandırmadan söylemek gerekirse, 58. Venedik Sanat Bienali kapsamında Arsenale’de sergilenen bu tekne, aslında büyük bir tabut.

İtalya’da aşırı sağcı içişleri bakanı Matteo Salvini, göçmenlere yardım eden sivil toplum örgütlerinin, hayatlarını kurtararak İtalya’ya getirdikleri kişi başına 5.500 avro ceza ödemesini önerdi önceki hafta; tam da “Barca Nostra”nın Bienal’de yerini aldığı günlerde. Aynı İtalya, daha önce “Mare Nostrum”,1 adını verdiği ve göçmenleri taşıyan zor durumdaki teknelere donanmanın yardım ettiği bir operasyonu yürütmüş. Bu kurtarma operasyonunun, devam ettiği 12 ay boyunca yaklaşık 150.000 kişinin hayatını kurtardığı tahmin ediliyor. AB’nin desteğini alamayınca “Mare Nostrum” 2014 sonbaharında sona ermişti. Bundan kısa bir süre sonra batan teknenin ardından dönemin İtalya başbakanı Matteo Renzi, ölenlerin isimsiz kalmayacağı sözünü vermiş ve enkaz 2016 yılında, 9,5 milyon avro maliyetle yaklaşık 400 metre derinlikten çıkarılarak ölenlerin kimlikleri tespit edilmeye çalışılmıştı.

O dönemden beri Sicilya, Melilli’de bir NATO üssünde bulunan enkaz sanatçı Büchel’in girişimiyle, bu yıl “İlginç Zamanlarda Yaşayasın” temasıyla açılan 58. Sanat Bienali için Venedik’e getirildi. Teknenin üzerinde ya da etrafında herhangi bir işaret, isim, bilgilendirici pano vb. yok ve en çok eleştirilen yönlerinden biri bu: İnsanların tekneyi görmeden, görse bile ne olduğunu anlamadan önünden geçip gidebilme ihtimali, bir gösteri olarak nitelenen Bienal’de şovun bir parçası hâline gelmesi. Ancak bence “Barca Nostra”yı bir anıt, hem de can yakıcı bir anıt hâline getiren tam da bu çok rahatsız edici ihtimali hatırlatması. Bienal’de onca iş arasında, sadece kimse üstüne kocaman bir tabela asmadığı için fark edilmeyeceğini, gözden kaçırılacağını düşününce dehşete düşüyorsak, bu, sadece bir insanlık trajedisinin sanat adı verilen şova alet edildiğini düşündüğümüzden değil sanırım. Tam da o asıl büyük ‘umursamayışımızı’ hatırlattığı için; burnumuzun dibinde, gözümüzün önünde, Avrupa’ya göç ederken çoğu bizim denizlerimizde olmak üzere ölen ya da kaybolan insan sayısını fark etmeyişimizi hatırlattığı için de rahatsız oluyoruz, belki.2

Öte yandan bienal ana sergisinde yer alan çoğu işe bakılırsa, küratör Ralph Rugoff’un belirlediği temaya uygun olarak çoktandır “ilginç zamanlarda” yaşadığımızı kabul etmiş görünüyor sanat dünyası; yani eğer tema bir beddua idiyse, belamızı bulmuşuz diye düşündürüyor. Yin Xiuzhen “Trojan” ile çarpışmaya hazır olun diyorsa da diğer birçok iş, çoktan çarpıp parçalandığımızı anlatıyor. Konular, dil, sesler ve hatta malzemeler de sert. Ana sergiden yayılan umutsuzluk bile değil: Çoktan bitmiş, kimseye faydası kalmamış bir dünya üzerine tespitler bunlar. Anlaşılan çoğu sanatçıya göre yalan haberler ve alternatif gerçeklerin dünyasındayız çoktan; “ya sonra?” diye soracak ve buna yanıt arayacak hâlimiz de kalmamış.

Benjamin’in “Tarih Felsefesi Üzerine Tezler”inde, “yürek tembelliği” olarak tezahür eden bir melankoliye kapılmış görünüyoruz bu dönemde. Kayıplar bu kadar çok olunca biraz umursamaz oluyor, hatta birbirimize daha az umursamayı tavsiye ediyoruz. II. Dünya Savaşı üzerinden daha henüz yarım yüzyıl geçmişken tüm dünyada tekrar yükselişe geçen sağ politikalar, bu yenilmişlik hissinden besleniyor elbette.3 “Barca Nostra”, Bienal’de yer aldığından beri sadece bir trajediyi hatırlatan bir enkaz değil, iddia ettiği gibi “gerçek ve sanal sınırları hatırlatarak bilginin ve insanların özgür dolaşımının imkân ve imkânsızlığına işaret eden” bir anıt. Üstelik soyutlanmamış, tasarlanmamış oluşu, tam olarak gösterdiği şey oluşu, onu aktif bir anıt yapıyor. “Barca Nostra”nın lafı dolandırmadan işaret ettiği kaybı görmek zorundayız; kaybetmemiş gibi yapmaya devam ettikçe, hayat kurtarmayı cezalandırmaktan bahseden politikacılara fırsat veriyoruz.

1. Editörün notu: Mare Nostrum [Bizim Deniz], Romalıların Akdeniz’e verdikleri ad.

2. UNHCR verilerine göre 2013–2018 arası Akdeniz bölgesinde Avrupa’ya göç ederken 20.000’e yakın kişi öldü ya da kayboldu.

3. Geçen hafta sonu yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçları da farklı yönde bir umut vermiyor.

Christoph Büchel, göçmen, melankoli, mülteci, Neslihan Şık, Venedik Bienali