Melankoli
O Nazik Canavar

Geçen yazıda, bir yandan Hipokrat’ın bir yandan da Aristo’nun tanımlarıyla melankolinin başından beri iki farklı koldan tanımlanageldiğini söylemiştim. Ancak elbette, hele ki antik Yunan’da, tıp ile mesela felsefe, bugün olduğu gibi ayrı alanlar değil. Hatta tersine, iki alan arasında çok yoğun bir alışveriş söz konusu. Bu alışveriş yakın zamanlara kadar da sürmüş anlaşılan; yani şeyler ve kişileri disiplinlere ayrıştırıp sonra da disiplinlerarasılığı icat ettiğimiz geçen yüzyıla dek nerdeyse.

İşte disiplinlerarasılığa 19. yüzyıldan bir örnek: Brierre de Boismont 1850 yılında yayımlanan “De l’Ennui: Taedium Vitae” adlı makalesinde o dönemde arttığını düşündüğü intiharların nedeni olarak sıkıntıyı [ennui] inceler. Boismont 19. yüzyıl Fransa’sında bir doktor ve psikiyatrist, daha doğrusu o dönemde verilen adıyla bir alienist. Latince öbür, başka, farklı anlamına gelen alius kökü, Fransızcada “deli” anlamına gelen aliéné olmuş ve nihayet bu sıfattan türeyen alienist 19. yüzyıl boyunca İngilizcede de psikiyatrist yerine kullanılmış. Alien kelimesinin uzaylı, daha doğrusu “bu dünyadan olmayan” anlamında kullanılmasına ise daha sonraları, 20. yüzyılda başlanmış.

Boismont makalesine ünlü bir filozofun (Rousseau) “düşünen insan yozlaşmış bir hayvandır” dediğini hatırlatarak başlar ve bunun yerine “düşünen insan sıkılan bir hayvandır” demenin daha doğru olacağını ileri sürer. Edebiyatta Werther, René, Raphael1 gibi zayıf ve aklı karışık karakterlerin daha önce eşine rastlanmadığını iddia edenlere ve bu karakterlerin, içinde bulundukları yüzyılın huzursuzluğunun eseri olduğunu söyleyenlere karşı çıkar. Sıkıntı [ennui] ve melankoliyi metin boyunca birbiri yerine kullanırken Seneca’dan başlayarak hayattan duyulan sıkıntıyı ve ona karşı yapılması gerekenleri yazanların kısa bir tarihçesini de sunar. Aslında 16. yüzyılda başlayan entelektüel hareketin getirdiği yeni fikirler ve rasyonalizm ile sıkıntı ve melankoli için pek alan kalmadığının düşünülebileceğini söyler. Ancak, inancın sorgulandığı ve felsefenin yeniden canlandığı bir dönemin kuşkuculuğu da artırdığını hatırlatır. Metnin devamında Werther, René ve Raphael gibi roman kahramanlarını ele alarak detaylı inceler, çünkü ona göre bu karakterler aslında tam da “Rousseau, Goethe, Chateaubriand, Lamartine gibi yaşadıkları dönemi temsil eden” bir grup oluşturmaktadır. Yani sıkıntı ve melankolinin kişisel değil toplumsal nedenlerden kaynaklandığını iddia eder yazısında: “Çağımızda —kimsenin yarından emin olamadığı; şöhretin ve zenginliğin stabil olmadığı; konservatif ya da sosyalist, tüm politikacıların ‘bilinmez bir geleceğe doğru gidiyoruz’ dediği bir dönemde; etrafımızda yıkıntıdan başka bir şey görmediğimiz, hiçbir kurumun ayakta kalamadığı ve zekânın silahın ardına saklanmak zorunda kaldığı bir dönemde— can sıkıntısına ve hayattan tiksintiye kapılmak” şaşırtıcı olmasa gerekir Boismont’a göre. Felsefe, konunun tarihselleştirilmesi, çağdaşı edebiyatçılar, ünlü roman kahramanlarının analizleri, toplumsal çıkarımlar derken intiharla sonuçlanmış bazı vakaların incelenmesine sıra ancak makalenin son bölümünde gelir.

Sıkıntı [ennui] kelimesini görür görmez şüphelenmiş olsak da 19. yüzyıl ortalarında (yine) bir melankoli salgını olduğunu, dolayısıyla Baudelaire’in 1857’de yayımlanan Kötülük Çiçekleri’nde sıkıntının başrolde oluşunun hiç de şaşırtıcı sayılmayacağını düşünebiliriz. Ama Robert Kopp, Boismont’un Baudelaire ve çağdaşları tarafından takip edilip okunan bir yazar olduğunu aktarmakla kalmaz, hatta Baudelaire’in kelime dağarcığını etkilediğini de ileri sürer.2 Kötülük Çiçekleri’nin “Okura” başlıklı ilk şiiri şöyle biter:

[...]
Ama av köpekleri, çakallar, panterler,
Maymunlar, akbabalar, akrepler, yılanlar,
Tırmanan, böğüren, uluyan, bağıranlar
İçinde, kötülüklerimizin o beter

Ağılından biri var, öyle pis, yaman ki!
Yok büyük çığlıkları, büyük edimleri,
Yok ya istedi mi yakıp yıkar her yeri,
Şöyle bir esnese dünyayı yutar sanki;

Can sıkıntısı o! - Gözü yaşarır birden,
Çubuğunu yakıp kurar darağaçları.
Onu bilirsin, okur, o nazik canavarı,
- İkiyüzlü okur, - benzerim, - kardeşim, sen!”3

Şiirin başından itibaren bahsi geçen onca kötü şey arasında en kötüsü, en sonda adı konulan “sıkıntı”dır. Kötülüklerimizin ağılında4 onlarca hayvan, onlara atfettiğimiz kötü huylarıyla tepinir ve gürültü yapar. Ancak insan düşünen, dolayısıyla da —Boismont’un tespitiyle— “sıkılan” hayvandır. İşte bu sıkıntı, bu melankoli, sessiz ve sinsice dünyayı yutabilir bir esneyişte. Düşünceli ve gözü yaşlı olduğu kadar yıkıcıdır. Okur gibi, şair gibi, insan gibidir: Nazik görünen iki yüzlü bir canavar.

19. yüzyılın sonlarına doğru, Fransız romancı Paul Bourget lafı dolandırmadan “modern insan sıkılan hayvandır”5 yazarken Baudelaire’i ve Boismont’u okumuştu herhalde. Hatta “sıkıntıdan kaçınmak için ne sıkıntılara katlanıyoruz!” diye devam ettiğine göre, Seneca’dan başlayarak melankolinin en etkin tedavi yönteminin kendini çeşitli işlerle meşgul etmek olduğunu ileri sürenleri de…

Baudelaire’in Kötülük Çiçekleri’nin girişi için gravür, Jean Veber, 1896, kaynak: Gallica

1. Werther, René ve Raphael; Goethe, Chateaubriand ve Lamartine’in roman kahramanlarıdır. Boismont bu karakterlerin aslında doğrudan yazarlarını temsil ettiklerini de iddia ediyor.

2. Robert Kopp “Les Limbes Insondés de la Tristesse: Figures de la Mélancolie Romantique de Chateuabriand a Sartre”, içinde Claire, J. (ed.), Mélancolie: Génie et Folie en Occident, Gallimard/RMN, Paris, s. 328–342, 2005.

3. Charles Baudelaire, Kötülük Çiçekleri, Türkçe-Fransızca, çeviri: Sait Maden, Çekirdek Yayınları, 2005.

4. Şiirin Fransızcasında bu kelime ménagerie; yani vahşi hayvanların tutulduğu yer, kafes.

5. Paul Bourget, Physiologie de l'Amour Moderne, Lemerre, 1890.

can sıkıntısı, melankoli, Neslihan Şık, sıkıntı