O Zaman Dans!

Son zamanlarda sosyal medyada sıklıkla paylaşılan bir karikatür var: Biri arkadaşına “sence ben ruh hastası mıyım?” diye soruyor; arkadaşı “yok be oğlum” yanıtını verince “o zaman dans!” diyor. Her gördüğümde sinirimi bozup güldüren Yiğit Özgür karikatüründeki bu diyaloğu gündelik hayatta da kullanır olduk. Başımıza gelen irili ufaklı hadiseleri bir süre çözüm bulmak amacıyla tartışıp sonlandıramayınca “o zaman dans” deyiveriyoruz. Bu ülke dışında kimsenin bu karikatürün niye komik olduğunu anlamayacağını tahmin ediyorum. Ama belki de 16. yüzyılda Strasbourg’da yaşamış olan Frau Troffea anlardı.

Frau Troffea, bundan tam 500 yıl önce, 1518 yılının sıcak bir temmuz gününde kendini evden dışarı atmış ve dans etmeye başlamış. Kayıtlara göre yorgunluktan bitap düşüp kendinden geçtiği kısa süreler dışında Troffea’nın dansı müzik olmadan günlerce devam etmiş ve nihayet başka insanlar da ona katılmış. John Waller’ın aktardığına göre şehirde bu dans çılgınlığına kısa sürede düzinelerce insan kapılmış; hatta bir ayın sonunda sayıları 400’ü geçmiş.1 Yemek içmek için bile ara vermeden, ayakları parçalanıp kanasa da dansa devam edenlerin sayısı artmaya başlayınca yöneticilerin aklına gelen ilk çare hastalığa kapılanları bir meydana toplayıp kiralık müzisyenler tutmak olmuş. Böylece daha çok dans etmelerini sağlayarak hızla yorulup durmalarını; sebep olarak gördükleri “vücutta fazla ısınan kanın beyin üzerindeki etkisini” geçirebilmeyi ummuşlar. Ancak sonuç bekledikleri gibi olmamış: Salgından etkilenenler kadar ölenlerin de sayısı artınca çözümün insanları daha çok dansa teşvik etmek olmadığını anlamışlar. Nihayet kamusal alanda dans etmek yasaklandıktan ve geriye kalan dansçılar şehrin biraz uzağındaki Aziz Vitus tapınağına götürüldükten bir süre sonra salgın sona ermiş.

Aziz Vitus Dansı ya da dans vebası denilen bu salgın ilk kez 1518’de görülmüş değil: Batı Avrupa’da ilki 1017 tarihli olmak üzere farklı zamanlarda görülmüş dans salgınlarına ait kayıtlar var.2 Robert Burton da, ilk 1621’de yayınlanan Melankolinin Anatomisi adlı kitabında Aziz Vitus Dansı’nı “aklın illetleri” arasında sayar ve şöyle anlatır: “Paracelsus’un en şehvetli dans dediği Aziz Vitus Dansı hastaları, ölene ya da iyileşene dek dans ederler. Bu şekilde adlandırılmasının nedeni, bu hastalıktan mustarip olanların Aziz Vitus’un yerine gidip yardım dilenmeleridir; orada biraz dans ettikten sonra bu hastalıktan tamamen kurtuluyorlarmış […] Kırmızı giysiler içinde olan kişilere tahammül edemezler. Müziği her şeyden üstün tutarlar; öyle ki Almanya’daki yargıçlar hastalara müzisyen ve onlarla dans edecek coşkulu partnerler tutarlarmış. Schenkius’un anlatıklarına ve Paracelsus’un Delilik kitabında birkaç kişiyi tedavi ettiğini söyleyerek övünmesine bakılırsa, bu hastalık en çok Almanya’da görülmektedir.”3

Bu durumun gerçekten daha çok Almanya’da ya da Ren Nehri’ne yakın bölgelerde görülmesi üzerine ergotism gibi bir çeşit gıda zehirlenmesi ihtimali de ortaya atılmış, ancak böyle bir zehirlenme, kroniklerde tarif edilen türde davranışların günlerce sürmesini açıklayamadığı için geçerliliği doğrulanamıyor.

Pieter Brueghel the Younger (1564–1638), “Dance at Molenbeek”,
kaynak: Wikimedia Commons

17. yüzyılda yaşayan İngiliz hekim Thomas Sydenham (1624–1689), ekseriyetle el ve ayaklarda istem dışı hareketlerle kendini gösteren ve modern tıpta “Sydenham Koresi” olarak bilinen hastalığı teşhis ettiğinde buna “Aziz Vitus Dansı” adını vermiş ve o zamandan beri Sydenham Koresi ve Aziz Vitus Dansı eşanlamlı olarak kullanılageliyor. Ancak tıp tarihçisi Waller’a göre Avrupa’da sonuncusu 1518’de görülen dans salgınının nedenleri toplumsal. Ona göre, kıtlığın baş gösterdiği, yoksulluğun tırmandığı, yetimhane ve hastanelerin dolup taştığı o dönemde bir yandan da kilisenin dünyevi zevklere düştüğü eleştirileri artmaktaydı. Dolayısıyla Waller, çaresizlik ve stresle ortaya çıkan dissosiyatif bir bozukluğun, cezalandırılma beklentisiyle de birleşince durumun psişik bir salgına dönüştüğünü ileri sürüyor. Waller’ın konuyla ilgili kısa bir makalesi var: “Keep on moving: the bizarre dance epidemic of summer 1518

Kolektif endişe ve korkuların çeşitli kolektif çılgınlıklara yol açtığı biliniyor. Geçtiğimiz bin yılın öne çıkan vakaları için iki sosyoloğun “Mass Delusions and Hysterias” makalesine bakılabilir. Ancak 1518 yılı Strasbourglularının, Ed Simon’un dikkat çektiği gibi, dans etmiş olmaları tuhaf ve tedirgin edici. Dans gibi aşina olduğumuz neşeli bir eylemin öldürücü bir salgına dönüşmesini, o dönemde basılı yayınlar yoluyla iletişimin artmasına, dolayısıyla bilgi kadar korku ve endişenin de daha hızlı yayılmasına bağlıyor Simon ve konuyu günümüz yeni medyasına getirerek “Peki bizim karnavalımız nerede?” diye soruyor.

Karnavalımız nerede bilmiyorum ama dans etmiyor değiliz. Katılımcı sayısı bazen binleri bulan rave partileri bir yana, ortak amaçlar için, örneğin kadına şiddete karşı ya da savaşa karşı dans ediyoruz. Bu dönemdeki kolektif çılgınlığımız belki de kolektif özgüvenimiz. Kriz ve felaketlere tepkisiz kalışımız ya da onca kanıta rağmen, hızla yaklaşan iklim değişikliğini hâlâ yeteri kadar ciddiye almayışımız belki de bundan.

Bir süredir yine sosyal medyada popüler olan hashtag’lerden biri “imkânı olan delirsin”. Philip K. Dick’in “delirmek bazen gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir” sözünü hatırlatan bu hashtag ile paylaşılan haberlere gülerken yakalayınca kendimi hemen toparlanıp diyorum ki, o zaman dans!

1. John Waller, The Dancing Plague: The Strange, True Story of an Extraordinary Illness, Sourcebooks Inc, 2009.

2. Age, s. 7-8.

3. Robert Burton, Melankolinin Anatomisi, çev. Merve Tokmakçıoğlu, s. 95-96, Aylak Adam, 2017.

dans, delilik, korku, Neslihan Şık