fotoğraf(lar): Neslihan Şık
Kitap ve
Olası İşlevleri*

Paul Auster’ın Ay Sarayı romanında kahraman, evini bir süre amcasının hediye ettiği kitap kolilerinden oluşturduğu eşyalarla donatır. Kitaplardan koltuk, yatak, masa yapar ve bunları okuyup parasız kaldıkça da satarken evi sürekli değişir; koltuk küçülür, masa alçalır… Basit bir destek işlevi gördürürken bir yandan 19. yüzyıl edebiyatı üzerinde, bir sürü acayip hikâyenin kucağında uykuya dalmak ya da sehpanın hangi şiirleri sakladığını bilmek ve kahve içerken birini hatırlamak, yani deyim yerindeyse kitapların etinden sütünden faydalanmak fikrini hiç de yadırgamamıştım okurken.

Son on beş yılda beş kez ev değiştirdim ve ilk taşınmamdan bu yana benimle kalan, kitaplarım. Farklı evlerde farklı şekillerde dizildiler; ciddi ciddi eşya yapmaya kalkışmadım hiç onlardan ama bir süreliğine kitaptan bir sehpam oldu. Rüzgârdan sürekli çarpan kapıyı durduran bir kitabım hâlâ var. Yani kitaplarına gözü gibi bakanlardan olmadım hiç. Henüz çok küçükken bile, ağabeyimin ciltleri bozulmasın diye özenle okuduğu çizgi romanlarına el sürdüğüm hemen anlaşılırdı. Hâlâ çoğu zaman arkadaşlarımdan ödünç aldığım kitapların yenisini satın alıp iade etmek zorunda kalıyorum. Açıyor, katlıyor, kıvırıyor, çiziyor, karalıyorum kitapları. Yetmiyor bir de süründürüyorum: Yeni aldığım kitaplar, kitaplığa yerleşene kadar aylar geçiyor; masanın üstünde, koltuğun kenarında, televizyonun etrafında birikiyorlar bir süre. Böylece eve benden çok yerleşiyorlar, ben de ancak onların arasında kendimi evde hissediyorum. Ama kitaplarını hem okuyup hem de onları çok iyi durumda saklayanları da tanıyorum. Bu insanlar için kitapların rafta durdukları/duracakları yer belli, okunduktan ya da arada tekrar göz atıldıktan sonra hemen yerlerine dönüyorlar. Dolayısıyla neredeyse matbaadan yeni çıkmış yakışıklılıkta duran kitaplarını ihtiyaç anında şıp diye buluveriyorlar. Benimse, örneğin yazarken, şu kitaba bakmam gerek diye masamdan kalkınca geri dönmem uzun sürüyor; karmakarışık raflarda, yığınlar arasında aranırken hep bir çeşit düzen hayal ediyor, bir türlü vakit bulamıyorum.

Hiçbir zaman geniş bir çalışma odam olmadığı için kitaplarımın yeri hep salon oldu. Ama onların eve gelip gidene parmak salladığını ya da ben mutfaktayken arkamdan sırlarımı fısıldadığını hiç düşünmedim. Kitaplığıma ve kitaplarımın hâline bakarak hakkımda fikir edinen de olmamıştır umarım. Belli bir marka arabayı kullananlarla ilgili genelleme yapılabileceğini kabul etsek bile, aynı kitabı okuyan iki kişiyi bile aynı sepete koyabilir miyiz? Yani benim okuduğum kitaplardan ne anladığımı anladıklarını iddia edenler mi var? Bir insanın kitaplarının olması, kitap okuyor olduğundan öte bir ipucu mu taşımalı? Aksi çok ürkütücü benim için; paylaşmadığım görüşleri içeren kitapları elime almayacak, evime sokmayacak mıyım?

Bir yandan kitaplar da elbette tasarlanıyor. Boyutları, kapakları, ciltleri, dokunuşları farklılaşıyor. Hatta bazılarının yapımında parmağım da var. Hafif olsun, kolay okunsun (içerik kolaylığından bahsetmiyorum) gibi kaygıların yanında kitapçıda kendini göstersin de isteniyor. Ancak masanın üzerine tırmanarak okuyabileceğim ağırlıkta ve boyutta olanlara kızdığım da doğru. Zaten uzanarak okuyamayacağım bir kitabın ‘hayat değiştirici’ olamayacağını düşünüyorum. Karton kapak sevgim yüzünden kaçırdıklarım da oluyordur. Yine de söz konusu kitap olunca, tasarım yoluyla kandırmaca, ‘sürdürülebilir’ bir kandırmaca olamaz gibi geliyor bana.

Sanırım artık ‘önceki’ kuşak sayılırım çünkü mesela bakarak, hele de sosyal medyadan bakarak kimseyi tanıyabileceğimizi düşünmüyorum hâlâ. Vücut dilinden, sevdiği dizi karakterinden, tatilde gittiği yerden, seçtiği ayakkabıdan vb. insanları tanıyabileceğimizi iddia edenlere prim verildiği sürece birileri de kendini edindiği kitaplar üzerinden bile tasarlamaya girişebilir. Hatta kalabalık kütüphanelerin bir gösteriş nesnesi olduğunu gerçekten herkes biliyor ve kabul ediyorsa, iyice öyle. Oysa Debord “Gösteri bir imgeler toplamı değil, kişiler arasında var olan ve imgelerin dolayımından geçen bir toplumsal ilişkidir” uyarısını yapalı elli yılı geçti. Bu uyarı kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüştüyse, geldiğimiz yere gözü açık gelmişizdir.

_
* Manifold’da yakın dönemde yayımlanan üç metinden ilhamla:
Aslı Çavuşoğlu, “Kitap Konusunda Mahrem Düşünceler
Pınar Kılıç, “Şenlikli Kütüphaneli Bir Ev Sahibinden Kitaba Dair Çeşitli ‘Aleni’likler
Nureddin Türk, “‘Şey’ Olarak Kitap

kitap, Neslihan Şık, okumak