Kesin Bilgi mi?

Geçtiğimiz günlerde Helen Pluckrose, James A. Lindsay ve Peter Boghossian, kültürel çalışmalar alanında akademik yayın yapmanın ne kadar kolay olduğunu göstermek üzere bazı uyduruk makaleler hazırladıklarını ve bunları alanda önde gelen hakemli dergilerde yayımlatabildiklerini açıkladılar. Her konuda olduğu gibi akademide de sahtecilik yapmak için hem fırsat hem de motivasyon var elbette. Son dönemde üniversiteler arasında gittikçe artan rekabet ve öğretim üyeleri üzerindeki yayın baskısı, günümüzde akademik sahteciliğe yol açan önemli nedenler.

Ancak sahtecilik, Anthony Grafton’ın Forgers & Critics1 kitabında anlattığı gibi, her dönemde var. Örneğin Rönesans döneminde, antik dönem sadece keşfedilmemiş, sahtecilik yoluyla bir parça icat da edilmiş. Yazarın iddiasına göre Corpus Inscriptionum Latinarum’daki 144.044 belgeden aşağı yukarı 10.576’sı sahte; yani antik dönemin nasıl olması gerektiğini bilen Rönesans hümanistleri tarafından hazırlanmış belgeler. İddia ve ideallerini ispatlamak için geçmişin büyük isimlerinden yardım almak, kariyer hırsı ya da maddi kazanç gibi motivasyonların yanı sıra Grafton, sahteciliğin bazen eğlenmek için, hatta bazen nefret yüzünden yapıldığını anlatıyor. Nefretin motive ettiği bir sahtecilik durumuna 19. yüzyılda yaşamış John Payne Collier’nin öyküsü örnek olabilir: Shakespeare ve İngiliz edebiyatı üzerine yayınlarıyla zamanında büyük bir ün kazanan Collier’nin rakipleri, yazarın araştırmalarını sahte birtakım belgelerle süsleyip desteklediğini ortaya çıkarmış. Ancak hayatının son döneminde böylece itibarını kaybeden yazara haksızlık edildiğini düşünenler de var. Örneğin Dewey Ganzel’e göre Collier bir komplo kurbanı;2 Collier’nin özgün sanarak kullandığı bazı belgelerin, aslında rakiplerinden (ve daha sonra Collier’nin sahteci olduğunu ortaya çıkaranlardan) biri olan Sir Frederic Madden tarafından, kıskançlık ve nefret yüzünden, üretildiğini iddia ediyor.

Günümüzde kariyer ve maddi kazanç amaçlı akademik sahtecilikler sürüyor ve bu yola sapanlar zaman zaman açığa da çıkıyor elbette. Ancak mesela, alan çalışmalarında “et yemenin insanları bencil ve asosyal yaptığı” gibi sonuçlara ulaşan Diederik Stapel’in verilerinde sahtecilik yaptığı ortaya çıkıp, yukarıdaki gibi konularda 58 makalesi geri çekildiğinde, öncelikle sosyal psikoloji diye bir bölümün ciddiyetini sorgulamıyoruz. Ya da önde gelen bir tıp dergisinden 107 makale birden geri çekilince kimse tıbbın zırva ve tıp fakültelerindeki öğretim üyelerinin de şarlatan olduğunu iddia etmiyor. Kültürel çalışmalar alanıysa bu konuda bir hayli şanssız; zırt pırt başka disiplinlerden akademisyenlerin bu alanın zırva olduğunu göstermek için yaptığı deneylere maruz kalıyor. Pluckrose, Lindsay, Boghossian üçlüsünün (sırasıyla tarih, matematik ve felsefe eğitimine sahip ve yazının devamında PLB olarak anılacaklar) projesi de işte böyle bir proje. Haberlere bakılırsa ekip üniversitelerdeki kültürel çalışmalar bölümlerinin sorunlarını ortaya çıkartmak gibi hayırlı bir işe imza atmış.

PLB’nin bu girişimi, kültürel çalışmalar alanına yapılan ilk saldırı değil elbette. En ünlülerinden biri Alan Sokal’ın 1996 yılında Social Text dergisinde yayımlanan yazısının ardından makaleyi bir parodi olarak yazdığını söylemesiydi. Alan Sokal’ın da alan dışından, bir fizik profesörü olduğunu belirtmek gerek. Sokal, yayın kurulunda Fredric Jameson ve Andrew Ross gibi isimlerin bulunduğu Social Text dergisini, matematik ve fizikten anlayan herhangi birinin parodi olduğunu hemen anlayacağı görüşlere yer verdiği, kuantum fiziğinden bahseden makalesini yayımlamadan önce konunun uzmanlarına danışmamakla suçluyor.

“PLB ekibinin projesinin amacı
akademinin bazı bölümlerinin sahteciliğe karşı ne kadar da kırılgan olduğunu göstermekten başkaymış gibi görünüyor.”
Soldan sağa: James A. Lindsay,
Helen Pluckrose ve Peter Boghossian;
fotoğraf: Mike Nayna,
kaynak: PLB basın dosyası

PLB ekibinin geçen hafta açıkladıkları proje, kendilerinin bu konudaki ikinci denemeleri. İlk denemelerinde ekibin iki üyesi, James A. Lindsay ve Peter Boghossian, Cogent Social Sciences’ta “The Conceptual Penis as a Social Construct” [Bir Sosyal Konstrüksiyon Olarak Kavramsal Penis] adlı bir makale yayımlamış ve ardından Mayıs 2017’de bunun bir aldatmaca olduğunu açıklamışlar. Açıklamalarında “Post-yapısalcı söylemsel cinsiyet kuramlarının ne olduğunu anlamaya çalışmadık […] sadece erkekliğin çok kötü bir şey olduğunu ve bunun da penisten kaynaklandığını söylersek, (bu alanda) önemli bir dergide yayımlanacağımızı düşündük” demişler. Makalenin yayımlandığı derginin çok önemli olmayan, para ödenerek yayın yapılabilen bir dergi olması ve iki erkek akademisyen olarak yaptıkları aldatmaca itirafının —yukarıdaki alıntıdan da anlaşılan— küstah tonu nedeniyle, yeteri kadar ilgi görmemişler. Zaten son marifetlerinden sonra öyle diyorlar: Bu ilk makalenin yayımlandığı derginin yazarlardan para alıyor olması suları bulandırdığı için asıl dikkat çekmek istedikleri konuya —akademik cinsiyet çalışmalarının hâline— dikkat çekememişler. Bu yüzden, bu kez ekibe bir de kadın katarak (Helen Pluckrose), bir yıldan biraz uzun bir sürede 20 kadar makale daha üretmiş ve kültürel çalışmalar —özellikle de feminizm ve cinsiyet çalışmaları— alanındaki dergilere göndermişler. Sonuçta bu makalelerden dördü çevrimiçi yayımlanmış; üçüne düzelti istenmiş.

Geçtiğimiz ay bir gazetecinin, makalelerinden birinde kullandıkları sahte bir ismin peşine düşmesi sonucu nihayet “gizli projelerini” açıkladılar. PLB ekibine göre sahte isimlerle, sahte veri ve alan çalışmalarına dayandırarak yazdıkları makalelerin birkaçının yayımlanmış olması, hedeflerindeki çalışma alanının yozlaştığına işaret ediyor. “Kültürel çalışmalar”, “kimlik çalışmaları” ve özellikle de “cinsiyet çalışmaları”nı almışlar hedeflerine ve yaptıkları açıklamada bir de isim takmışlar bu alanlara: Şikâyet / Yakınma Çalışmaları [Grievance Studies]. Açıklama boyunca asıl kendilerinin solcu olduğunu, kadın düşmanı, seksist ya da ırkçı olmadıklarını, tersine bu konunun çok önemli olduğunu düşündükleri için bu alanı hedef aldıklarını tekrarlayıp duruyorlar. Bir yıl önceki ilk denemeleri sonrasında yayımladıkları açıklamanın kaba tonunu ikinci açıklamada bir parça daha inceltmiş olsalar ve genel olarak “kültürel çalışmalar” alanını hedef aldıklarını söyleseler de makalelerinin neredeyse tamamı feminist/cinsiyet çalışmaları dergilerine gönderilmiş. Bu bölümlere verdikleri “yakınma çalışmaları” ismi, feministleri “öfkeli”, uğradıkları baskı ve tacizleri dile getirenleri “mağdur edebiyatçısı” bulanlarca iştahla benimsenip kullanılmaya başlanmış bile. Dolayısıyla PLB ekibinin projesinin amacı akademinin bazı bölümlerinin sahteciliğe karşı ne kadar da kırılgan olduğunu göstermekten başkaymış gibi görünüyor. Açıkçası beni, bazı akademik yayınların hakem/editoryal süreçlerini düzgün işletemiyor oluşlarından çok PLB ekibini en başta motive eden ve bu konudaki araştırmaların tümüne “yakınma çalışmaları” dedirten kibir ve nefret endişelendiriyor. Öyle bir kibir ki bu, PLB ekibi açıklamalarının sonunda üniversitelere, kuram temelli sosyal bilimler bölümlerini gözden geçirmeyi ve bunları “bilgi üreten” bölümler hâline getirmeyi önerebiliyor. Alan Sokal da “gerçekliğin sosyal konstrüksiyonları üzerine kuramsallaştırmalarla uğraşmanın” AIDS’e çözüm olamayacağını ya da küresel ısınmayı önleyemeyeceğini söylemişti. Bütün bunlar, fen bilimleri ile sosyal bilimler arasındaki olağan çekişme ve tartışmalar olarak görülemeyecek kadar tehlikeli; çünkü bunlar üniversiteleri büyük şirketlerin “Ar-Ge” bölümlerine çevirmeye çalışanların da iddiaları. Şöyle de diyebiliriz; küresel ısınma postmodern kuramcılar yüzünden artmıyor, ama üniversitenin kuramsal temelinin aşınması, fen bilimlerine de zarar veriyor.

1. Grafton, A., Forgers & Critics: Creativity and Duplicity in Western Scholarship, Londra, Collins&Brown, 1990.

2. Ganzel, D., Fortune and Men’s Eyes: the Career of John Payne Collier, Oxford University Press, 1982.

bilgi, cinsiyetçilik, feminizm, Neslihan Şık, sahtecilik, toplumsal cinsiyet, üniversite