fotoğraf: Stefan Schmitz
(CC BY-ND 2.0)
Seni Bana Vermediler

Geçenlerde bir arkadaşımın on yaşındaki kızının futbol oynamak istediğini öğrendim. Ne kadar basit ve bir o kadar da zor bir istek. Bırakın oynamayı, futbol sevdiğini dile getiren bir kadın, başkasına ait bir şeye göz dikmiş gibi utandırılır: Çünkü futbol hâlâ bir erkek sporu, belki de erkekliğin son kalesi… Cinsiyetinden bağımsız olarak çoğu kişi şöyle düşünür: Elbette kadınlar da futbol izleyebilir —hatta çok ilgilenmiyor olsak da, oynayabilir bile (nitekim kadın ligleri var artık) ama hobi olarak.1 Dolayısıyla bir kız çocuğun futbol oynamak istemesi, tenis ya da voleybol oynamak istemesinden farklı olarak, en azından şaşırtıyor ve tartışmaya neden oluyor hâlâ. Bu tartışmayı arkadaş grubumda tekrar açtığı için2 Leyla’ya buradan selam.

Gerçi ben artık futbol izlemeyi Avrupa ve Dünya Kupaları’yla sınırladım. Ülkede futbolun giderek tatsızlaşması bir yana, 2011 yılında, Türkiye Futbol Federasyonu’nun seyircisiz maç cezasını “kadın ve çocuk taraftarların seyircisiz oynanan müsabakalara ücretsiz olarak girmesi uygulaması”na çevirmesi canımı iyice sıkmıştı.3 Elbette federasyonumuz iyi niyetle almıştı bu kararı, uzun vadede herkesin, kadınların tribünlerdeki farklı hâllerine özeneceğini ya da anneleriyle maça giderek büyüyen erkek çocukların bambaşka olacağını hayal etmişlerdi herhalde. O dönemde uygulamayla ilgili medyadan sokağa her ortamda yürütülen tartışmalara maruz kalmamak için kaçacak delik aramış, taraftarı olduğum takıma ceza diye verilmeyi içime sindirememiştim.

Yakan top oynadığım arkadaşlarımın takım kurarken beni aralarına almadığı çocukluk günlerimden bu yana “futbol aşkına” neler yapmış neleri sineye çekmiştim oysa. Evimde şifreli kanal olmadığı için mahallenin kahvesinde arka masaya ilişip küçük parmağım havada çayımı yudumlarken, etrafımda dakikada onlarca farklı küfür içeren cümleyi kurabilenlerden rahatsızlığımı başarıyla gizleyebilmiştim. Hakemin kararını eleştirirken cümleye “aaabi” diye başlamayı öğrenmiştim. Gelecek maçların sonuçları üzerine —topun yuvarlak, maçın doksan dakika olmasına rağmen— tahmin yeteneklerimi geliştirmiş, tutan bahis kuponlarımı gururla sergilemiştim. Çünkü futbol izlemeyi sevmek, kitap okumayı ya da müzik dinlemeyi sevmeye benzemez ne de olsa, ait olmak gerekir. O dünyada ben bir ötekiydim ve uzunca bir süre —başka türlüsünü akıl edemediğimden— benzeyerek ait olmaya çalıştım.

Arada duruma dayanamayıp hırçınlaştım. Bir kadının futbolla samimi bir şekilde ilgilenebileceğinin ayaklı ispatı olmaya uğraştım. Konuyla ilgili yorum yapabilme hakkını kazanmak için geçirilmem gereken tüm testlere elimden geldiğince hazırlandım. Çünkü en eşitlikçi olanlardan bile, futbolla ilgilendiğini belli ettiğinde bir “vay” sesi çıkarmayı becerirsin ve tabii ki, test ederler kadını. Kibarca sorular yerleştirirler araya; geçen haftaki maç üzerine konuşulurken, senin bilmem kaçıncı sezonda bilmem kimle oynanan maçtaki benzer golü —elbette— hatırlamadığın ispatlanmaya çalışılır gizlice. Üstelik deneme süresi hiç bitmez. İrili ufaklı tüm testleri başarıyla geçsen bile tek bir maçı —çok geçerli bir sebeple de olsa— kaçırırsan, “hani sen futbol seviyordun?” diye sorarlar.

Epeyce garip tüm bu debelenmelerim yorucu olmaya ve anlamsız gelmeye başlayınca futbolun haz veren bazı ritüellerinden —birlikte maç izlemek, pozisyonlar üzerine tartışmak vb.— vazgeçmeyi de denedim. Ancak futbolla ilişkimi haftada bir şanslı koltuğumda geçirdiğim doksan dakikaya indirebilmek kolay olmadı; çünkü maçlar değil her zaman iyi olan. İyi olan, izleme deneyimini paylaşmak. Sonuçta artık maçı değil, maç izleyen kendimi ve diğerlerini izlemeye başlayınca, futbolun büyüsü bozuldu, tadı tuzu kalmadı. Çoğu kişinin çoktandır bildiğini, ben “futbol beni sevmeyince”4 gördüm: Bir araya getiren bir eğlence, birleştirici bir takım sporu değil futbol; olduğu bu hâliyle, dışlayıcı bir oyun.

1. Türkiye’nin FIFA kokartlı ilk kadın futbol hakemi Lale Orta ile yapılmış bir Socrates söyleşisi için bkz. “Öncü”.

2. Vaktiyle arkadaş grubumuzda, erkeklerin halı saha maçlarına neden kadınları da dahil etmedikleri konusunda yorucu tartışmalar yaşanmıştı.

3. Bu uygulama 2014 yılında sona erdi.

4. Umberto Eco, “The World Cup and Its Pomps” makalesine şu sözlerle başlıyor: “Benim burada futbol gibi asil bir sporu tarafsız, rahatsızlık veren ve (ah pekâlâ) art niyetli bir biçimde ele alışımı gören birçok kötü yürekli okur, futbol beni hiç sevmediği için benim de futbolu sevmediğim gibi zalim bir şüpheyi içinde barındıracaktır…” aktaran Peter P. Trifonas, Umberto Eco ve Futbol, çev. Derya Kömürcü, Everest Yayınları, İstanbul, 2004.

futbol, kadın, Neslihan Şık, toplumsal cinsiyet