Yemek, Kent ve Gündelik Hayat
“Sessizlik” Vadisi ve “Müşterek Tatlar”

Bu sene dördüncüsü düzenlenen, önceki yıllardaki gibi Kapadokya coğrafyasına yayılan, müzik, çağdaş sanat, gastronomi ve çeşitli açık hava etkinliklerini bir araya getiren Cappadox festivalinin teması “sessizlik” idi. İlk duyumsayışta temanın, hem sergi rotasının içine yerleştiği Ortahisar Balkanderesi vadisinin sükûn ve huzur veren oluşumuna hem de son yıllarda gündelik hayatımızın sınırlarını çizen olağanüstü hâlin ve politik gündemin baskısıyla şekillenmiş suskun tavrımıza işaret ettiği düşünülebilir. Ancak, ne vadide mutlak bir sessizliğin içinde yürürüz, ne de sessizlik, suskunluk sadece pasiflik anlamına gelir. Vadide kuşların, ağaçların, rüzgârın, suyun, sineklerin, arıların, taşların, toprağın, adımlarımızın seslerinin oluşturduğu senfoninin içinden geçeriz. Sessizlik ise çoğu zaman politik bir tercihtir, karşı tarafa gösterilen bir tavırdır. O hâlde, küratoryal sergi metninin de tartıştığı üzere, soralım: Sessizlik hangi anlamlara gelir?

Balkanderesi vadisi, 2018,
fotoğraf: Ezgi Tuncer

Ortahisar meydanındaki çay bahçesi, eski kütüphane ve kaleye yerleşerek başlayan, Hüseyin Galip Efendi Halk Kütüphanesi’nden Balkanderesi vadisinin girişine açılan sergi, vadi boyunca rastlanılan yamaçlara, bahçelere, patates depolarına, kiliselere, mağaralara, tünellere ve açık alanlara yayılıyor. Ali Torun kilisesinde son bulan rota, izleyiciyi tekrar meydana ulaştıran dairesel bir güzergâhı izliyor. İşlerin içeriklerine ait bilgilerin okunabildiği tabelaların takip edilmesiyle, vadi mekânına gömülmüş her yerleştirme birer birer keşfediliyor. Bu keşif, huzurlu vadide yapılan uzun ve kimi zaman zorlayıcı bir yürüyüş ile şenleniyor. Bir tür açık alan etkinliğini de içeren sergi turu, kapalı müzelerin tasarlanmış ortamından çıkarak doğa ile hemhal olunan coğrafi bir deneyime dönüşüyor. Çeşitli seslerin, tınıların, fısıltıların, müziğin içinden geçilen bu yolculukta, vadi ziyaretçisiyle konuşurken ziyaretçi kendi sessizliğine, zihinsel dinginliğine gömülüyor.

İnci Eviner, “Defterin Sesi”, enstalasyon, 2018, fotoğraf: Korhan Karaoysal

Ortahisar’ın ilk halk kütüphanesinde, mağara yapının içinde, İnci Eviner’in “Defterin Sesi” isimli yerleştirmesi bulunuyor. Mağaradaki oyuklar, Eviner’in işlerindeki yeraltı sığınaklarına benzer. Bu sığınaklarda, devletlerin, ideolojilerin, normların, yasaların, kimliklerin dışına düşenler, aidiyet ya da temsiliyet bulamayan istisnalar yaşar. Yerleştirmede ise, mekâna belirli açılarla yerleştirilmiş vantilatörlerle tesadüfen açılıp kapanan ve içinde Eviner’in sözlüğünden tanıdığımız yüz desenlerinin yer aldığı kullanılmış defterlerin sesini duyarız ve desenleri seyrederiz. Desenlerdeki kadın yüzlerinin ifadelerini okuyacakken yüzler değişir ve kaybolur. Bu kadınlar, mağaradaki oyuklardan, sayfaların hışırtılarının arasından konuşurlar. Kimlik sınırlarını zorlayan bu yüzler, defter sayfalarına yerleşmiş olsalar da, rüzgârda salınarak mağaranın içinde uçuşur. İzleyicinin bakışıyla yer değiştirirler.

RAAAF, “Saklı Dünyalar”, yerleştirme/performans (gece), 2018, fotoğraf: Maurice Spee

RAAAF (Rietveld Architecture Art Affordances) ise, gece peyzajıyla vadideki yamaçlardan sadece elli yıl önce göç etmiş insanların varlığını, Ortahisar’daki yaşamı hatırlatmak üzere, oyuklara yerleştirdikleri mumların alevleriyle vadiyi aydınlatır. Rüzgârın dalgalandırdığı alevler sayesinde, oyuklardan süzülen ışıklar vadiyi hareketlendirir. Her bir oyukta bir yaşantı sürüyor gibidir. Sönmeye yakın alevlerle, yeniden harlananlar arasındaki aydınlatma farkı sayesinde vadide sessiz bir ışık ritmi oluşur. Bir zamanlar Ortahisar’daki gündelik hayatın odaklandığı yer olan vadi alevler üzerinden izleyicisiyle sessiz bir diyalog kurar.

Babi Badalov, “Pippa Bacca, Şiir Bahçesi”, toprağa heykelsi müdahale, 2018,
fotoğraf: Korhan Karaoysal

Toprağa yaptığı müdahale ile, Pippa Bacca şiir bahçesini oluşturan Babi Badalov, yerleştirmesini, 2008’de “Barış Gelini” adlı çalışması için Milano’dan Küdus’e yapacağı yürüyüş yolculuğu sırasında Türkiye’de tecavüz edilerek öldürülen kadın sanatçıya, Türkiye’de ve dünyada öldürülerek susturulan tüm kadınlara adar. Pippa’nın adını kazıdığı bahçenin yanı sıra, taşlara yazdığı kadın isimleriyle oluşturduğu rakamı toprağa yerleştiren Badalov, festival boyunca vadideki mağarasında tişörtlerin üzerlerine yazdığı kelimelerle, dil oyunlarının ve görsel hafızanın da gücünü kullanır. Badalov, sessizliğe gömülen, öldürülerek susturulan tüm kadınların sesini vadideki bahçeye yayar. Böylece, kadın cinayetlerinin şiddeti, toprağa ve hafızalara kazınır.

Haig Aivazian, “İnsan Olmak, Ey Dağ!”, performans, 2018,
fotoğraf: Korhan Karaoysal

Beyrut’ta yaşayan sanatçı Haig Aivazian ise, kilise korosu mensuplarıyla bir gün doğumunda tek seferde gerçekleştirdiği “Ey Dağ, İnsan Olmak!” adlı performansını, patates deposuna yerleştirdiği ses enstalasyonu ve video dokümantasyonu ile sergilemeye devam ediyor. Cumhuriyet sonrasında tarım ve depolama amaçlı kullanılan Meryem Ana kilisesi, 1950 sonrasında cezaevi olarak kullanılır. Bu üç işleve ev sahipliği yapmış olan mağara yapı sonraları âtıl kalır. Aivazian, sessiz toplulukların tecrit ve özgürlüğe odaklanan müziklerinin şiirsel karışımını, etno-müzikoloji tarihine ve politikasına olan ilgisi ile keşfeder ve modernitenin homojenize ettiği kimlik ve kültür içinden, karanlığa itilmiş olanları ayıklayarak dile gelmelerini sağlar. Sessiz etnik kimlikler, çeşitli şarkıların solo ve koro seslendirmeleri ile vadiye ses katarlar.

Erkan Özgen,
“Harikalar Diyarı” (2016), video, 3:55, fotoğraf: Korhan Karaoysal

Bir mağarada yer alan, “Harikalar Diyarı” isimli video çalışmasında Erkan Özgen, Suriyeli dilsiz bir çocuğun, çeşitli sesler, mimikler ve bedensel hareketler üzerinden tasvir ettiği Suriye’deki savaşa ve savaştan kaçış hikâyesine odaklanır. Küçük ölçekli tarım faaliyetleri ve Türkiye’nin patates deposu olması dolayısıyla Ortahisar’daki ekonomik ağa katılmak üzere buraya yerleşen Suriyeli ailelere ve yaşantılarına dikkat çeken, göçmenlik, savaş, yerinden edilme durumlarını düşünmeye sevk eden video işi, konuşmadan şiddeti ve travmayı anlatan bir çocuğun sessiz hikâyesini izletiyor; medyanın yönlendirdiği dışlayıcı pratikler yerine dilin anlatmaya yetmediği, çocuğun sessiz tanıklığı üzerinden izleyici içine aldığı dramı duymayı, duyumsamayı sağlıyor.

Hale Tenger, “Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet”, açık hava ses enstalasyonu, 2018, seslendirme: Ceren Türkmenoğlu, elektro/akustik danışman: Hakan Kurşun, fotoğraf: Korhan Karaoysal

Hale Tenger’in, kayalıklara yerleştirdiği ve vadinin fısıltısının duyulmasını sağlayan “Hayat, Ölüm, Aşk ve Adalet” ses enstalasyonu, izleyiciyi vadiye mıhlıyor. Şaşkınlık, sevinç, heyecan, korku, keder gibi duyguları bir arada yaşatan ses yerleştirmesi, Balkandere vadisinin çeşitli hâllerini dile getiren diğer tüm ritimlerin, seslerin ötesinde vadinin, kayaların kendisini, bedenini konuşturan tek iş. Tenger’in de deyimiyle, kayalar doğrudan izleyicinin kulağına, zihnine, bedenine konuşuyor, ulaşıyor ve şu dizeleri söylüyor:

“Su çatlağını bulur” dedi
Su gibi çatlağını bulabilir misin?
Ağaçta, bir kuş olabilir misin?
“Her şeyin içinde bir çatlak, bir çatlak var” dedi
Çatlaktan giren ışık olabilir misin?
Yapmadan olabilir misin?

Sessiz Bir Eylem Olarak Yemek Üretimi

Festivalin son günlerine yaklaşırken, 18 Mayıs 2018 Pazartesi günü, Ortahisar’da Tandır Kafe’de, Helping Hands (Turkey) sivil toplum kuruluşu ile birlikte bir yemek atölyesi düzenledik.* Bu etkinliğin amacı, Ortahisar’a son yıllarda yerleşmiş olan Suriyeli göçmen kadınlarla, Ortahisar sakini olan kadınları mutfakta bir araya getirmek, uzlaşı, paylaşım, etkileşim ortamı kurmak, farklı yemek alışkanlıklarının aktarılmasını sağlamak ve iki kültürün coğrafyalar ötesine yayılan ortaklıklarına odaklanmaktı. Üç Suriyeli kadın ile üç Türkiyeli kadın, Helping Hands ekibinden Léonie Zikos, Laura Prusoff ve Eivanoshka Gharib’in yardımı ile bir araya geldi.

“Müşterek Tatlar”, yemek atölyesi,
Tandır Kafe mutfağı, 2018,
fotoğraflar: Ezgi Tuncer

Menü, tüm kadınların ortak üretimi olması planlanan kızartılmış içli köfte ya da Arapça adıyla kibbe, Ortahisarlı kadınlar tarafından hazırlanacak zeytinyağlı sarma ve haşhaşlı revani, Suriyeli kadınların hazırlayacağı etli sarma, tabbule salatası ve mutabbal mezesinden oluşuyordu. Sabah dokuzda başlayan mutfak atölyesi, akşam üzeri beşe kadar, sorularla, sohbetlerle ve yemek üretimiyle sürdü. Günün sonunda, içli köfte yapmayı bilmeyen kadınlar, her biri neredeyse aynı boyutta ve biçimde, ince ve iki ucu kuyruklu yumurta şeklinde içli köfteler üretmeye başlamış; biri yatay diğeri düşey dizilen etli ve zeytinyağlı sarmanın içini tartışmış; tahinli ve yoğurtlu mutabbal sosunun inceliklerini öğrenmiş; tabbule salatasında kullanılan bulgurun cinsinden, haşhaşlı revaninin şırasının ölçülerine kadar her türlü bilgi alışverişinde bulunmuşlardı. Birbirlerinden öğrenmişlerdi. Yemek atölyesi, en azından bir grup kadının önyargılarını kırmış, etnisite ve dil farkını ortadan kaldırmıştı. Artık, ekip akşamüzeri gelmesi planlanan misafirlerin karşısına yemekleriyle birlikte çıkmaya hazırdı.

Bu sessiz tadımın ve gün boyu bir mutfakta koşuşturan on kadının bir araya gelmesinin en iyi sonuçlarından birisi Suriyeli kadınların, Léonie’nin eşlerin güvenini kazanması sayesinde evlerinden çıkabilmeleri ve kamusal bir ortamda görünür hâle gelmeleriydi. Bir diğeri, yerel toplulukla iletişim kurabilmeleri ve sonrasında geliştirilebilecek kadın dayanışma ağına katılabilmeleri için bir adımın atılmış olmasıydı. Kadın emeğinin ve birlikteliğinin yemek tarifleri, üretimleri ve paylaşımları üzerinden kurulan, her iki gruba da güç kazandıran sessiz bir eylem olduğu söylenebilir. Özellikle, evde çalışan, çocukları eğitim alamayan, ergenlik çağına gelen kız çocuklarının evlendirildiği Suriyeli kadınlar için, evden çıkmak, eve gelir getirmek üretici, kurucu güç hâline gelmelerini sağlayabilir. Kadın örgütlenmesi ile yemek üretimi konusunda girişimci inisiyatiflerin kurulması, kadınların ekonomik üretimde aktif özneler hâline gelmelerine olanak tanıyabilir.

Ezgi Tuncer ve Helping Hands (Turkey),
“Müşterek Tatlar”, 
yemek atölyesi ve tadım, Cappadox, 2018,  
fotoğraf: Korhan Karaoysal

Coğrafyalar arasındaki hareketlilik ağlarıyla dolaşan hammaddelerin, tariflerin, pişirme yöntemlerinin kültürel farklara, hatta ulus-devletler arasındaki düşmanlıklara, çatışmalara rağmen ortaklığa, uzlaşıya ve paylaşmaya zemin sağlaması üzerine düşünmemi sağlayan Antony Bourdain’in anısı kentlerde ve yemeklerde yaşasın.

* Bu etkinliğin düzenlenmesini sağlayan küratör Fulya Erdemci’ye, yardımcı küratör Ilgın Deniz Akseloğlu’na, prodüksiyon ve lojistik asistanı Melodi Gülbaba’ya ve Tandır Kafe’nin sahibesi Hülya Mantar’a teşekkürler.

Cappadox, Ezgi Tuncer, Fulya Erdemci, Ilgın Deniz Akseloğlu, sanat, sergi, Yemek Kent ve Gündelik Hayat