İnci Eviner; Biz, Başka Yerde,
Venedik Bienali
58. Uluslararası Sanat Sergisi
Türkiye Pavyonu,
11 Mayıs–24 Kasım 2019,
fotoğraf: Poyraz Tütüncü,
İnci Eviner ve İKSV izniyle
Sanatçı İnci Eviner’de, Eksikliğin Komedisi
Biz, Başka Yerde

Sanatçı İnci Eviner’in,* 58. Venedik Sanat Bienali Türkiye Pavyonu için tasarladığı Biz, Başka Yerde işi, eksikliğin trajedisini ve komedisini üretiyor. Nesneler, videolar ve içindeki karakterler, desenler, sesler ve hatta sergileme mekânı bile yarım, eksik, güdük. Hayali iki düzlemle kesilmiş dev rampa, koridorları, demir parmaklıklarla kapatılmış sığınağı, yarı kapalı odası, basamaklarla kurulmuş seyir alanı ile deneyimlenebilen bir kesit-mekân. Eviner’in özellikle Harem (2009), Parlamento (2010) ve Beuys Yeraltında (2017) video yerleştirmelerinde, bir mimari temsil aracı olan kesitin içine yerleşildiğini, binaların ve yeraltının kesitinin alınmasıyla içeride olan biten tüm sırların açığa çıkartıldığını görürüz. Burada ise, temsilden yaşanan mekâna geçiyor, deneyime ve olayların akışına katılıyor ve daha da önemlisi ifşa edilen tüm olaylara tanıklık ediyoruz. Bir bakıma, Eviner’in video yerleştirmelerinde kesitin bir noktasında eyleme geçen figürlerden birisine dönüşüyoruz.

Rampanın başlangıcında, terk edilmiş, yorulmuş kesik bir ranzanın dağılmış, yerlere sarkan metal strüktürü duruyor. Burası bir zamanlar, acil ve geçici bir konaklama alanının en mahrem, aynı zamanda en aleni mekânıydı. Ranzaya eşlik eden, beton döşemeye gömülmüş, hareketsiz, gelişi güzel duran yarım sandalyeler kümesi ise, buranın bir bekleme salonu olduğunu söylüyor. Gelecek ile geçmiş, içerisi ile dışarısı, vatandaş ile yabancı, dost ile düşman arasında, kalıcı bir belirsizlik hâlinde, askıda kalmanın ara mekânı. Yarısı kesilmiş lekeli pisuarlar da terk edilmiş, işlevsiz kalmışlar. Bu başka yer, artık boşluktan ibaret. Sanatçının Derisiz (1996) işindeki etrafı boş metal masalar, içi boş deri kostümler gibi, bedenin, dilin ve sözün yokluğu vurgulanıyor. Ancak bunların yokluğunda jestlerin, mimiklerin ve ifadelerin dışavurum gücü açığa çıkıyor.

İnci Eviner; Biz, Başka Yerde,
fotoğraflar: Poyraz Tütüncü,
İnci Eviner ve İKSV izniyle

Boşluğun içinde, mekânlarını kaybetmiş, gölgelerine sığınmış eksik bedenlerin ve yüzlerin, sessiz ifadeler, mimikler ve jestler üzerinden ürettikleri politik eleştiriyi, trajediyi ya da komediyi izleriz. Kimi zaman bedenlerinden kopmakta olan organlar, uzuvlar, kimi zamansa yarı insan yarı hayvan figürler ve hayvanlar videolardan çıkarak mekânın deneyimine dahil olur. Sözgelimi, adımlarımıza eşlik eden bir çitaya rastlar ve kendimizi birdenbire bir ormanda buluruz; medeniyetin ve vatandaşlığın dışında. Ansızın, kör bir peygamberin kesilip yere düşmüş ve yine de sabırla, bastonuyla iterek taşıdığı başı, gözümüzün içine bakarak yanımızdan geçer. Siyah bereli bir çocuğun hem alaycı hem kızgın yüzü, bize doğrudan bakarak ifadesiyle ve mimikleriyle bir ağız dolusu küfreder, söver ve söylenir. Arada kendisi bile kendi söylediklerine güler. Yaşamın akışı gibi, başı sonu ve belirli bir sırası olmayan olaylarda, kederli, hüzünlü, şoke edici anlara tanık olurken ardından, beklenmedik biçimde, ironi ve komedinin yarattığı oyun mekânına düşeriz.

İnci Eviner; Biz, Başka Yerde,
fotoğraf: Poyraz Tütüncü,
İnci Eviner ve İKSV izniyle

Sanatçı Eviner’in ürettiği bu iki uçlu eleştirinin bir ucunu, trajik olanın eleştirisini, video yerleştirmelerinin çoğunda ölüm, kurban edilme, kaçış, saklanma, direniş, intihar, şiddet, unutma ile ifade edilen tepki biçimlerinde görürüz. Bu tepkiler, egemen iktidarın şiddete ve baskıya maruz bıraktığı biyopolitik bedenlerin iktidarla mücadele ve baş etme, iktidarın onları bıraktığı belirsizlik mıntıkasından çıkma —bir başka deyişle aktif, kurucu özneler olarak var olma— çabalarıdır. Sözgelimi, Eviner’in Harem’inde Batı’nın Doğu’da görmek istediği beden, cinsiyet ve cinsellik imgeleri krize sokuluyor. Burası itaatkâr bedenlerin sorunsuzca seviştiği bir cinsellik mekânı değildir; aksine isyankâr bedenlerin delilik sınırına geldiği, kaçmaya çalıştığı bir kamptır. Eviner, mekânda açığa çıkartılan şiddet, ölüm, direnme, arzu ve ergenlik hâli ile cinsel hazzı Harem’in sapkın mekânında arayan Batılı bakışı tiksindiriyor. Batı’nın aradığı hazzı müstehcenleştirerek yok ediyor. Oryantalizmin cinsellik beklentisi bir anlamda karşılanırken, bu hâlin şiddet, et, kan, ölüm içeren bir delilik hâli olduğuna işaret ediliyor. Eviner’in figürlerinin her biri şiddeti, ölümü, acıyı ve direnişi dışa vurarak, oryantalist ‘harem’ imgesine şaşırtıcı bir cevap veriyorlar. Benzer biçimde, Evden Kaçan Kızlar’da (2015) da Eviner, gündelik hayatta çeşitli şiddet ve baskı mekanizmalarının ve kurumların kapattığı, disipline ettiği pijamalı kızların, eril, biyopolitik iktidardan kaçma, direnme ve ona karşı çıkma taktiklerini sergiler. Kızlar pasif, muhtaç, mağdur karakterler değil, aksine ergenlik cesareti ve özgürleşme tutkusu ile hareket eden aktif öznelerdir.

Biz, Başka Yerde için üretilmiş desenlerde ve videolarda da eksikliğin trajedisi ve politik eleştirisi, birçok videoda öne çıkıyor: Başı dehşetin rengine, kırmızıya boyanmış, bir gözü seğiren bir kadının gerilen, şaşıran, korku salan yüz ifadesi, izleyiciyle doğrudan temasa geçiyor. Hemen yanında, bedeni ortadan ikiye bölünmüş askerin inatla yeri kazmasına, kaçma çabasına tanıklık ediyor ve bizi de tanık olmaya çağırıyor. Harem ve Parlamento’da (2000) da gördüğümüz bu karakterler, iktidarın çıplak hayata indirgediği bedenlerin kapatıldıkları kamplardan kaçış çabalarını anlatır. Bu karakterler yeri yarıp yerin dibine inme, dünyadan yok olma derdindedirler.

Mülteciler ya da vatandaşlar, bir denizaltı ile bu eksik mekândan kaçmaya çalışırlar. Balina görünümündeki denizaltı bir kaçış mekânı ya da cennet imgesidir ya da teolojik bir deniz canavarı, Leviathan’dır. Ancak denizaltı kaza geçirir ve içindekiler yere çakılıp kalırlar. Kazazedelere dönüşürler. Büyük bir şok geçiren bu bedenler hafızalarındaki hareketleri yapmaya devam etmek için kendilerini zorlarlar. Eksilen bedenler başka bir bedensel kapasite geliştirmeye, var olmaya çalışırlar. Çenesi, omuzları ve dizleri üzerinde sürünerek yürüyen, elleri ve ayak uçlarıyla koşmaya çalışan, bir bacağın, çalışmayan diğerine yürümeyi öğrettiği, bir bedenin bacağının diğerinin kolu olduğu, ayakların yüze dönüşerek konuştuğu, ellerin ayakları yürüttüğü kriz sonrası ortamda, sığınakların içinde Harem’de tepsi içinde sunulan çiğ kuzu kafalarını buluruz. Kurban edilmiş kuzunun çiğ ve kanlı kafası, artık gümüş tepside sunulan kutsal bir yemektir. Ancak bu kibar eylemin arkasında ölüm saklıdır.

Yerde yatan, parlak Yörük şalvar elbiseli adam üzerindeki koyunu okşar, sever. O sırada yüzü gölgelidir ve ifadesi okunmaz. Ancak adamın yüzü, bedeninin uzantısı olarak bir başka köşede durur. Elleri ile yüzünü, gözlerini kapatmış, utanıyor ve ağlıyordur. Yerde yatan adam yerinde doğrulur. Koyunla birlikte Batı resim sanatının klasik kompozisyonu içinde bir kadın pozu sergiler. Koyunu kucağına alıp sever, şefkat gösterir. Erkek bedeni ile efeminen hareketleri örtüşmez. Bundan utanır ve acı çeker. Nitekim sonunda hem koyun ölür hem de kendisi intihar eder. Bu durumda ikisi de kurban olur. Biri kutsal, diğeri öldürülmesi meşru iki kurban.

Bir koyun postu üzerine oturmuş, ikisi ceketlerinin kollarından birbirlerine bağlı üç kişi, birbirlerine ve ortalarındaki boşluğa bakarak bedenleriyle inlerler. Acı çekmektedirler. Bir ölünün arkasından ağıt yakmaktadırlar. Acıları hem bedenlerinin kıvranışından, eğilip bükülmelerinden hem yüz ifadelerinden hem de diyaframdan gırtlağa tüm organlarını yakıp geçerek ağızlarından çıkan yakarışlarından anlaşılmaktadır. Gölgeler onları bağlamaktadır. Bu üçlü bir keder ve inleme anıdır. Ancak sesler ara ara hazza, hayvan seslerine ve kahkahamsı çığlıklara da dönüşür. Kahırlı ağıt sesleri ile inleme arasında gidip gelirler. Şaman, dini tarikat ayinlerini ya da ilk insanların törenlerini andıran bu yas anı, ölünün ardından ağlama, ruhunu yüceltme, Azrail’i kovma, kötü ruhlardan arınma gibi inançları, kendinden geçme, bedenden vazgeçme gibi eylemleri barındırır.

Ancak sanatçı Eviner, Harem’den bu yana ürettiği video yerleştirmelerinin son durağında, trajediden mutlu sona varıyor. Sanatçının yıllar içinde oluşturduğu imge sözlüğünün, çoklu ve karma teknikler üzerinden düşünme ve küresel yerel ölçekler arası geçişlerle, özgün bir estetik anlayışla üretme pratiğinin hem önemli bir devamı hem de sonucu niteliğinde olan iş, yeni bir eleştiri dili, performansı ve varoluş imkânı sunuyor: Komedi!

İnci Eviner; Biz, Başka Yerde,
fotoğraflar: Poyraz Tütüncü,
İnci Eviner ve İKSV izniyle

Çizgili elastik kostüm içinde, maskeli bir hacıyatmaz sürekli omurgasının üzerinde gidip geliyor. Etrafta olan bitene rağmen o bitimsizce devrilip geri kalkmanın keyfini sürüyor. Fakat yarı havyan yarı insan savaşçı bir desen, eril gölgesine hacıyatmazı yakalama emrini veriyor. Hacıyatmaz artık oyun oynayamıyor ve gölgenin içine hapsediliyor, ancak yine de yüz ifadesi oyuna devam ediyor.

Kafaları bohçalanmış yüzleri görünmeyen iki kişi, kırsal bir siluetin önünde bir ileri bir geri gidip duruyor. Ayakları oyun oynuyor. Dans etmekle, halay çekmekle pişmanlığın acısını çekmek arasında bir eylem içindeler. Kafalarını tutuyorlar. Elleri kafalarını sıkıştırıyor. İfadeler örtülü ancak bedenleri telaş ile eğlenme arasında kıvranıyor.

Belden aşağıları eksiltilmiş, gölge efektlerinin etkisiyle çubuk bacaklara dönüştürülmüş üç kişinin yüz ifadelerine odaklanırız. Ortadaki maskeli yüz, bir sağına bir soluna şüphe ile bakar. Kimin suçlu olduğunu anlamaya çalışır. Diğer figürler de şüphe içinde suçluluklarını gizlemeye çalışırlar ama kimin suçlu olduğundan çok şüphenin ifadesi daha önemlidir. Caravaggio resimlerindeki dehşetli, kederli, şüpheli yüzler burada taklide, imitasyona dönüşür ve budala durumuna düşerek trajediden açılan bir parodi üretirler.

Bir kuş deseninin karnından çıkan kan, dışkı ya da mermi gibi sert bir nesne, yerde yatan kadının ağzına girer. Burası bir savaş coğrafyasını andırır. Havadan açılan ateşli taarruza maruz kalmış bedenler yerde yatarlar. Ölmüş olmalarına rağmen hâlâ işkence görmektedirler. Bu desenin yanında, leopar desenli pantolonu, süslü, Yörük gömlekli, siyah bereli, topal bir işkenceci figürü belirir. Bu figür, biraz anonim, evrensel biraz da yerel, melez bir figürdür. Elindeki demir parmaklığı çevirip durur. Bir işkenceye hazırlanmaktadır. Fakat sadece şiddet eğilimi içinde değil, aynı zamanda gelmekte olan eylemin düşüncesinden bile haz almaktadır. Kapanma mekânından çıkıp giden, özgürleşen düşünce bulutunun ya da barış güvercinin büktüğü, şiirsel birer motife dönüştürdüğü demir parmaklıkların parçalarından biri, bu işkencecinin elindedir. Hınçla demiri bükmeye, ondan intikam almaya çalışır ancak demir parmaklık onun şiddetiyle bükülmez. Önce, demir parmaklığın kendisi işkence görür. Sonra leopar desenli pantolonuyla bir çift çıplak ayak falakaya yatırılır. İşkenceci büyük bir hazla ayaklara demir parmakla acı çektirmeye çalışır ancak ayaklar gıdıklanır ve sürekli kıpırdarlar. Bununla yetinmeyen işkenceci, daha sonra, elindeki kazmayı üstü olmayan, belden aşağısını izlediğimiz bedene ait ayaklara savurur. Ayaklar yakalanmaz. Kaçmakla kalmaz, dans etmeye başlar, oyun oynarlar. Şiddetli işkence sahnesi, bir anda ortaoyunu komedisine dönüşür. Trajediye düşecekken komedinin iyimserliğine ve eleştirisine kapılırız.

İnci Eviner; Biz, Başka Yerde,
Venedik Bienali
58. Uluslararası Sanat Sergisi
Türkiye Pavyonu,
11 Mayıs—24 Kasım 2019,
fotoğraflar: Poyraz Tütüncü,
İnci Eviner ve İKSV izniyle

Eksiklik, kesit mekânın kendisinde, sandalye, ranza, pisuar gibi yarım nesnelerde ve videolarda karşılaştığımız kayıp bedenlerde, desenlerde karşımıza çıkar. Totaliter iktidarın uyguladığı bütünlük ve türdeşlik stratejisine karşı gündelik hayatın taktikleri, bu arzuyu boşa çıkarır, bir başka deyişle gündelik hayat sürekli istenmeyen eksiklikler, aksaklıklar, kesikler üretir. Parmaklıklarla çevrili kapanma mekânında eğilip bükülen demirlerin açtığı perspektiflerden ‘yasak’ bir düşünce ya da bir barış habercisi uçup gider. Dev rampanın heybetli ve bütüncül görüntüsüne rağmen, her tarafından girilip çıkılabilen delik, kesik, boşluklu, esnek bir topografya olduğu anlaşılır. Totaliter iktidarın bütünlük arzusunu boşa çıkartan eksik, kesik, aksak gündelik hayat, komedi, ironi ve oyunla açığa çıkar. Sanatçı yeni bir varoluş biçiminin umut vadeden politik imkânlarını sunar, bizi oyuna ve ironiye davet eder, çocukluğun biraz ihmalkâr biraz umursamaz eylem alanına çeker.

* Sanatçı Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğretim üyesidir ve Galeri Nev ile çalışmaktadır.

biyopolitika, Biz Başka Yerde, Ezgi Tuncer, İnci Eviner, sanat, Venedik Bienali