Diyagram,
“Spiral Tecessüm,”
Tuğçe Kodalak
İdeal Hayatlar,
Platonik Korku
ve Uzumaki

Uzumaki, Junji Ito’nun yazıp çizdiği alelacayip bir çizgi roman. İki yeniyetme gencin yaşadıkları kasabanın, soyut bir spiral biçimini gitgide saplantı hâline getirmesine tanıklık etmelerini anlatıyor. Söz konusu basit bir saplantı değil, küçük detaylardan başlayıp kozmik boyutlara varan, durmadan grotesk vukuata sebep olan, dehşet dolu sonuçlar doğuran ölümcül bir saplantı. Bu saplantı ki, kısa süre içerisinde, gündelik eşyalardan kırlardaki çalıya çırpıya, kasaba halkının vücut uzuvlarından kasabanın mimari dokusuna, engin atmosfer olaylarından zaman-mekân sürekliliğine dek her şeyin spiral biçimine doğru evrileceği, garip ve ürkütücü bir evrenin temelini oluşturuyor.

Ito’nun yirmi sayıdan oluşan çizgi roman dizisinin ikili bir anlatım güzergâhı var. Bir yandan, her sayı kendi içinde çalışıyor; her sayı, aynı kasabada geçmek şartıyla, kendi hikâyesine odaklanıyor. Öte yandansa, seri bir bütün olarak ele alındığında, mikro ölçekten başlayıp, makro ölçeğe doğru ilerleyen bir yolculuk vadediyor. Bunu biraz açmak lazım, çünkü bu rastlantısal bir tercih değil. Ito tüm çizgi romanı üzerine inşa ettiği saplantı meselesinin, küçük bir detaydan başlayıp tüm evreni ele geçirmeye meyilli işleyişini kendi anlatım biçimine soğuruyor. Anlatının en başından itibaren, her küçük detayda spiral biçimini karşımıza çıkarıyor. İlk sayı, elinde okul çantasıyla liseli genç bir kızın kasabaya dönüş yolunda spiral şekle bürünmüş çiçeklerle dolu bir çayırın içinden geçmesiyle başlıyor. Genç kız kasabaya vardığında, yanı başından aniden gelip geçen hortum spiral hareketlerle ilerliyor. Kız kasabanın biraz daha içine girdiğinde, bir ara sokakta rastladığı erkek arkadaşının babası, Bay Saito, burada ne aradığına dair sorulan soruları yanıtsız bırakmak pahasına, gözlerini ayırmadan ve mest olmuş bir hâlde bir salyangozun spiral şekline sahip kabuğunu izliyor. Bu hızlı girizgâh sonrası öğreniyoruz ki, Bay Saito bir spiral koleksiyonu yapmaktan, spiral desenli kimonolar, şemsiyeler, avizeler biriktirmekten, spiral kalıplı kap kacak toplamaktan ve spiral biçimli erişteler yemekten kendini alıkoyamaz hâle geliyor: “Son zamanlarda bu deseni çok sevmeye başladım. İçinde spiral olan her şeyi topluyorum” (1.19).1 Spiral saplantısı, dikkat ederseniz, adamın tüm öznel evrenini yavaş yavaş ele geçiriyor.

Tam da bu noktada Ito, küçük bir saplantıyı alıp, onu en uç sınırlarına dek zorlayarak tekinsiz bir korku atmosferi yaratmaya başlıyor. Çünkü artık bu noktadan itibaren, Bay Saito spiral biçimli nesneleri toplamaktan tatmin olmaz hâle geliyor; artık kendi bedenini, kendi öznesini, yani kendi varlığını spiral biçimine bürümeye karar veriyor. Ne demek bu, spiral nesneler toplamak yerine, kendi öznel varlığını spiralleştirmek? Kendi açıklamasıyla: “Artık spiral nesneleri toplamama gerek yok. Sonunda farkına vardım ki, insan kendi kendisine spiralleşebilir! Görüyorsun ya! İnsanın spirali kendi bedeni üzerinden ifade etmesi mümkün!” (1.29). Saito, bu sözlerin ardından, tuhaf bir jest ve mimikle, kendi göz bebeklerini spiral şeklinde hareket ettirmeye başlıyor. Burada artık Ito’nun grotesk dünyasına girmeye başlıyoruz. Bir sonraki tansiyonu yüksek sahnede, Saito bu kez kendisine getirilen spiral desenli bir kâseyi reddediyor: “Üzgünüm ama buna artık ihtiyacım yok. Çünkü spirali kendi içimden çağırabiliyorum.” (1.34). Bir sonraki karede, Saito ağzını açıyor, dilini uzatarak, içe doğru kıvırarak, daha da uzatarak, daha da içe doğru kıvırarak, kendi dilini spiralleştiriyor. Böylece insan bedeninin plastik yapısı, Ito’nun elinde, başlı başına bir korku unsuruna dönüşüyor. Bu dönüşüm ilk sayının epik bitişinde doruk noktasına ulaşıyor: Ahşap bir tepsi sipariş eden Saito, tüm bedenini bu tepsi içine yerleştirip, kemiklerini kırmak ve kendisini öldürmek pahasına, tepeden tırnağa spiral biçimine bürünüyor. Tarifi sözlerle pek mümkün olmayan dehşet dolu bir sahne bu (1.40-41). Adeta tek bir kadrajda, kasabayı kasıp kavuracak bu bulaşıcı saplantının tehlikelerinden bir kesit sunuyor. Seri boyunca bu tür birçok öznel spiralleşme vuku bulacak: saçları spiralleşenlerden tutun (1.171), alınlarında spiral şeklinde kara delikler açılanlara (1.74), sırtında spiral biçimli kabuklar çıkanlardan tutun (2.35), yılanlar gibi bedenlerini sarmallar hâlinde birbirlerine saranlara kadar (1.139). Buna saplantının öznel yani sübjektif boyutu diyelim.

Fakat Ito’nun çizgi romanında, başkalaşımlar sadece öznel boyutla sınırlı kalmıyor. Bir yandan da, seri boyunca, gitgide ölçeği ve yoğunluğu artan bir şekilde nesnel başkalaşımlarla yüz yüze geliyoruz. Kasabadaki atmosfer olayları çığırından çıkıyor, kasabanın gölü bir girdaba dönüşüyor ve her yeri hortumlar ve kasırgalar kaplıyor: “Hortumların sayısı hızla arttı ve kasabayı çok daha tehlikeli hâle getirdi” (3.101). Kasabadaki yapılar birbiri ardına yıkılıyor ve artakalan yapılı çevre gittikçe spiral bir kent planını çağrıştıran biçimsel yönelimler göstermeye başlıyor: “Bu kasaba paramparça olacak. Kendisini bir spirale dönüştürmeye çalışıyor… Evet… Bir spirale dönüşecek…” (3.65). Kasabadan kaçmaya çalışan kimsenin dışarı çıkamayacağı şekilde, zaman düzlemi kendi içine kıvrılıyor, mekân düzlemi spiral şeklinde bir labirent gibi kendi içine bükülüyor (3.102/151): “Doğru. Hangi yoldan gidersen git, hep kendini buraya geri dönmüş şekilde buluyorsun. Benim yönlerle aram iyidir, bu normal bir durum değil… Sanki uzamın içi dışına bükülmüş gibi.” Hatta serinin son sayısında, astronomik gözlemler sonucunda kasabanın üzerinde spiral şeklinde yeni galaksilerin doğduğu ortaya çıkıyor: “Haklısınız! Bu daha önce hiç görmediğim spiral bir galaksi!” (3.223). Ito’nun ufak bir salyangoz kabuğundan başlayan spiral saplantısını galaktik boyutlara taşıması, Uzumaki’yi H.P. Lovecraft’in kozmik korku evreninden etkilenerek yazdığını belirtmesiyle birlikte düşünüldüğünde, daha da ilginç bir hâl alıyor (1.206).2 Bu insan ölçeğinin ötesine taşan yönelim, spiral saplantısının tek yönlü okumalarının önüne geçiyor; olan biten, sadece kasaba ahalisinin psikolojik saplantılarının sonucu olarak yorumlanamaz hâle geliyor. Böylece Ito, tüm öznel ilişkilerin ötesinde, spiral mefhumunun kendisine de hayatiyet katıyor; onu da bir aktör hâline getiriyor; kasabalıların spirale karşı duydukları saplantılı ilgi kadar, spiral mefhumunun da kasabanın insani ve insandışı tüm unsurlarına özel bir ilgi duyduğunu, onlara musallat olduğunu bize ifade ediyor. Buna saplantının nesnel yani objektif boyutu diyelim.

Ito anlatısını, saplantının öznel ve nesnel boyutları arasında bitmek tükenmek bilmez bir gerilim üzerine inşa ediyor. Uzumaki’yi bu anlamda platonik bir korku olarak değerlendirmek mümkün. Ne demek platonik korku? Kısaca hatırlatmak gerekirse, Plato’nun felsefesindeki belki de en önemli mefhumlardan biri idea mefhumu. Plato’ya göre, bu dünyada karşımıza çıkan tüm varlık ve düşünce biçimleri, öte bir dünyadaki saf ideaların gölgesinden, yani daha düşük değer ve gerçeklikteki kopyalarından ibaret. Yanı başınızdaki sandalye, öte dünyadaki saf bir sandalye ideasının kusurlu bir kopyası; siz, kendiniz, öte dünyadaki saf bir insan ideasının kusurlu bir biçimde vücut bulmuş hâlisiniz; bugün bir arkadaşınıza yaptığınız küçük bir iyilik, öte dünyadaki saf bir iyilik ideasının bu dünyadaki kusurlu bir tezahürü. Dikkat ederseniz, ne yaparsanız yapın, öte dünyadaki ideal saflığa bu dünyada ulaşma şansınız yok. En fazla o ideale yaklaşabiliyorsunuz, yani iyi veya kötü kopya olma şansınız var, ama ideal ve gerçek olan aşkın bir pozisyonda, yani sizin erişiminizin dışında. Bugün “platonik aşk” adı altında gündelik dile giren âşık olma şekli ve hatta “ideallerimiz,” “idealizm,” “idealist” gibi genelde pozitif tandanslara sahip terimler, Plato’nun idea mefhumundan türeme. Bu mefhumun asırlar boyunca Batı düşüncesini derinden etkilediğini, semavi dinlerle ve birçok inanç sistemiyle güçlü etkileşimlere sahip olduğunu ve birçok muhafazakâr ahlak anlatısının temelini oluşturduğunu söylememe herhalde gerek yok. Bu mefhumun uzanımları, iyinin, doğrunun, gerçeğin, saf bir yaşantı biçiminin, sizin yaptıklarınızdan bağımsız ve nesnel olarak, öte bir dünyada zaten belirlenmiş olduğu bir ahlak kurgusunu beraberinde getiriyor. Sizin yapıp yapabileceğiniz en fazla bu ideallere uymak, bu ideallere boyun eğmek ve kendi hayatınızın rotasını bu idealler doğrultusunda belirlemek.

Tam da bu noktada, Ito’nun çizgi romanının neden platonik bir korku olduğunu anlamak artık daha kolay hâle geliyor. Çünkü Ito’nun anlatısının merkezinde yer alan spiral figürü, platonik bir idea mefhumuyla ortak bir işleyişe sahip. Yani spiral biçimi, anlatı boyunca kendi soyut bedeniyle bir türlü karşılaşmadığımız, daha doğrusu öte dünyadaki saf varlığından ötürü karşılaşmamızın zaten mümkün olmadığı, fakat bu kasabadaki birçok somut cisme biçimini veren, platonik bir idea olarak karşımıza çıkıyor. Temel fark şurada: Ito’nun ideası artık Platon’un idea mefhumunda varsayıldığı gibi salt pozitif eğilimlerle tanımlanmıyor, saf bir kusursuzluk ve iyilik timsaline sırtını yaslamıyor; aksine Ito, ideaların öte dünyasının ne denli dehşetli yönleri olabileceğini gözler önüne seriyor. Sanki, idealardan bir tanesi günün birinde, semavi dinlerdeki şeytan anlatılarına benzer şekilde, ipini koparmış ve kendi formunu bir kasabadaki tüm dünyevi varlıklar üzerine dayatmaya girişiyor. Uzumaki tam da bu yönüyle platonik bir korku anlatısı.3 Bu anlatıda, bir yandan insanlar öte dünyaya ait bir ideale saplanıp duruyorlar. Ki platonik idealizm gözlüğünden dünyayı algıladığınız takdirde, herhangi bir ideayı —bu idea iyilik olsun, doğruluk olsun, tanrısal bir kudret ya da basit bir spiral figür olsun— saplantı hâline getirmeme ihtimaliniz zaten pek yok. Çünkü idealar, platonik kavramsal örüntünün işleyişi gereği, onlara kavuşma ihtimaliniz olmamasına rağmen saplantılı bir biçimde durmadan onlara ulaşmaya çalışmanızı, her daim “ideallerinizin peşinden koşmanızı” zorunlu kılıyor. Öte yandansa Ito’nun anlatısı, eğer ki idealar bizden bağımsız kendi objektif varlıklarına sahiplerse, bu ideaların bizi öte dünyadan durmadan etkileyip duruşunun, buna karşın bizim onların çekim kuvvetine kendimizi bırakmak ve onları iyisiyle kötüsüyle taklit etmek dışında pek de bir şey yapamayışımızın korkunçluğuna odaklanıyor. Ito içten içe, neden ideal bir kentten, ideal bir mimarlıktan, ideal bir romandan, ideal bir filmden, ideal bir ahlaki davranış biçiminden, ideal bir politik örgütlenmeden, ideal bir meslek yaşantısından, ideal bir bedenden, ideal bir aşktan bahsetmenin problemli olduğunu gözler önüne seriyor. Çünkü ideal olan, en nihayetinde, o ideale kendini kaptıran tüm özneleri ikincil kılıyor; hiç ulaşamayacakları bir öte dünya hayalini onlara bu dünyayı yargılama, bu dünyaya yön verme ve kendi kendilerini şekillendirme aracı olarak dayatıyor. Bunlar ideallerin Plato’nun hasıraltı ettiği korkutucu yönleri. Böylece Ito, felsefe tarihine hâkim olmayı pek gerektirmeden —örneğin Spinoza’nın aşkın dünya görüşlerine ve idealist ahlak öğretilerine karşı geliştirdiği çarpıcı eleştirileri bilmeyi şart koşmadan— öte dünya ideallerinin tehlikelerini gözler önüne seriyor. Bize Uzumaki’de, sade bir dil, kasvetli çizgiler ve grotesk bir atmosferle, ideallerimizin peşinden koşmanın ne denli saplantılı ve dehşetli bir hayata karşılık gelebileceğini bir kez daha hatırlatıyor.

{30.07.2017, Brooklyn}

1. Uzumaki’nin İngilizce basımı üç cilt olarak yayımlandı. Referansları parantez içinde öne cilt sayısı, arkasına sayfa sayısı gelecek şekilde veriyorum. Yani (1.19), birinci cildin on dokuzuncu sayfası demek. Yayınlar şunlar: Junji Ito, Uzumaki vol. 1 (San Fransisco: Viz Media, 2001); Junji Ito, Uzumaki vol. 2 (San Fransisco: Viz Media, 2002); Junji Ito, Uzumaki vol. 3 (San Fransisco: Viz Media, 2002).

2. Lovecraft’in kozmik korku evrenine dair Manifold’a yazdığım metin için, bakınız: “H.P. Lovecraft ve Mekânın Canavarsılığı

3. Bu değerlendirmenin bilindik bir değerlendirme güzergâhı olmadığını dipnot olarak ekleyeyim. Karşılaştığım hiçbir eser Ito’nun adını Plato’yla yan yana anmıyor. Ito’nun çizgi romanını başka felsefi güzergâhlarla ilişkilendiren kaynaklar arasından, Thacker’ın şu kitapları ilginizi çekebilir: Eugene Thacker, In the Dust of This Planet: Horror of Philosophy, vol. 1 (New York: Zero Books, 2011); Eugene Thacker, Tentacles Longer than Night: Horror of Philosophy, vol. 3 (New York: Zero Books, 2015).

çizgi roman, dünyevilik, Gökhan Kodalak, idea, Junji Ito, kitap, korku, Platonculuk, Uzumaki