Diyagram. “Kozmik His”,
Tuğçe Kodalak
Whitehead ve
Kozmik Estetik

Alfred North Whitehead’e göre estetik insani bir mefhum değil, kozmik bir mefhum; estetik evrenin yaratıcılığının ta kendisi. Alışılagelmişin dışında, hazmı zor bir kavrayış bu, arkasında uzun yıllara yayılan bir düşünsel arayış yatıyor. Whitehead modern fizik ve mantıktan estetik ve metafiziğe dek geniş bir yelpazede eserler vermiş bir matematikçi ve filozof. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğini İngiltere’de matematik merkezli çalışmalarla geçiriyor. Felsefe üzerine ciddi bir şekilde eğilmeye ise, Bergson ve James gibi filozofların etkisiyle ancak altmışlı yaşlarının başında başlıyor. En verimli dönemi, 63 yaşında, Harvard Üniversitesi’ne felsefe profesörü titriyle katıldığı andan itibaren ilerlemiş hayatını yeni bir felsefi sistem geliştirmeye adadığı Amerika yılları —1920’ler, 30’lar ve 40’lar. Son yıllarda felsefesi biraz daha görünür hâle gelmeye başlasa da, hak ettiği ilgiyi gördüğünü söylemek epey güç. Oysa ki Whitehead’in geliştirdiği felsefe yirminci yüzyılın en ilginç felsefi sistemlerinin başında geliyor.1 Bu felsefenin en baş döndürücü güzergâhlarından biriyse kozmik estetik.

Whitehead’e göre “doğa bir süreç,” fakat doğayı ve “evreni bu şekilde düşünmek alışageldiğimiz bir şey değil.”2 Whitehead’in perspektifinden bakıldığında, evren birbirinden ayrı öznelerin, çevresinden bağımsız nesnelerin bir araya gelmesinden oluşmuyor. Evren birbirleriyle her daim ilişki hâlindeki olaylar ve içe içe geçmiş süreçlerin akışından oluşuyor. Yani evrenin yapıtaşı bireysel varlıklar değil, bireyleşme süreçleri. Evrenin yapıtaşı sabit formlar değil, değişim hâlindeki süreklilikler. Bir başka deyişle, sabit varsaydığımız her şey —vücudumuzun gün içindeki şekli olsun, içtiğimiz bir bardak suyu oluşturan hidrojen ve oksijen atomları olsun, dünyanın güneş etrafında seyrettiği yörünge olsun— aslında değişim hâlindeki sürekliliklerin yavaş bir ritimde seyretmesinden ya da düşük debide farklılıklarla tekerrür etmesinden başka bir şey değil. Yani asıl olan akış. Asıl olan değişim. Sabitlik ve tekerrür değişimin bir fazı, karşıtı ya da öncülü değil. Her birimiz sayısız akışın kesişiminde beden buluyoruz. Her gezegen, her insan, her sincap, her çimen, her bakteri, her bina, her fırtına sayısız değişim çizgisinin eğilmesinden, sonsuz sayıda akışın bükülmesinden, tüm bu etkileşimlerin kâh içe içe geçmesinden, kâh farklı yönlere saçılmasından oluşuyor. Whitehead’in tabiriyle:3

Aktüel bir varlığın ne olduğunu onun nasıl oluş hâlinde olduğu tesis eder…. ‘Varlığını’ [being] meydana getiren ‘oluşudur’ [becoming]. Buna “süreç prensibi” diyelim [principle of process].

Değişimi, akışı ve etkileşimi başat addeden süreç prensibi, Whitehead’in varlık düzleminin temelini oluşturuyor. Kozmik estetik kuramı da bu ontolojik temel üzerinde yükselecek.

Whitehead’e göre estetik bir hissiyat meselesi [feeling]. Fakat hissiyattan kasıt, salt insani ya da hayvani hisler değil. Evrenin hissiyatı.4 Çünkü, eğer istisnasız her aktüel varlık, her an etkileşim hâlinde olduğu akışların, değişim çizgilerinin ve süreçlerin sürekliliğinde beden buluyor ve varlık kazanıyorsa, bu her aktüel varlığın etrafını belli ölçülerde hissettiği ve kendi varlığı içine kavradığı [prehension] anlamına gelir.5 Spinozist bir estetik temel bu; Whitehead de Spinoza’dan etkilendiğinin altını sıkça çizmekten kaçınmayan bir filozof.6 Örneğin, bir oksijen atomu, iki hidrojen atomuyla kovalent bağlar kurup suyu oluşturuyorsa, bu oksijenin hidrojen atomlarını kendi içine kavramadan yapabileceği bir işlem değil. Whitehead’in terminolojisiyle, su ancak oksijen ve hidrojen atomlarının birbirlerini “hissetmesi” yoluyla meydana gelebilir. Bir başka deyişle, eğer ki aktüel bir varlık —insan olsun, insandışı herhangi bir varlık olsun— bir başka aktüel varlıkla etkileşime giriyorsa, onu etkiliyor ve ondan etkileniyorsa, bu etkileşimin kendi varlığını oluşturmasına, kendi varlığına aktarılmasına, kendi varlığında oluşturduğu değişime, Whitehead kısaca hissiyat diyor. Kendi tabiriyle:7

Her aktüel varlık çevresindeki verilerden ortaya çıkan bir deneyim eylemi olarak anlaşılabilir. Bu birçok veriyi ‘hissetme’ sürecidir, böylece bu veriler tek bir bireyin bütünsel ‘tatmini’ içine emilir. Burada ‘hissiyat’ terimini çevre verilerin nesnelliğini aktüel varlığın öznelliğine geçiren temel işlemler anlamında kullanıyorum. Hisler öznelliğe geçişi sağlayan sayısız özelleşmeye sahip operasyonlardır.

Burada Whitehead’in öznellikten kastı, yine insani öznellikle sınırlı değil. Herhangi bir etkileşimdeki her aktör, kendi öznel perspektifinden düşünüldüğünde, farklı yeğinliklerde çevresini etkiler ve çevresinden etkilenir. Yani çevresini hisseder ve çevresinde belirli hisler uyandırır. Ağaç rüzgârı hissedebildiği için eğilir (yani rüzgârdan kendisine gelen verileri kendi öznelliğine geçirebildiği ölçüde eğilir); rüzgâr ağacı hissedebildiği için yavaşlar (yani ağaçtan kendisine gelen verileri kendi öznelliğine geçirebildiği ölçüde yavaşlar). Garip bir evren tasavvuru bu. Her şeyin her an değiştiği, farklılaştığı, bir sağa bir sola aktığı yetmiyormuş gibi, aynı zamanda her varlık birbirini farklı ölçülerde hissediyor ve kavrıyor.

Estetik kuram tarihinin sayısız örnekleri arasında iki başat güzergâhtan söz etmek mümkün. Birincisi, estetiğin objektif olduğunu iddia edenler; yani, nesnelerin kendi özleri gereği estetik değere sahip olduğunu savlayanlar. Bu objektif perspektiften bakıldığında, bir mimari yapı ona bakandan, onu değerlendirenden, onu hissedenden bağımsız olarak güzel olabilir. Yani yapı kendinden menkul bir güzelliğe, objektif bir güzelliğe sahip olabilir. İkincisi, estetiğin sübjektif olduğunu iddia edenler; yani, öznelerin değişen zevkleri gereği nesneleri güzel ya da çirkin addettiklerini savlayanlar. Sübjektif estetiğin perspektifinden bakıldığında, aynı mimari yapıyı değerlendiren ve hissedenlerden biri onu güzel bulabilirken, diğeri çirkin bulabilir. Yani, yapının güzelliği onu değerlendirene bağlıdır. Whitehead’in estetik kuramı ne objektif ne de sübjektif güzergâhları takip ediyor; onlar yerine kendisine has bir estetik güzergâh inşa ediyor. Whitehead’e göre, estetik değer ne öznenin tarafında, ne de nesnenin tarafında; estetik değer özneyi de nesneyi de birbirine katan, özneyi de nesneyi de birbirine kavratan, özneyi de nesneyi de birbirine hissettiren evrenin oluşu, değişimi ve süreci tarafında. Özellikle sübjektif estetik kulvarında, Whitehead’in asıl rakibi erken yirminci yüzyılda modern estetik kuramını hegemonyası altına almış olan Kant estetiği. Whitehead’in Kant eleştirisi kısa olduğu kadar keskin: “Kant için, dünya özneden ortaya çıkıyor; [benim] organik felsefem için, özne dünyadan ortaya çıkıyor.”8 Estetik ne öznede ne de nesnede, estetik ikisini de delip geçen evrenin akışında.

Whitehead’e göre estetik, öznelerin ve nesnelerin birbirini her kavrayışında bir parçası olduklarını hissettikleri evrenin kendisine ait. Yani her eylemimiz, her hissiyatımız, her kavrayışımız, evrenin saf potansiyellerinin [pure potential] aktüel tezahürleri olduğundan, nesnelere atfettiğimiz objektif estetik değerler de, öznel üretimlerimiz ve değerlendirmelerimiz sonucu ortaya çıkardığımız sübjektif estetik değerler de, aslında evrenin estetik sürekliliğinin sayısız ifadeleri, farklılaşmaları, değişim çizgileri. Yani, aktüel varlıklar vasıtasıyla estetik değer üreten aslında evrenin ta kendisi. Whitehead’in açıklamasıyla:

Ben bu noktada Spinoza’nın “affectiones substantiae” [hayatın duygulanımları] terimini ödünç alıyorum. [Benim] organik felsefemde, aktüel bir olay tüm evrenin kendisinin, belirli bir tatmine erişim sürecine karşılık gelir… Şöyle söylemek gerekir ki, bir değerlendirme [judgment] değerlendiren bir öznenin bakış açısından evrenin nesneleştirilmesi anlamını taşır. Değerlendirmeyi ilgilendiren, özne vasıtasıyla da olsa, evrenin ta kendisidir.

Yani, sanatsal bir üretim yaptığınızda, aslında o üretimi sizin vasıtanızla evren yapıyor.9 Ya da, evren ve siz aynı estetik sürekliliğin iki boyutusunuz. Bu yüzden Whitehead’e göre: “Evren yeniliğe doğru yaratıcı bir yönelim.”10 Evrenin yaratıcılığını içimize kavradığımız ölçüde [prehension]; evrenin yaratıcılığını hissedebildiğimiz ve ona his verebildiğimiz ölçüde [feeling]; evrenin yaratıcılığını yeni akışlara ve süreçlere [process], yeni değişimlere ve oluşlara [becoming] yönlendirebildiğimiz ölçüde biz de yaratıcılık kazanıyoruz. Ancak bir uzvu olduğumuz evreni eğip bükerek, yeni estetik yeğinlikler [intensity] üretiyoruz. Ki hayatın “yaratıcı yöneliminin amacı da bu, yeğinlikler yaratmak.”11 Yani bu parlaklıkta eşi benzeri görülmemiş, bu ritimde bugüne dek duyulmamış, bu yoğunlukta daha önce hissedilmemiş, hissiyatlar ve etkileşimler üretmek. Zarif bir estetik kuram bu, bize şunu hatırlatıyor: Hiçbir hissiyatımızı, hiçbir estetik üretimimizi, hiçbir estetik kavrayışımızı, kendinden menkul birer özne ya da nesne olarak biçimlendirmiyoruz; bize içkin olan evrenin akışıyla birlikte, evrenle ortak bir müelliflik hâlinde biçimlendiriyoruz. Çünkü “biz evrenin içindeyiz, evren de bizim içimizde.”12 Estetik, ne öznenin zihninde ne de nesnenin mahiyetinde. Estetik, kozmik; estetik, evrenin kendine dönük hissiyatında; estetik, evrenin her birimizin parçası olduğu mütemadi akışındaki yaratıcılıkta.

{28.10.2018, Brooklyn}

1. Meraklısı için, Whitehead felsefesine şu kitaplarla giriş yapılabilir: A. N. Whitehead, Process and Reality: An Essay in Cosmology (New York: Free Press, 1978); Science and the Modern World: Lowell Lectures, 1925 (New York: Pelican Mentor, 1948); Modes of Thought (New York: The Free Press, 1968); Adventures of Ideas (New York: The Free Press, 1967); Nature and Life (Cambridge: Cambridge University Press, 1934); The Concept of Nature (Cambridge: Cambridge University Press, 1920). Yakın dönemde Whitehead üzerine yazılmış kapsayıcı bir ikincil kaynak içinse, bakınız: Isabelle Stengers, Thinking with Whitehead: A Free and Wild Creation of Concepts (Cambridge: Harvard University Press, 2011).

2. Whitehead, The Concept of Nature, s. 53; 178.

3. “That how an actual entity becomes constitutes what that actual entity is…. Its ‘being’ is constituted by its ‘becoming.’ This is the ‘principle of process.’'” Whitehead, Process and Reality, s. 23.

4. “Hayat geçmişten edinilen ve geleceğe yönelen hissiyatın keyfinden başka bir şey değil.” Whitehead, Modes of Thought, s. 167.

5. Prehension çevrilmesi zor bir kavram. Çünkü Whitehead bu kavramla, normalde zihinsel (epistemolojik) bir kavrayışı ifade eden bir kelimeyi, varlık boyutunda (ontolojik) bir kavrayış olarak yeniden tanımlıyor. Bu yüzden prehension’ı “içine kavramak” olarak çevirdim.

6. “[Benim] organik felsefem Spinoza’nın düşünce şemasıyla çok yakından müttefik.” Whitehead, Process and Reality, s. 7. “Spinoza’yla benzerliğim şu: Spinoza’nın [her şeyin altında yatan] tek bir tözü benim için kendisini bir dizi iç içe geçmiş modalitede bireyleştiren ve her şeyin altında yatan tek bir gerçeklik aktivitesine karşılık geliyor.” Whitehead, Science and the Modern World, s. 71. Bir ihtimal, Spinoza ve Whitehead’in felsefi sistemlerindeki ontolojik benzerlikler ilginizi çekiyorsa, bakınız: David Bidney, “The Problem of Substance in Spinoza and Whitehead,” Philosophical Review, vol. 45, no. 6 (Nov., 1936): 574-92.

7. Whitehead, Process and Reality, s. 40-2.

8. “For Kant, the world emerges from the subject; for the philosophy of organism, the subject emerges from the world.” Age, s. 88-9.

9. “Sanat eseri üzerinde sonlu bir yaratıcı eforun damgası olan doğanın bir parçası… Bir anlamda, sanat doğanın derinliklerinde yatan işlevlerin taşkınlığından başka bir şey değil.” Whitehead, Adventures of Ideas, s. 270-1.

10. Whitehead, Process and Reality, s. 222.

11. Age, s. 105.

12. Whitehead, Nature and Life, s. 89.

Alfred North Whitehead, estetik, Gökhan Kodalak, Spinoza, yeğinlik