Pazar Sekmeleri:
İyi yazardı, ama…
John Berger

John Berger, 2 Ocak 2017 tarihinde öldü, 90 yaşındaydı. Verimli bir hayatı oldu; roman, hikâye, şiir, senaryo, oyun ve sanattan siyasete pek çok konuda deneme, eleştiri yazdı; resim, fotoğraf, belgesel benzeri alanlarda ürün verdi. Ölümüne kadar da aktif kaldı, 2015 yılında Portraits: John Berger on Artists, 2016 yılında ise Landscapes: John Berger on Art deneme kitapları yayımlandı. Robert Minto’nun, Los Angeles Review of Books’da —tesadüfen Berger’ın öldüğü gün, 2 Ocak’ta— yayımlanan “A Smuggling Operation: John Berger’s Theory of Art” başlıklı, iyi bir metin olan Landscapes eleştirisi, Berger’ın elli yıldan uzun sanat eleştirmenliğinin yadsınamaz önemine işaret ediyor. Ne var ki, bir yandan da geç kalmış bir kabuldür bu. Minto, Berger’ın, sanat tarihçisi Frederik Antal hakkında yazdıklarını alıntılar ve Berger için kullanır: “Onun [Antal’ın] Marksizmi önemsenmeme eğilimindedir. Garip bir biçimde, olasılıkla bu ona olan saygıdan ötürüdür: Sanki, ‘buna rağmen çok parlaktır —hadi ona bir iyilik yapalım ve bunu unutalım’ denir gibidir. Ne var ki, bunu yapmak Antal’ın olduğu her şeyi reddetmektir.” Bu, “Berger’ın kendisi için de geçerli bir yorum” der Minto ve en azından Landscapes’ten sonra bunun artık mümkün olmadığını yazar.

Oysa mümkün olduğu görüldü. Kapitalizmin, kimsenin kaçıncısı olduğunu bilmediği son versiyonunun rakipsiz egemenliğini sürdürdüğü 2017 yılında, büyük basının kültür kumkumaları tarafından, ancak ‘ama’lı cümlelerle anılacaktır. Guardian’dan Michael McNay için Berger “çok iyi bir yazardı, ama keşke şu insaniyet takıntısı olmasaydı; kimbilir daha neler yazabilirdi”; New York Times’tan Randy Kennedy için ise “provokatif bir sanat eleştirmeniydi.”

John Berger,
kaynak: Verso UK blog

Neyse ki, incelikli metinler de yayımlandı. Genç kuşak önemli yazarlardan Ben Lerner’ın “Postscript: John Berger, 1926–2017” başlıklı kısa metni bunlardan biri. Ölümünden az önce Kate Kellaway’in kendisiyle yaptığı röportaj da böyle: “John Berger: ‘If I’m a storyteller it’s because I listen’”. Lefebvre’den beslenen çalışmalarıyla bilinen, Berger hakkında da bir kitabı olan kentsel coğrafyacı Andy Merrifield’in metni ise bunların en iyilerinden: “Good to Know You!

***

Manifold da John Berger’le —sanat tasarım öğrencilerinin genellikle başına geldiği gibi— Görme Biçimleri’yle değil, —bir romanseverin başına gelebileceği gibi— bir hikâye anlatıcısı olarak tanıştı. 1984 yılında, Tomris Uyar çevirisiyle İletişim Yayınları tarafından yayımlanan, bol ödüllü ve tartışmalı, G. romanı bu sekmelerin yazarı için sığınılacak yerlerden biri oldu. Sığınak, bir ‘insan türü’ olarak köylülüğün yok oluşunu konu edinen Into their Labour üçlemesinin, Domuz Toprak, Bir Zamanlar Europa’da ve Leylak ve Bayrak’ın Murat Belge & Taciser Belge ikilisinin çevirileriyle genişledi. 1970’lerden itibaren İngiltere’yi terk ederek hayatını Alpler’de bir dağ köyünde geçiren Berger, şunları yazıyor Domuz Toprak’ın hemen girişinde: “Bir okur sorabilir: Yazarın yazdığı yer ve insanlarla ilişkisi nedir?… …Ben bir köylü değilim. Ben yazarım: yazılarım hem bir bağlantı hem bir engel… …Yazma edimi, hakkında yazılan yaşantıya yaklaşma ediminden başka bir şey değildir: tıpkı, umarım ki, yazılı metni okuma eyleminin de bununla karşılaştırılabilir bir yaklaşma edimi olması gibi… …Yazmanın hareketi, dokuma tezgâhındaki mekiğin hareketine benzer: tekrar tekrar yaklaşır ve geri çekilir, kapanır ve kendi mesafesine çekilir. Ama bir yazma hareketinin mekiğe benzemeyen yanı, onun gibi bir çerçeveye sabitleştirilmiş olmamasıdır… …Benim köylüler hakkında yazmam, hem beni onlardan ayırıyor hem de beni onlara yaklaştırıyor."

Susan Sontag ile aşağıdaki konuşmasının bir yerinde ise, “bir hikâye, her zaman bir kurtarma operasyonudur” diyor. Televizyon yayıncılığının ‘yıldızının parladığı’ nadir anlardan birinde, 1980’lerin başında Channel 4 kanalının Voices programında Berger, Susan Sontag ile hikâye anlatıcılık üzerine tartışıyor:

“To Tell a Story”,
Susan Sontag & John Berger, 1983,
süre; 01:03:53

***

G.’nin gündeme geldiği 1972 yılının Ocak ayında, yönetmen Mike Dibb ile birlikte BBC için yaptığı dört bölümlük Görme Biçimleri belgeseli yayınlanır. Bafta ödüllü, televizyon tarihinin en etkili sanat programlarından biri olan belgesel, sanat tarihçisi Kenneth Clark’ın 1969 yılında yine BBC için yaptığı 13 bölümlük Civilisation belgeseline bir tür cevaptır. Kültür ürünlerini basitçe tekil dâhilerin yaratımı olarak okuyan; sanat ve kültür tarihinin tartışmasız, klasik kanonunu bir kez daha ortaya koyan Clark’ın belgeseli, pahalı ve gösterişli bir filmdir. Civilisation’un uluslararası prodüksiyonu ve çekimlerinin tersine, Berger Görme Biçimleri’nin çekimi sırasında evi ve BBC stüdyoları arasındaki mesafeden daha fazlasını katetmez. Aynı yıl belgeselden yola çıkarak hazırlanan ünlü kitabın bir yerinde “bir resmin aynı biçimde iki kez görülemeyeceğini” yazan Berger için, klasik anlamlı bir kategori değildir. Klasik kanon kavramı ortadan kalktığında, görsel imgenin anlam ve değeri ancak belirli bir çerçeveye yerleştirilmesiyle —okunmasıyla— ortaya çıkar; her John Berger metni de bunu yapar. Zaman-mekândan bağımsız, her zaman değerli olanın disiplini sanat tarihi için bu bir rezalettir. Diğer bir ünlü sanat tarihçisi Norbert Lynton, Görme Biçimleri’nin klasikleri temelsizleştirdiğini iddia eder —oysa Berger’ın yaptığı klasikleri klasik yapacak ortak temelin zaten olmadığını göstermekten fazlası değil. Lynton, Berger’ı eleştirirken, yine ‘iyi yazar ama’ argümanını kullanır: “Sıklıkla Berger’e inanamıyorum… Metinlerinden apaçık belli ki, duyarlı bir insan, pek çok açıdan bilge ancak siyasi görüşlerini göstermek için sanat hakkında yalan söyleyebilecek birisi.”

Ways of Seeing, 1972,
4 bölümün tamamı,
süre: 01:57:31

Görme Biçimleri’nin hemen başında şöyle yazar Berger: “Bizi saran dünya içindeki yerimizi görme kurar; bu dünyayı sözcüklerle açıklarız, ama bu durum dünya ile sarılmış olduğumuz olgusunu yok edemez. Gördüklerimizle bildiklerimiz arasındaki ilişki hiçbir zaman sabit değildir.” Berger’ın ölümünden sonra yazılan ‘ama’lı anmaların nedeni bu cümlelerde kendini gösterir. Berger başa beladır: Sadece klasikleştiriciler için değil, ‘tarihin doğru tarafında’ durduklarını iddia edenlerin tümünün zeminini ayakları altından çeker. Önemli bir tasarımcı olmanın ötesinde, iyi bir tasarım yazarı da olan Michael Rock Ways of Seeing hakkındaki kısa metninde çarpıcı bir saptama yapıyor: “Herkes, sayısal mecraların basılı mecraları bozmasından söz ediyor. Tersine bir senaryonun da ilginç olduğunu düşünüyorum: Sayısal olarak başlayan ama asıl izleyicisini basılı mecrada bulan bir şey [Ways of Seeing].”

***

1975 yılında, fotoğrafçı Jean Mohr ile birlikte, ‘bir hikâye kurtarma operasyonu’ olarak okunabilecek Yedinci Adamı yayımlar. Kitabın önsözünden: “Göçmen işçinin deneyimini betimlemek ve bu deneyimi onun çevresiyle —hem tarihsel hem de fiziksel olarak— ilişkilendirebilmek içinde yaşadığımız anda dünyanın siyasi gerçekliğini kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde kavramaktır. Konu Avrupalı, anlamı ise küreseldir. Teması ise özgürlüksüzlüktür [unfreedom].” Kasım 2016’da Jean Mohr, Berger’le dostluklarının 50 yılını kutlayan bir kitap yayımlar.

***

Tasarımcı Richard Hollis’in, Berger’ın üretiminde önemli bir yeri var. 1960’larda, Berger’ın da yazdığı New Society dergisinin sanat yönetmenidir Hollis. Sonrasında G., Ways of Seeing ve A Seventh Man’in de ilk baskılarını tasarlayacaktır. Umut Altıntaş da Görme Biçimleri’nin tasarımı hakkında Manifold’da yazmıştı.

A Seventh Man, John Berger,
tasarım: Richard Hollis,
kaynak: richardhollis.com

***

1970’lerde John Berger, yönetmen Alain Tanner ile işbirliği içindedir, onun için senaryolar yazar. Tanner’in 1976 yılında çektiği 2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus’un [Jonas Qui Aura 25 ans En l’an 2000] Türkçesinin yayıncısı Metis’in web sitesinde kitaptan şu alıntı yer alıyor: “Bu yüzyılla ilgili büyük kehanetler siyasal ve devrimci nitelikteydi. Bu kehanetlerin Batı Avrupa’da ve ABD’deki son anı 1968’di. Bu kehanet gerçekleşmedi. Büyük kehanetlerin tehlikesi megalomani ve kimi zaman onunla birlikte kendini gösteren sorumsuzluk, bir de birdenbire gelen düşkırıklığıdır.” Filmden aşağıdaki bölümde, tarih öğretmeni Marco sınıfa zaman kavramını anlatıyor:

2000 Yılında 25 Yaşına Basacak Olan Yunus, Alain Tanner, 1976,
fragman, süre: 08:30

***

The Seasons in Quincy: Four Portraits of John Berger ise, Berger hakkında dört kısa filmden oluşan bir belgesel. Berger ile dostluğu bilenen Tilda Swinton’ın —ki kısa filmlerden birinin yönetmeni de o— öncülüğünde çekilen filmin prodüksiyonu Birkbeck Koleji’nde yer alan ve lisansüstü sinema öğrencilerine eğitim, destek ve teknik imkân veren Derek Jarman Lab tarafından yapıldı.

The Seasons in Quincy, 2016, trailer,
süre: 01:34

The Seasons in Quincy: Four Portraits of John Berger’ın çekimlerinden bir ‘ekstra’; John Berger, Tilda Swinton, desen ve sohbet:

Hung in Time,
John Berger & Tilda Swinton, süre: 04:43

***

Kendisi de ayrı bir ‘fenomen’ olan Hans Ulrich Obrist, John Berger ile konuşuyor. Konuşmanın ötesinde, iki kuşak entelektüel arasındaki —her türden— fark üzerinde düşünülmeyi hak ediyor:

John Berger in conversation
with Hans Ulrich Obrist,
süre: 25:56

***

2016 tarihli, Berger’ın 90. yaşını, sanatını, hayatını kutlayan bir BBC belgeseli. Katarakt ameliyatı, görmek, yazmak, resim, motosiklet, köylülük, çiftçilik, Alpler, doğa, Spinoza, dostlar ve konuklar; Simon McBurney, Michael Dibb, John Cristie, Jean Mohr, Selçuk Demirel ve çocuklarından ikisi, film eleştirmeni Katya Berger ile ressam Yves Berger ve başrolde bir kez daha hikâye anlatıcısı rolünde John Berger. (Güncelleme 27/08/2017: Belgesele artık YouTube üzerinden ulaşılamıyor. Top Cinemas’da çevrimiçi izlemek veya indirmek mümkün. Ücretsiz embed edilebilir olduğunda yeniden burada olacak.)

John Berger or The Art of Looking,
yön. Cordelia Dvorák, 2016, süre: 54:29,
filmden kare, kaynak: IMDb

***

Günümüzde üniversite, müze, arşiv ve kitaplıklar, büyük bedeller ödeyerek ‘önemli’ insanların terekelerini topluyor; kültür kurumları için gündemde kalmanın, ‘önemli’ olmanın yollarından biri bu. Yanlış anlaşılmasın, arşiv ve arşivlerin kamusala açılması kuşkusuz önemli. Ama, öldükten sonra da para etmeye devam ettiğimizi de unutmanın anlamı yok. Ölümünden birkaç yıl önce, Berger tüm terekesini British Library’e bağışladı; henüz online erişilemiyor, ancak web sitesinde daha başlangıç aşamasında olan bir John Berger indeksi var. Bir de, kitaplığın çağdaş el yazmaları uzmanı Jamie Andrews’ın John Berger’ı Alpler’de ziyareti, Berger’ın evinde arşivi toparlaması, teslim alması ve genelde Berger’ın köyü hakkında notlarını içeren podcast dizisi var.

Öldükten sonra, sadece para etmeye değil hikâye anlatmaya da devam ediliyor. John Berger arşivinde, belki günün birinde ortaya çıkacak kimi tam kimi yarım hikâye ipuçları olduğunu duyduk: Berger ve Tom Waits arasında yarım kalmış bir işbirliği, Ken Loach ve Sally Potter gibi sinemacılarla yazışmalar ve Ardèche postacısı Facteur Cheval ve ideal sarayı hakkında kapsamlı bir metin… Bekliyoruz.

Bülent Tanju, John Berger, okumak, Pazar Sekmeleri, yazmak