Pazar Sekmeleri:
Media Day

The Gutenberg Galaxy: The Making of Typographic Man (1962) ve Understanding Media (1964) yayımlanalı 50 yılı geçti. Marshall McLuhan, kabaca iki şeye dikkat çekiyordu. Bunlardan ilki, mecraların [media] basitçe mesajları taşıyan kaplar ya da dünyayı kaydeden cihazlar olmadıklarıydı. Tersine, medya mesajın ortaya çıkışında etkin bir rol oynuyor, dünya hakkında gerçeklik önermelerini çeşitli medya dolayımıyla medya kullanıcıları üretiyordu. Başka bir ifade ile, ancak medyayla, belirli bir medya dolayımı ile gerçekleşen pratikler ile düşünülüyor. Dolayısıyla, Gutenberg Galaksisi: Tipografik İnsanın Teşekkülü bu bağlamda anlamlı: Modern insan, basılı metin dolayımıyla, McLuhan’ın kullandığı ifadeyle basılı metni gövdesinin uzantısı hâline getirerek dünyasını ve kendisini kuruyordu.

“The Machine that Made Us”, süre: 59:00

Yine McLuhan’ın öğrencisi olan Walter Ong’un yazılı kültürün içselleştirilmesi olarak betimlediği bu süreç, en genel anlamıyla bilginin üretimi, depolanması, tüketilmesi ve yayılması bağlamında sözlü kültürden radikal bir kopmaya işaret ediyordu. Zaman-mekânsal bir yoğunlaşma, bir tür eş zaman-mekânsallığın ortaya çıkması anlamına gelen Gutenberg Galaksisi, insanlığın büyük potansiyeline işaret ediyordu. Bir araya gelmesi olanaksız ya da iyi olasılıkla belki yüzyıllar alacak, farklı zaman-mekânlarda üretilmiş farklı düşünceler/ifadeler, kasabanın haftalık pazarına seyyar kitap satıcısının çuvallarıyla geliyordu. Üstelik, eskiden sadece çok küçük bir azınlığın sahip olduğu okuma yazma becerisi ile kitap sahibi olma ayrıcalığı yıkılıyor, bilginin üretimi, depolanması, çoğaltılması, tüketilmesi ve yayılması demokratikleşiyordu. Belki daha da önemlisi, ‘hocanın’ bedensel varlığından ve dolayısıyla otoritesinden ayrılamayan sözlü bilginin yerine, ‘hocanın’ kitabı geçiyordu: Okuyucu istediği gibi ‘okuyabilir’, ikna olmazsa ‘hocaya’ yapamayacağını kitaba yapabilir, pencereden sallayıp çöpe atabilirdi.

Adını manzara ressamı Claude Lorrain’den alan “Claude camı” ya da “siyah ayna”, 18. yüzyılın sonuna doğru medya ile kurulan toplumsal ilişkinin karmaşıklığına ve sofistikasyonuna işaret eder gibidir. İç ya da dış bükey olabilen ve özel Claude Lorrain tonlarında sırlanan ayna, McLuhan’ın sloganını (medium is the message) 200 yıl kadar önceler.

Claude Glass (kaynak: drawingchamber)

Manzaranın, olduğu gibi değil, Claude Lorrain’in resimlerindeki gibi görülmesini ve resmedilmesini sağlayan ayna, üst sınıf turistlerin sevdiği bir yolculuk aksesuarıdır. Ve, teknolojik ilerlemeciliğin bir uzantısı olan varsayımın tersine, mecralar birbirlerini tasfiye edip, birbirlerinin yerine geçmez. Tersine, her mecra her zaman yeni kullanımlara, kullanıcılara ve potansiyellere açıktır.

“Claude Glass, a Mirror with Memory”,
süre: 02:45
“Scene: A New Way of Looking”, süre: 03:42

McLuhan’ın medya okuması sadece uzak geçmişe yönelik değildi. Gutenberg Galaksisi’ne, 19. yüzyıldan itibaren yoğunlaşarak artan farklı medya teknolojilerinin de eklenmesiyle birbirleriyle etkileşen, iç içe geçen bir galaksiler sistemi, daha iyi bir ifade olan Appadurai’nin kavramsallaştırmasıyla, öncekilerle kıyaslanamayacak karmaşıklıkta bir mediascape ortaya çıkmıştı. Görüntü, ses, hareketli görüntü, sesli hareketli görüntü, telefon, telsiz, telgraf ve 20. yüzyılda bunlara eklenen radyo ve televizyon…

Bilinen en eski ses kaydı: bir Fransız halk şarkısı “Au Clair de la Lune”, 1860.

Günümüze ulaşmış en eski film:

“Roundhay Garden Scene,
Louis Le Prince”, 1888, süre: 01:05

Dahası, artık epeydir var olan bu sofistike mediascape, Gutenberg Galaksisi’ne eşdeğer başka bir devrimin eşiğindedir: Elektrik ve elektronik teknolojileri (siz sayısal devrim diye okuyun) mediascape’in potansiyelini, daha önce hiç olmadığı kadar artıracaktır: Daha fazla ve hızlı üretilecek, daha çok depolanacak, sınırsızca çoğaltılabilecek, daha fazla ve hızlı tüketilecek ve daha hızlı ve uzun mesafeye yayılacaktır. Üstelik, artık ‘hocanın’ otoritesi tamamen silinmiş gibi görünmektedir; kitap ile kıyaslandığında, yeni medya teknolojileri iki yönlülüğe çok daha açıktır. Ancak ‘okunarak’ dönüştürülebilen basılı metnin yerini, kendisini açık uçlu yeniden yazılabilir elektronik metne bırakmaktadır.

“The Future of Man in the Electric Age”,
süre: 16:11, Marshall McLuhan Speaks Special Collection

Popülarite ve aforizma düşkünü McLuhan, medya kuramını neredeyse, reklamcılık ve popüler kültür tarafından soğurulan, iki slogana sığdırdı: medium is the message ve global village. Bilgi üretimi, kültür ve en genel anlamıyla insanlık durumuna etkileri bağlamında medyanın nitelikleri üzerine yazdıkları hâlâ önemli. Ne var ki, siyasi ilgisizliği ve naifliği sadece medya teknolojilerindeki değişimin toplumsal sorumluluk, ötekine tahammül ve insan potansiyelinin gerçekleşmesi anlamında pembe bir küresel köy imgesiyle yetinmesine yol açtı. Her mecra gövdemize eklenen önemli bir uzantıdır hiç kuşkusuz; ancak bu mecra ile yapılabilecekler ve mecranın kullanım değerinin nasıl ortaya çıkacağı da belirsiz ve açık uçlu. Bir anlamda, öneminin tersine, web çağını öngören ve bugünü olduğu gibi olumlayan bir fütürist etiketine sıkışmasında, McLuhan’ın kendi payının çok olduğu söylenmeli.

Söz konusu eleştiri, genel olarak post-yapısalcı olarak etiketlenen, siyaseten angaje başka bir grup düşünürün üretiminde gerçekleşti. Etiketler dünyasında post-yapısalcı olarak anılmayan, ancak onlarla ilişkileri bizce güçlü bir düşünürün, Henri Lefebvre’ün McLuhan’ın anlattıklarına katacağı çok şey var gibi görünüyor. Belki 1960’lardan itibaren medya ile pratiklerin ilişkisi ve bu pratiklerin zaman-mekânsallığı üzerine düşündüğü, belki siyasi angajmanı ya da bu ikisinin bir aradalığı Lefebvre’ü McLuhan’ın naifliğinden uzak tutar.

Ölümünden sonra, 1992 yılında yayımlanan Rhythmanalysis kitabı, ama en çok kitabın “Media Day” başlıklı bölümü bu eleştiriye ilişkin birçok ipucu veriyor. Kitabın bir yerinde şöyle yazıyor Lefebvre: “Zaman-mekân ve zaman-mekânın kullanımı hakkında şiddetli ve karanlık bir mücadele vardır.” Ancak bu mücadele görülmediği takdirde, teknolojinin basitçe değişimi ile ortaya çıkacak pembe küresel köy imgesi üretilebilir, teknoloji kendisi için kutlanabilir. Oysa, der Lefebvre, sanki gündelik hayatın rutini yeterince uzun değilmiş gibi, yeni mediascape geceyi de parça parça yer; zaman-mekânı çalışma günü geceyi de, haftayı da kapsayacak biçimde yeniden organize eder. Lefebvre’ün media day dediği şey budur; başı sonu olmayan, zaman-mekânı boşluksuz, 7/24 işgal eden, kesintisiz süre: McLuhan’ınkinin tersine hayli karanlık bir küresel köy. Onun kavramlarıyla, olası başka varoluşları [presence] kapatan, bitimsiz bir şimdi ve burada mevcut olana [present] hapsolmaktır bu.

Amsterdam Üniversitesi, Yeni Medya öğrencilerinin Rhythm of Capitalism Reading Henri Lefebvre’s Rhythm Analysis blogu Lefebvre’ün temalarını mesele edinen pek çok video içeriyor.

“Rhythm of Everyday Life”, süre: 02:47

Sorularını buradan yola çıkarak sorar Lefebvre: 7/24 talep edilenler uyarınca eylemde bulunarak, bu taleplere yetişmeye çalışarak başka hangi varoluş biçimleri ihmal edilmiş olur? Bu ritmin sürdürülmesini hangi ilgiler sağlar? Peki neler bozar bu ritmi? Bu koşulları hangi türden zaman-mekân düzenlemeleri değiştirir? Bu hiçbir gölge ya da ötekilik, farklı zaman-mekânsallık tahayyülü içermeyen bir yok-zaman-mekân; kapatılamayan, hep açık kalan bir aydınlatma elemanıdır. Sürekli bir göreve/işe/talebe uygunluk hayatı, aynı zamanda bitimsiz bir tatminsizliktir. Monoton bir zaman-mekânda, can sıkıntısına, hayale, kuruntuya yer yoktur: Bir verimlilik ve hız mantığı dalgınlık, tereddüt ve düşünceyi imkânsız kılar. Zihinler, türdeşleştirme ve hızlanma sonucu çalışamaz, dünyaya ilişkin bir gerçeklik önermesinde bulunamaz hâle gelir. Yanlış anlaşılmaya imkân vermemek için eklemek gerekiyor: McLuhan’ın tersine, Lefebvre için sorun kendiliğinden kötü/karanlık olan medya teknolojisinde değildir. İnsanın uzantılarıyla kurduğu –scape’te, zaman-mekân organizasyonundadır.

İnternet, 2015 (kaynak: The Opte Project)

7/24 zaman-mekânı kolonize eden kesintisiz süre, iktidarını sayısal medya teknolojileriyle kurar. Aynı teknolojiler kendi zaferlerinin anıtını da diker: Internet Live Stats. Bu kendinden —haklı olarak— çok emin istatistik sitesi, ‘7/24 nicel şimdiyi’ görselleştirmek için kullandığı Single Unit Isotype yazılımının, Andy Warhol’un dizisel sanat üretimine benzer sanatsal bir nitelik taşıdığına inanıyor. Güçlü ve haklılar.

Internet Live Stats’ten
ekran görüntüsü [12/11/2016]

Ne var ki, Lefebvre’ü bir kez daha hatırlamak gerekiyor: “Zaman-mekân ve zaman-mekânın kullanımı hakkında şiddetli ve karanlık bir mücadele vardır.” Bu anıtın arkasında da, bitimsiz ve 7/24 bir mücadele var. Belki de, zaman-mekânın organizasyonuna ilişkin bütün mücadele bundan sonra burada, sayısal medyada olacaktır. Dediğimiz gibi, haklılar.

Digital Attack Map’ten
ekran görüntüsü [12/11/2016]

McLuhan’ın pembe küresel köyünde, kullanıcısı ile etkileşim içindeki elektronik medya galaksiler sistemi bilgi akışında demokratikleşme, gerçeklik önermelerinde çoğalma getiriyordu. Bunu bir tür editoryal zenginleşme olarak görmek mümkündü. Farklı mecralar ve onların editörleri farklı vurgularla bilgi/haber/enformasyon demetleri oluşturacak, giderek her bir özne kendi mecrasını kullanarak (Facebook, Tumblr, WordPress, Twitter, Instagram vb.) kendi demetini üretecekti. Bu bağlamda, her bir demetin zaman-mekânda bir kesinti, yeni bir organizasyonel müdahale olabileceğini söylemek mümkün. Dünya Arap Baharlarıyla dönüşecekti. Ama öyle olmadı; tersine, sayısal teknolojiler öncesi medya dünyasının —hiç de parlak olmayan, ama yine de var olan— editoryal kesintileri de tasfiye oldu. Bilgi/haber/enformasyon demetleri, kendisini hiçbir editoryal etkisi yokmuşçasına sunan sayısal algoritmalara terk etti; bir kez daha 7/24’ün zaferi.

Manifold ekibinin her zaman yaptığını yapalım, kesinti umudunu sanat pratiklerine taşıyalım. Modern sanat kendi medyasını dert edinmesi ile tanımlanabilir. Özellikle son yıllarda, Lefebvre’ün media day’ini mesele edinen işlere rastlanıyor. Bunlardan ikisi, 24 saat süren iki video işi. İlki, Douglas Gordon’un 24 Hour Psycho isimli video yerleştirmesi. Hitchcock’un aynı isimli 109 dakikalık filminin tam 24 saate yayılmasından oluşuyor.

Douglas Gordon, “24 Hour Psycho” (Yerleştirme: Modern Art Oxford, 2016),
süre: 04:42

Diğeri ise, Christian Marclay’in The Clock isimli video yerleştirmesi. 10.000’den fazla, zaman göndermeli film alıntısından oluşan The Clock, gösterildiği yerin zamanına senkronize ediliyor; sözgelimi filmi izlemeye saat 16:45’de başladıysanız, filmin 24 saatinin de 16:45’indesiniz. Kesintisiz zaman-mekânı, kesintiye uğratabiliyorlar mı, başka bir tartışmanın konusu. Ama en azından, bizi o tartışmaya, tereddüde sürükleyecekleri kesin.

Christian Marclay, “The Clock”,
12:04–12:07 arası 

Harry Caul, San Franciscolu bir gözetleme [surveillance] profesyonelidir ve kendi özel zaman-mekânını sakınmak konusunda, normal kabul edilmesi gereken bir mesleki deformasyon sonucu, olağanüstü dikkatlidir. En son profesyonel işinde, ekibiyle birlikte izledikleri bir çiftin konuşmalarını, Union Square’de şehir kalabalığının gürültüsü içinde, birkaç mikrofon ile kaydeder. Söz konusu kayıtları üst üste bindiren Caul, şehir gürültüsünü filtre ederek olasılıkla çiftin birbirlerini duyduklarından daha iyi bir ses kaydı elde eder. Yaptığı kaydın, kalabalıkta kendilerini güvende hisseden çiftin başına yol açabileceklerinin ötesinde, kesintisizliğinden dolayı kafayı sıyırır. Evine gider, pikabına başka bir kayıt —bir caz plağı— koyar ve saksafon çalar. Kendisinin de kaydedildiği paranoyasıyla tüm evi altüst ederek kayıt cihazı ve mikrofon arar. Bulamaz, yine saksafonunu çalar. 

Francis Ford Coppola, The Conversation, 1974, final sekansı, süre: 07:31

Etkileyici filmin, etkileyici final sekansı iki türlü okuma güzergâhı veriyor:
1) 7/24’ten kaçmak için sığınılacak yer sanat, Caul örneğinde caz müziğidir.
2) Caul, mikrofon ya da kayıt cihazı bulamamıştır, çünkü cihaz tahrip etmediği tek şeyde, saksafonda saklıdır. Sığınılacak yer ve umut kalmamıştır.

Aynı soru Gordon ve Marclay için de geçerli kuşkusuz.

Bülent Tanju, Henri Lefebvre, Marshall McLuhan, media day, Pazar Sekmeleri