Jean-Louis Cohen’in Ardından
SON:
Jean-Louis Cohen.*
“Son Sözler” başlıklı kitaplar insanların son sözlerini, onların hayatına bir pencere açan farklı bir edebi tür olarak ele alır. Meslektaşların ölümünün hemen ardından yazılan ölüm ilanları ve anı metinleri de son sözler gibi kendine özgü bir yazım türüdür: Ne analiz, ne eser incelemesi, ne kişisel günlük olan, ancak bunların hepsi olabilen; olağanlaşmamış anlatım biçimlerini, duygusallıkları mazur gören farklı bir makale yazım şeklidir. Bir yazar meslektaş hakkında ölüm ilanı yazmak, kişinin kasıtlı olarak yabancı konumundan, eleştirel ve analitik zihninden uzaklaşması, insan ilişkilerine ve yakınlığına kendini kaptırması anlamına gelir. Bu sadece bir yazarın başka bir yazarın eserini yorumlaması değil, kişisel karşılaşma ile akademik okumayı birleştiren ilişkisel bir anlatıdır. Bir başkasının eserini okumanın aslında iki insan arasındaki bir karşılaşma olduğunu hatırlatır. Tüm akademik sözlerin arkasında yaşayan, düşünen, ağlayan, gülümseyen, yargılayan, seven, nefret eden bir insan olduğunu fark ettirir. Ölüm ilanı yazıları bir geçiş türüdür: Bundan sonra bir insanın eserleri ve etkileri hakkında hep geçmiş zaman kullanılacaktır. Bir anlamda son söz, diğer anlamda ilk söz olan bu yazılar, yoğun kayıp ve üzüntü duygusuna rağmen yaşamanın, yazmanın, üretmenin, yaşayan, yazan ve üreten bir insanla anılar biriktirmenin ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğunu doğrulayan, yaşamı onaylayan bir türdür.

Manifold için hazırladığım “Jean-Louis Cohen’in Ardından” dosyası, meslektaşları ve öğrencilerinin anılarını bir araya getirerek, bu mimar ve tarihçinin mimarlık tarihine, sergilerine, eğitimine ve koleksiyonculuğuna yaptığı katkıları göstermeyi, daha özelde onun Fransa, Almanya, Rusya, Fas, ABD, Kanada, Irak, Brezilya, Somali-Etiyopya ve Türkiye’deki çalışmalarını ve etkisini anlatmayı amaçlıyor. Farklı günlerde yayımlanacak yazılar, mimarlık tarihinin pratik ve politikayla ilişkisi, detayları ve bütün resmi görmek arasındaki gerilim, sergi hazırlama ve kitap yazmanın tamamlayıcılığı ve yarışı, küresel mimarlık tarihi yazmanın önemi ve zorluğu, araştırma, öğretme ve danışmanlık yapma arasındaki birliktelik, bitmemiş projelerin akıbeti gibi konular üzerine sözler söylüyor. Meslektaşları, öğrencileri ve beraber çalıştığı kişilerin tek tek yazdıkları bu dosyada birleşerek, Jean-Louis Cohen’in çoklu uzmanlığının ve etkisinin geniş yelpazesini, çok katmanlı ve zengin yaşam mozaiğini ortaya çıkarıyor. Makaleler (biri hariç) İngilizce ya da Fransızca kaleme alındı ve benim tarafımdan Türkçeleştirildi. [Esra Akcan]

***

“Neredeyse bir toplama kampında doğdu.”

Jean-Louis’i 1986 baharında, ikimiz de Batı Berlin’deki Bilim Enstitüsü’nde (Wissenschaftskolleg zu Berlin) mimaride tarihsel avangart üzerine bir konferansa davet edildiğimizde tanıdım. Gençtim ve tezimin ikinci bölümünü yazıyordum, bir kısmını orada sundum. Çok daha olgun, daha başarılı, kendini daha bulmuş, hatta hiç kaybolmamış gibiydi. Sanırım çok küçük yaşlardan itibaren yaşının ötesinde davranmıştı. Bir noktada, daha da yaşlı kuşak, Nazi rejimiyle herhangi bir biçimde işbirliği yapmış mimarlar üzerine araştırma yapılıp yapılmaması gerektiği konusunda bir tartışmaya girdi. Yakın zamanda Peter Behrens’in de bu isimler arasında yer aldığının ortaya çıkması, Stanford Anderson gibi akademisyenlerin onun hakkında çalışma yayımlamayı reddetmesine yol açmıştı. (Anderson sonunda geri adım attı ve tezine dayanan Behrens kitabını 2000 yılında yayımladı.) Jean-Louis bu konuda muhalefetini çok güçlü bir şekilde dile getirdi. “Neredeyse bir toplama kampında doğduğunu” belirterek duruşunu ortaya koydu ve işbirlikçiler hakkında konuşmaktan kaçınamayacağımızı, aksi takdirde modern mimari hakkında herhangi bir araştırma yapamayacağımızı ileri sürdü. Bu son yıllarda Le Corbusier’yle ilgili olarak da sürdürdüğü bir duruş.

“Neredeyse bir toplama kampında doğmuş” ifadesi aklımda kaldı ve neredeyse kırk yıl boyunca birçok kez ve ölümünün yıkıcı haberinin ardından bir kez daha su yüzüne çıktı. Ama bu ne anlama gelebilirdi? Annesi zaten Auschwitz’de hamile miydi? Kurtuluştan kısa bir süre sonra mı doğdu? 1949 doğumlu olduğunu ancak yayına giren ilk ölüm ilanlarıyla öğrendim. Düşündüğümden çok daha genç! “Neredeyse bir toplama kampında doğması”, annesi aracılığıyla Holokost’un ve hayatta kalmanın büyük travmasını yaşamış olduğu anlamına geliyordu. Bu onu zamanından önce yaşlandırmış, daha sorumlu hâle getirmiş, tüm zamanını kullanması, her şeyi emmesi, her saniyesini yaşaması için daha fazla baskı altında tutmuş olabilir. Elliden fazla kitap yayımlayıp alanında pek çok dönüm noktası niteliğinde serginin küratörlüğünü yapan, mimarlık arayışında bu kadar odaklanmış, bu kadar üretken, bu kadar azimli birine hiç rastlamadım.

Jean-Louis ayrıca cömertti. İnsanların tez okumalarını, savunmalara katılmalarını veya öğrencilere kendi kurumlarının dışında danışmanlık yapmalarını sağlamak genellikle zordur. Zor, bazen sıkıcı ücretsiz emektir bu. Jean-Louis böyle durumlarda her zaman oradaydı. Bir kez bile Princeton Üniversitesi’nden bir doktora öğrencisini geri çevirmedi. Bu kısmen daha fazla öğrenmeye yönelik doymak bilmez arzusunun bir sonucuydu. Bilgiye olan açlığıyla tezleri yuttu ve muazzam ansiklopedik bilgeliğiyle cömertçe katkıda bulundu. Doğu Avrupa ve Rusya gibi görünüşte ulaşılmaz yerlerde bile, her yerdeki bağlantıları aracılığıyla arşivleri açarak, ipuçları sağlayarak araştırmaları kolaylaştırdı. Jean-Louis ardından dünyanın dört bir yanında yas tutan genç akademisyenlerden oluşan bir ordu bıraktı. Haberden sonraki günlerde, hâlâ şok içinde, birkaçıyla yazıştım.

İlk olarak, şu anda Pennsylvania Üniversitesi’nde profesör olan ve 2014 Venedik Bienali’ndeki olağanüstü Fransız pavyonunda Jean-Louis’yle birlikte çalışan Vanessa Grossman’a yazdım. Mayıs ayında, Porto’da eş küratörlüğünü yaptıkları Paulo Mendes da Rocha sergisini açmışlardı. Ölümünden sadece bir hafta önce birlikte kataloğu tamamlamak için Zoom’da çalışıyorlardı. Jean-Louis çok sevdiği –olağanüstü bir bilim insanı olan annesinin Auschwitz’ten sağ kurtulduğu için aldığı tazminatla satın aldığı– Ardèche’teki aile evine gitmek için heyecanlıydı. Hayatını kaybettiği eve.

Ardından şu an New York’taki Modern Sanat Müzesi’nde (MoMA) bulunan ve Jean-Louis’in geçtiğimiz aralık ayında tez savunmasına katılarak olağanüstü tavsiye ve destekle katkıda bulunduğu Evangelos Kotsioris’le konuştum. Savunmadan sonra, tezin önemi ve aciliyeti konusunda ikna olmuş, yayımlanması için fırsatlar peşinde koşmuştu. Sonra, son zamanlarda Jean-Louis’in derslerde asistanı olan ve onun danışmanlığıyla Almanya’da arşiv araştırması yapan doktora öğrencisi olan Holly Bushman’la görüştüm. Sanki geniş ailesine ulaşıyormuş gibi onlara ulaştım, onları düşündüğümü bilmelerini sağlamak için. Jean-Louis alanımızdaki en büyük aileye sahipti muhtemelen.

Berlin’deki konferanstan sonra baş başa uzun bir akşam yemeği yemiştik ve Jean-Louis ertesi gün Doğu Berlin’e gitmemizi önermişti. 1970’lerin sonlarında gitmiştim Doğu Berlin’e, yine erken ve ani bir şekilde aramızdan ayrılan Barselona’dan profesörüm Ignasi de Solà-Morales’e. Jean-Louis’yle Checkpoint Charlie’yi geçtik ve Mies’in Lemke’deki evini aramaya çıktık. Bu gezi yaz boyunca yeniden canlandı; İspanya’da sahilde Christa Wolf’un One Day a Year: 1960–2000 [Yılda Bir Gün: 1960–2000] adlı kitabını okurken, onun günlüğünde öylesine güzel betimlediği Doğu Berlin’i Jean-Louis’yle yaptığımız gezide edindiğim izlenimlerle bağdaştırmaya çalıştım. Boş, gri bir şehir. Öğle yemeği yediğimiz devlet lokantasının resmiyeti, itinalı giyinmiş garsonlar, bizden başka kimsenin olmadığı, belki de uzak bir masada birkaç kişinin daha olduğu mekân, berbat yemekler, lüks, yozlaşmış hizmet, nereye gidersek gidelim izlenme ve dinlenme duygusu. Jean-Louis kendi ortamındaydı. Şehri iyi tanıyordu; nasıl hareket edeceğini, nereye gideceğini biliyordu. Almancası elbette kusursuzdu. Dünyadan olabildiğince çok şeyi yutmak istercesine pek çok dili konuşan bir poliglottu o.

Jean-Louis Cohen,
Ludwig Mies van der Rohe

(Basel: Birkhäuser, 2018 [1994])

1986 yılı aynı zamanda Jean-Louis’nin, Le Corbusier’nin doğumunun yüzüncü yıldönümü için Bruno Reichlin’le birlikte küratörlüğünü yaptığı Centre Pompidou’daki sergiye eşlik eden Le Corbusier: une encyclopedie [Le Corbusier: Bir Ansiklopedi] adlı devasa katalog için yazmam üzere beni davet ettiği yıldı. O yıl başıma o kadar çok şey geldi ki Jean-Louis’nin sıklıkla merkezinde olduğu bir patlamaydı adeta. O dönemden beri akademik ve kişisel yollarımız defalarca kesişti. New York şehir merkezinde sadece bir blok mesafede yaşıyorduk. Önce Le Corbusier’ye, sonra da Mies’e olan ortak ilgimiz bizi buluşturuyordu. İkimiz de Los Angeles’taki “Yüzyıl Sonu” [End of the Century] sergisine ve kataloğuna dahil olduğumuzda, zıt kutuplardan tek bir kelime konuşmaksızın işbirliği yapıyormuşçasına, Jean-Louis yüzyılı temsili olarak gökdeleni seçti, ben ise müstakil evi. Başka bir bağ, savaşa olan ortak saplantımızdı. Architecture in Uniform [Üniformalı Mimarlık, 2011] adlı eseri bir güç gösterisiydi. Hazırlıkları sırasında Princeton öğrencilerini Pentagon’a götürmeyi başardı. Aynı şekilde, Frank Gehry üzerinde çalışırken, öğrencilerini Gehry’nin çalışmalarını görmeleri ve onunla konuşmaları için Los Angeles’a götürdü. Bu da ortak noktalarımızdan biriydi; Ignasi de Solà-Morales’ten öğrendiğim bir şey: Öğrencileri sınıftan çıkarıp dünyaya götürmeniz gerektiğine dair derin inanç.

Fiziksel olarak, Jean Louis cüsseli görünürdü. Neredeyse bir politikacıya benzer, odaklanmış bir zihinle odalar arasında dolaşır, ihtiyacı olduğunu düşündüğü herkesle bağlantı kurduğundan emin olur, asla bir sohbette, kahkahada, alkolde tamamen kendini kaybetmezdi. Her zaman amacına sadık ve bir sonraki hamlesine odaklıydı. Çalışmadığı anlar nadirdi. Yine de duyguların aktığı özel anlar olurdu. Ardèche’deki evde yaşanan başka bir aile trajedisi sonrası, Monique Eleb ve Mark Wigley’le La Barceloneta’da geçirdiğim bir akşamı unutamam. Jean-Louis’de büyük bir incelik vardı. Bu meslektaşlıkla şefkatin karışımını ilk kez Berlin’de hissettim ve şimdiden çok özlüyorum, tıpkı onun çok geniş mimarlık ailesinin geri kalanı gibi.

* Yazarın Artforum’da yayımlanan Eylül 2023 tarihli metninden yazarın izniyle Türkçeleştirilmiştir.

Beatriz Colomina, Esra Akcan, Jean-Louis Cohen, Jean-Louis Cohen’in Ardından, Le Corbusier, mimarlık, mimarlık eğitimi, mimarlık tarihi