fotoğraflar: Işık Kaya
Tasarımcı ne biriktirir?
Neşe’nin Kartpostalları

Bu bir kartpostal koleksiyonu. Zaman içinde, bulduğum aşağı yukarı kartpostal ölçülerinde her türlü tek sayfa basılı malzemeyi toplamaya dönüştü. Tebrik kartlarının yanı sıra, galeri ve kafelerde bulduğum davetiye ve bilgi verici el ilanları da parçası oldu. Bana atılan veya benim kendime postaladığım kartlar da bulunuyor.

Koleksiyon 2004 yılında Paris’e okumaya gittiğimde başladı. Orada, restoran ve kafelerin girişinde stantlar vardı, üzerlerinde —tam hatırlamıyorum ama— on beş çeşidin üzerinde reklam amaçlı kartpostal olurdu. Ön tarafında reklam, arkasında yazı yazılabilir alan vardı. Hem grafikleri hoşuma gittiği için, hem de anı olsun diye toplamaya başladım. Diğer bir kısmını da, Fransa’ya gittiğimde, oradaki ve diğer seyahatlerimde, sevdiklerime ve bazen de kendi ev adresime gönderdiğim kartpostallar oluşturuyor. Kart sevdiğimi bilen bazı arkadaşlarım da bana gönderir oldu, böylece kartlar ve kartpostallar birikti.

Paris’te yaşadığım altı sene içinde beş ev değiştirdim ve doğrusu bu evleri değiştirirken birçok şeyi atmak zorunda kaldım, ama kartlarımın olduğu kutuyu evden eve taşıdım, böylece üzerine eklendi ve zamanla bir koleksiyona dönüştü. Türkiye’ye dönerken de yanıma aldım ve gezme fırsatı yakaladığım yerlerden yeni parçalar ekledim. Bir de, bir kısmını sonra yazar gönderirim dediğim kartların hepsi kaldı. O anda pul yapıştırmış olmam bile yetmiyor, atacak bir kutu bulamadıysam elimde kalıyor. Arkasında ev adresi yazılı, gönderilmemiş kartlar da böylece çoğaldı ne yazık ki. Postayla göndermeye niyetlendiğim ama yollayamadıklarımı elden veriyorum artık, onlar biraz mahzun biraz yarıda kalmış oluyor ama yine de geç de olsa sahiplerine ulaşıyorlar en azından.

Hindistan, Réunion adası, Singapur gibi gittiğim uzak yerlerden hem kendime attığım kartlar ile oralardaki ticari yerlerin promosyon amaçlı kartlarından topladıklarım var, hem de yine bu ülkelerdeki kitapçılardan ya duvarıma asma hayaliyle ya da birine yazmak amaçlı satın aldıklarım var. Yani aynı şehirden koleksiyonuma değişik parçalar ekliyorum. Yurtdışında yaşayan veya seyahate gitmiş arkadaşlarımın da bana kart attıkları oluyor. Paris’ten, Londra’dan gelmiş olanlar var, geçen sene Japonya’yı gezen arkadaşlarımın Tokyo’dan yazıp bana yolladıkları var. Böyle beklenmedik bir zamanda posta kutusunda bulduğum kartlar, beni çok mutlu ediyor. Hem onların seyahat anılarına azıcık da olsa ortak oluyor gibi hissediyorum, hem de bu küçücük kartın kıtalar arası yolunu bulabilmesi beni hâlâ şaşırtıyor. Bir de, kartların üzerindeki pul ve damganın güzelliği, oranın hikâyesini taşıması, bana ulaşana kadar geçirdiği mesafeler gibi bir sürü detay postayla yollanmış kartları daha özel kılıyor.

Bu merakımın biteceğini sanmıyorum, çünkü kart yazmak benim için çok özel bir şey. Ne yazık ki, artık eskisi gibi posta yoluyla neredeyse hiç yollamıyorum ama dönünce elden veriyorum. Doğum günlerini ya da diğer özel günleri düşünerek almaya devam ediyorum. Ya da üzerindeki illüstrasyonu ya da fotoğrafı çok beğenip alıyorum.

Fransa’dan gelen en eski parçalar, ailemin evinde duruyor. Küçük defterler, kâğıt, kalem ve bunlar gibi ıvır zıvırlarımla beraber Fransa’daki yuvaları olan siyah, kapaksız, mukavva bir kutuda, bir çekmece içinde duruyor. Yeni kartlar ise ofiste üç ayrı kutuda: Bir bölümü sanatla ilgili diğer topladığım broşürlerle beraber, ki bunların çoğunun boyu klasik kartpostal boyunu da aşıyor. Diğer ikisi ise, aynı boyda kutuların farklı iki renginde, biri yazmak için ayırdıklarım diğeri ise promosyon kartları. Ben de özellikle ofistekilere, iş için sık sık geri dönüp bakıyorum.

Kartların maddi değerinin olduğunu düşünmüyorum, satın aldıklarım genelde on yirmi lirayı geçmiyordur, zaten yarısından fazlası da bedava verilen promosyon kartları ve davetiyeler. Eğer puldan anlayan birisi olursa sorarım, belki ileride pullar değerlenir bilmem ki… Pek düşünmediğim ve önemi olmayan bir konu doğrusu. Toplama nedenim ya bir duygusal bağım olması ya da estetik olarak beğenmiş olmam. Uzak diyarlardan benim elime ulaşmış olmaları, ya da bana kart yazan sevdiklerimin notlarını toplamış olmak maddiyatın üstünde bir mutluluk ve —klişe olacak ama— para ile satın alınamayacak bir şey. Maddiyatın üstünde olması sanırım benim için geçmiş ve bitmiş bir zamanla ilgili olmaları. Zaman ve anılar, para ile geri dönmeyen şeyler…

Grafik tasarımla ilgili on üç yıllık bir değişime tanıklık ettikleri için, özellikle promosyon kartları ilgi çekebilir. Değişik ülkelerden toplananlar da keza öyle, geldikleri yerden tipografik ya da o ülkeye ait başka grafik unsurlar taşıyanlar var. Bunlarla ilgilenenler olursa sergilemek isterim tabii. Onun dışında, mesela Fransa’yı seven bir arkadaşıma Fransa ile ilgili parçaları hediye etmek güzel bir fikir olabilir. Ama daha kartlardan ayrılmaya hazır değilim, çünkü büyük bir bölümünü nerede, ne zaman aldığımı ya da topladığımı hatırlıyorum ve o anılara bu şekilde bağlı kalmak güzel ve değerli. Benim için küçük bir arşiv ve hafıza oluşturuyorlar ilk günden beri.

Başka birisinin kartpostal koleksiyonunu incelemek güzel olurdu. O kişinin dünyasını, geçmişini, nerelerde neleri topladığını ya da satın almaya değer gördüğünü paylaşmak ilginç olurdu. Biraz o kişinin dünyasına girip onunla ilgili bilgi topluyor gibi hissederdim sanırım. Ama itiraf etmem gerekir ki, en güzeli eski kartları okumak olurdu. Böyle notları okumanın, gizli bir şeye tanıklık etmek ya da bir define bulmak gibi heyecan verici bir yanı var…

Bir de başladığım, ama daha sayı olarak tam koleksiyon olmasa da bir koleksiyon başlangıcı diyebileceğim sticker [etiket] koleksiyonum var. O daha da eski, belki liseden beri küçük sticker’ları çok severim, içi süngerliler, plastikler, simliler, hayvancıklar, çizgi film karakterleri ya da ülke bayrakları… Ona uzun zamandır hiçbir ekleme yapmıyorum, Manifold vesilesiyle hatırlamış ve tekrar onunla ilgili de heyecanlanmış oldum, bakalım devamı gelecek mi?

{fotoğraflar: Işık Kaya}

kartpostal, koleksiyon, Neşe Nogay, Tasarımcı ne biriktirir?