fotoğraf: theilr (CC BY-SA 2.0)
Elin Araçları, Soyu Tükenen Çizim Enstrümanları
Silgi

Silgi, en çok kaybedilen ya da bir yerlerde unutulan nesne. Kalemden daha az önemli muamalesi görür hep. Sanki olmasa da olur(muş) gibi. Halbuki, kâğıtla, kurşunkalemle haşır neşir olanların vazgeçilmezlerinden biri olmalıydı ya da olmak zorundaydı. Hatta, bugün kullandıklarımız her ne kadar doğal değil sentetik üretiliyor olsa da ilk hammaddesinin elde edilme sürecinin hem ekolojiye hem de yerel halklara verdiği zararın bilincinde1 olsak hiç yanımızdan ayırmaz, bitene kadar kullanırdık herhalde. Silginin dünyamıza girişi, hatırlarsak, yine kurşunkalemle okula adım attığımız gündü.2 Yazı yazarken, işlem yaparken, çizgi çekerken her yanlış yaptığımızı düşündü(rüldü)ğümüzde hızlıca ona sarılırdık. Silerdik: Yanlış kabul edilenleri bir çırpıda hiç olmamışçasına düzeltiverdik. Belki çok büyük ve iddialı bir genelleme olacak ama bunu yapmayı, yapmamız gerektiğini neredeyse hepimiz aynı sıralarda öğrendik.

Geçmiş deneyimlerimizi biraz daha hatırımıza çağırır ve ilk eğitim yıllarımıza geri dönersek, yüksek ihtimal, o yıllarda kaç tane silgimiz olduğunu bilmediğimiz hemen ortaya çıkacak. Muhtemelen sayısız büyüklükte, renkte ve sertlikte silgi kullandık. Ortadan kayboldukça, bir yerlerde bırakıp bulamadıkça yenilerini al(dır)dık. Kaybetmemek için bazılarımız silgisini boynuna bir iple bile bağladı, gün boyu onunla beraber dolaştı. Silgiden geriye kalan artıkları toplayıp onları sıkıştırarak hamur hâline getirip yeniden silgi yapmaya çalışan arkadaşlarımız bile oldu. Aren Kurtgözü’nün de değindiği gibi silginin sosyal bir boyutu da vardı. Silgi, paylaşım, etkileşim, iletişim de demekti. Kendinizinki el altında olmayınca, başkasından ödünç almanız ve yanlışınızı temizlemek için o an kullanmanız gereken bir gereçti.

Halbuki öncesinde biz, kâğıt üzerinde istemediğimiz, kalemle bıraktığımız bir izi ortadan kaldırmanın daha pek çok yolunu biliyorduk. Silgiye mecbur değildik. En azından düzeltmenin inisiyatifi bize aitti, istersek de öylece bırakabilirdik. Nasılına dair birkaç küçük hatırlatma: Karalayıp üstünü örterdik; olduğu gibi bırakır, kâğıdın başka bir köşesinden devam ederdik; üzerine tekrar yazardık, çizerdik; olmadı, yeni bir yaprağa geçerdik.

“Silmek” kelimesi, sözlükte, bir yazıyı, bir çizgiyi kazıyarak veya sürterek yok etmek olarak açıklanıyor. Düzgün ve pürüzsüz hâle getirmek, tozlarını, kirlerini almak, parlatmak, ilişkisini koparmak, yok saymak, ortadan kaldırmak ve gidermek gibi anlamları da var.3 Tanımda yer aldığı gibi aslında kâğıt yüzeyine basınç uygulayarak eklenen bir işareti, bir katmanı silerek tam anlamıyla ortadan kaldırmak pek mümkün değil. Basit bir deney ve gözlem: Kurşunkalemle bir kâğıt yaprağına çizikler atalım ve sonra bu çizikleri silgi ile temizleyelim. Silinmiş yüzeyi, kurşunkalemi sürterek karalayalım. Ortadan kalktığını düşündüğünüz çiziklere ait izlerin, vuruş darbelerinin orada durduğunu göreceğiz. Bunun nedeni, silmenin, fiziksel bir eylem olduğu kadar kimyasal bir işlem de oluşu. Silgi, yüzeye sürtülünce adeta yapışkan bir mıknatıs gibi çalışır: Silgiyi oluşturan polimerler, kâğıdın moleküllerinden daha yapışkandır, bu nedenle grafit tanecikleri silgiye yapışır.

Kurşunkalemle kâğıda rasgele çizgiler çekme
Çizgileri silme
Karalama ve izleri ortaya çıkarma

Okula başlayınca neler olduğuna dönecek olursak, üstüne bir çizgi çekip devam etmeyi, üzerini karalamayı hemen unuttuk. Ya da yanlışı aynen bırakıp onu da içererek ilerlemekten vazgeçtik. Sanki silgi, yazı/çizim dünyamıza girince yanlışlar da çoğaldı. Öteki, farklı olan kusurlu hâle geldi. Üst üste gelmeler, birbirinin içine geçmeler, kesişmeler, süreklilikler azaldı. Okunaklılık, düzen ve tertiple birlikte gitgide temizlik ve kusursuzluk takıntısı hepimizi sardı. Yazdığımız, çiziktirdiğimiz her şey bir silsileyi takip etti, en sonunda da birbirine benzedi, pek temiz oldu.4

Vladimir Nabokov’un müsveddelerinden biri; karalama, silip üzerine tekrar yazma, başka yerinden devam etme, araya ekleme
Bilge Bal birinci sınıf ilk defter; düzen, tertip, temizlik ve onların karşılığında alınan aferin, 1992. Koyu lekeler rutubet nedeniyle sonradan oluşmuştur.

Silgiyle hayatımıza ilk giren şeylerden biri, neyin doğru neyin yanlış olduğu ise diğeri, süreç yerine sonuç ürünün kıymetli olduğuydu. Yanlışlarından dönmüş, zamansallığından arındırılmış olan en başarılı, en iyi olandı. Süreç, sanki daha önemsizdi; müsvedde ile temsil edilen, kirli, pasaklı, ‘bitmemiş’ gibi görünendi. Henüz tam tasarlan(a)mamış izlenimi veren, saklanması, üstü örtülmesi gerekendi. Bu açıdan bakınca, yazmak ve çizmek bir iddia, silgi de bir korkunun kalkanıydı sanki. Silmemek ise bir korkusuzluk, bir cüret. Evet, eğer silmemek bir tercihse, bu hem zaman hem de mekân açısından bir süreç felsefesi olarak görülebilirdi belki de. Gerçekten başkalarını tatmin etmek için değil, kendi kendini tanımaya çalışmak için sahiden şeffaf bir dili üretmeye cesaret etmenin, başka bir deyişle, kendine bakabilmenin ve hatta bu bakışa uygun bir dil bulmanın bir yolu olarak. Kendini beğenmeyen, poz vermeyen, buyurgan olmayan, fiziksel bir benzerlikten öte, bütün geçmişi, titreşimleri ve olasılıkları gözler önünde bırakan, eli hemen silgiye davranmaktan, ona dokunmaktan alıkoyan bir berraklık kastettiğim. Başkalarının istemediği, bizimse tutmayı ya da dönüştürmeyi tercih ettiğimiz işaretler elimizin, kurgumuzun ve çizgimizin tarihini ortaya çıkarma potansiyeline sahip çünkü. Her biri, bir otoportre çalışması olarak sökülmeye aday.

Open House bulutsu çizim, eskiz, 1983-92, Coop Himmelb(l)au, kaynak: FRAC
Open House, teknik çizim, 1983-92, Coop Himmelb(l)au, kaynak: Coop Himmelb(l)au

Kurşunkalemi tutmayı öğrenmek gibi silgiyi kullanmayı öğrenmek de ilk başta muhtemelen hepimiz için bir meseleydi. Hangi sertlikteki kurşunkalemi kullanacağımızı bilmek bir yana onun lekesini hangi yoğunluktaki silgi ile çıkaracağımız, silerken yaprağa ne kadar basınç uygulayacağımız… Aksi taktirde olanlar: Sileceğim derken kâğıdın yüzeyinin aşınması ve olayın yaprağın delinmesine kadar uzanması; izin daha çok yayılması ve yaprakta çıkmayacak lekeye dönüşmesi; kalmasını istediklerimizin de ortadan kalkması; mutsuzluk ve yaprağı koparıp her şeye yeniden başlama dürtüsü. Aradan koparmayalım diye numaralandırılmaya başlanan yapraklar ve yanlış yapmamaya mecbur bırakılma. Anlık, günlük, haftalık kontroller… Silgi artıklarını temizlemek ve geriye kalanları elimizle sürtüp dağıtmamak için silgiyle dünyamıza giren fırçalar… Yani, asıl yok etmek istediğimiz işaretleri yapraktan sökmeyi başarmak epey ‘profesyonel’ bir işti.

Julie Caves’in silgi, kâğıt ve kalem ilişkisi analizi, kaynak: Jackson’s

Silmek her zaman olumsuz bir eylemi çağrıştırmıyor elbette. Yukarıdaki sözlük tanımına göre, yaratıcı ve eski bir yöntem de aynı zamanda. Örneğin kazıyarak çizme, ifade etme: Ekleyerek değil, bir katmanı bir yüzeyden ayırarak, yüzeyi aşındırarak iz bırakma; arkaik zamanlardan, MÖ 30.000’den beri kullanılan bir yöntem. İlk çizim ve yazı malzemelerinden, taşlar, duvarlar, kaideler, birtakım başka sert yüzeyler… Silmenin bu yaratıcı hâli, benzer bir yöntem olarak fakat daha basit biçimde, yine ilk eğitim yıllarımızda resim dersimizde karşımıza çıkmış olmalı. Hatırlayalım. Önce, renkli mum boya ya da pastel boya ile kâğıt yaprağın tüm yüzeyi kaplanacak şekilde boyanır. Üstü tamamen başka bir renk, genelde siyah, ile boyanarak kapatılır. Sivri uçlu bir araç, bir çubuk yardımıyla, ki bu genelde mekanik kalem aksamının sabit metal ucu olur, kürdan olur, yüzeyin dokusu kaldırılmaya başlanır. Çizerken üstteki siyah doku kazınırken alttaki renkli tabaka açığa çıkar. Böylece, kazıyarak çizilir.

Kazıma tekniği

Endüstriyel bir ürün olarak silgi icat edilmeden önce, neredeyse 18. yüzyılın son çeyreğine kadar hatalı grafit işaretleri kâğıt üzerinden kaldırmanın en yaygın aracı, kabuksuz, nemli ekmek içidir. Hatta Eskidünya’da kauçuk mevcut olana kadar kurşunkalemin işaretlerini yok edecek ondan daha iyi bir madde yoktur. 17. yüzyılda yaşamış yazarlardan biri, henüz yeni bir madde olan grafit ile yazı yazmanın hazzını dile getirirken ekmeği de unutmaz: “Siyah kurşunkalemle yazın, çünkü ne zaman isterseniz beyaz ekmek kırıntıları ile silebilirsiniz.” Ucuz ve bol miktarda kullanılabilecek bu malzeme, organik olduğu için küflenme ve çürümeye karşı hassastır. Aynı zamanda kuruyup sertleşir ve bu sertlik, silerken kâğıdın dokusuna zarar verebilir. Bu nedenle, yumuşaklığını muhafaza etmek gerekir; kullanılmadığı zamanlarda ağzı kapalı bir kapta saklanmalıdır. Silme işlemi için en uygun ekmek türü, fazla miktarda yağ içermeyen taze, beyaz ekmeklerdir. Çünkü, ekmek normalden fazla yağlı olursa kâğıda leke bırakma tehlikesi vardır. Ekmek içi yumuşak olduğundan kolayca da yoğrulur; el ile istenilen biçimde, düz veya sivri, şekillendirilebilir. Şekillendirilen ekmek içi, kâğıdın yüzeyine uygun miktarda basınç uygulayarak sürtüldüğünde, kurşunkalemin istenmeyen işaretlerini yaprağın dokusuna en az zararı vererek ortadan kaldırır.

Bayatlayıp sertleşmiş ekmek içini kalem gibi kullanıp çizgi çekme, ekmek içi ile ton açma ve ekmek içi ile soluklaştırma, kaynak: Musashino Art University Art & Design Glossary

Ekmek içinin kurşunkalemle olan ilişkisi sadece yanlışı düzeltmek için değil elbette. Biraz ustalık gerektirmekle birlikte, aynı zamanda, yüzey üzerindeki grafit miktarında ince ayarlama yapmak üzere bir çizimi işlemeyi, böylece silerek ortaya çıkarmayı da sağlar. Bu yöntem daha çok karakalem çalışmalarında tercih edilir. Karalanmış yüzeye ekmek içi hafifçe bastırılarak gezdirilir. Bu gezinti, kurşunkalemin düzensiz, dengesiz ve dağınık işaretlerini pürüzsüz hâle getirir. Ayrıntıları değiştirmek, ince değişiklikler yapmak, ton farkları elde etmek,5 daha açık tonlamalar, yumuşak geçişler, bulanık efektler üretmek mümkün olur. Gazlı bez gibi yumuşak kumaşlar ve pamuk da tıpkı ekmek içi gibi silerek çizim yapmak için benzer biçimde kullanır.

Bir kumaş parçasını sürterek bir çizimi homojen, pürüzsüz hâle getirme, kaynak: Musashino Art University Art & Design Glossary

Henry Petroski’ye göre, bugün günlük hayatta kullandığımız pek çok nesnenin adı, etimolojik olarak yapıldıkları malzemeden türüyor; yani, nesne ve maddesi arasında bir süreklilik var. Bunun nedeni, ilk bakışta, keşfedene, malzeme ve nesnenin birbiri için yapılmış gibi görünmesi, o malzemenin başka bir işe yarayacağının, başka bir şekilde kullanılabileceğinin düşünülemez oluşu.6 Petroski için silginin hammaddesi olan kauçuk da böyle.7 Kauçuk, İngilizcede, ilk silgi olarak kullanıldığı için “rubber” adını alıyor: “Ovalamak, sürtmek, zımparalamaktan gelen madde; ovalayan, sürten, zımparalayan şey.” To rub, kurşunkalemin vuruşlarını kâğıttan kaldırmak için yüzeyle buluşan silginin, silme hareketinin kendisine referans veriyor.

Kauçuk, elbette, Avrupalılar Yeni Dünya’ya ayak basmasından çok önce, 11. yüzyılda, Orta ve Güney Amerika’da kullanılıyor.8 Hatta, çok daha eskiden, MÖ 1.600 civarında, Mayaların belirli ağaç özlerinden ilaç, zamk, su geçirmez giysi ve oyun oynamak için top yaptıkları da biliniyor.9 Kauçuk, doğal ve elastik bir madde. Yeni Dünya’nın tropikal bölgelerinde bulunan bir ağacın —rubber tree, hevea brasiliensis— kabuğu altında salgılanan sütlü bir sıvıdan —lateks—10 elde ediliyor. Bu öz nedeniyle ağaç, daha sonra Fransızcasının da türeyeceği caa o-chu yani ağlayan ağaç adına sahip. Boyu yaklaşık 40 metreye ulaşabilen, yaprakları tepesinde toplanmış, silindir gövdeli, humuslu ve yaş toprak seven bir ağaç. İlk defa, Avrupa’ya, Kristof Kolomb’un ikinci keşif yolculuğunda, 16. yüzyılda geliyor.11 Ancak, bilimsel anlamda daha geniş çaplı bir ilgiyle karşılanışı ve Eski Dünya’ya ilk örneklerin getirilişi, 18. yüzyılın ortasını buluyor.12 Fransız biliminsanları Charles Marie de la Condamine ve François Fresneau, 1736’da Güney Amerika’ya yaptıkları bir gezinin raporunda, doğal kauçuk ve kauçuktan yapılmış ürünlere ait gözlemlerinden bahsediyorlar ve Fransızca caoutchouc —Türkçede kauçuk— olarak nitelendirdikleri bu maddeyi bilimsel olarak tanımlayıp Avrupa’ya tanıtıyorlar.13

Kauçuğun silgi olarak kullanılabileceği ilk kez, 1752 yılında Jean de Magellan tarafından öneriliyor ve bu öneri, Fransız Bilim Akademisi tutanaklarına geçiyor. 1770’de İngiliz kimyager Joseph Priestley, kauçuğun kalem izlerini sürterek ve aşındırarak çıkarma marifetinden dolayı rubber olarak anılmasını teklif ediyor. Priestley, Familiar Introduction to the Theory and Practice of Perspective kitabında da, üç şiline, kâğıt üzerindeki kurşunu temizlemek için uzun süre kullanılabilecek ve yaklaşık yarım inç uzunluğundaki (1.27 santimetre) bir küp parçayı nereden satın alabileceklerini okuyucularına söylüyor: Bay Nairne.14 Kitapta bahsi geçen, kauçuğun Avrupa’daki ilk pratik uygulamasıdır. Mühendis Edward Nairne’nin, bir buluş yarışması için geliştirdiği ve ilk geniş çapta pazarlanabilecek silgi. Nairne, eline yanlışlıkla bir parça ekmek yerine kauçuğu alır, onun temizleme özelliğini keşfeder ve doğal kauçuğu silgi olarak satmaya başlar. 1772’de ticari bir ürün olarak silgi, Avrupa’ya yayılır.

Nairne’nin silgisinin bazı sorunları vardır: Kullanırken kolay dağılır ve ufalanır, hatta yok olur; hava koşullarına, özellikle sıcağa karşı hassastır ve hayli kötü kokar. İlk silginin üretiminden yaklaşık 50 yıl sonra, Charles Goodyear, 1839’da kauçuğu volkanizasyon adı verilen bir yöntemle iyileştirir. Kauçuğu yüksek sıcaklık ve kükürtle işler. Böylece, sertleştirerek elastikliğini ve dayanıklılığını artırır. Silgi tarifinin içine başka bileşenler de eklenmesi çok zaman almaz: Kauçuğa kolay şekil vermek ve içeriği bir arada tutmak için bitkisel yağ, aşındırıcılığını artırmak için sünger taşı/ponza. Ponzanın rengine bağlı olarak silginin rengi de değişir: Beyaz, kırmızı ve pembe. Silginin renk tonu, başlangıçta daha çok İtalyan ponza taşı kullanılması nedeniyle pembedir —Pink Pearl. Daha sonraları kauçuğa silginin rengini değiştirmek üzere ilave edilen diğer bir bileşen de kimyasalları içerir. Örneğin beyaz, çinko oksit ve titanyum oksit ile elde edilebilir. Kırmızı ise demir oksitle.

Hymen Lipman’ın ilk patentini aldığı kabul edilen silgili kalemin anatomisi
Eberhard Faber II şirketinin 1891’de patent için başvurduğu silgili kurşunkalem 

19. yüzyılın neredeyse sonuna kadar silgi, kalemden ayrıdır. Genel olarak prizmatiktir ve bir blok formundadır. İlk kurşunkalemin icadından yaklaşık 300 yıl sonra, 30 Mart 1858’de Philadelphia’lı Hymen Lipman, kurşunkalemin tepesine silgi için bir yiv tasarlar ve ilk silgili kalemin patentini alır. “Combination of Lead Pencil and Eraser” (US19783): Kurşun kalemin tepesinde, ahşap kasanın içine açılan boşluğa yapıştırılarak yerleştirilecek ve tıpkı grafit ucu gibi açılıp keskinleştirilmesi gereken bir kauçuk şerit.15 1862’de, New York’lu Joseph Rechendorfer, Lipman’ın silgisinin patentini 100.000 dolara satın alır.

Özellikle 1858–1900 arası çok küçük değişikliklerle farklılaştırılmış silgili kurşunkalem patent başvuruları ile doludur. Girişimciler, patent ile silgili kalemlerin tek üreticileri olma haklarını güvence altına almayı ve bu haklara aykırı olduğu düşünülenleri dava etmeyi beklerler. 1863, Johann Eberhard Faber, “Pencil Eraser and Stamp” (US38892); 1867, John Blair, “Improvement in Rubber Erasers for Lead-Pencils” (US66938) ve 1875 (USRE6510); 1869, Joseph Reckendorfer “Improvement in Method of Attaching Rubber to Pencils” (US85961); 1872, Teile Müller, “Improvement in Attaching Rubber Erasers to Lead-Pencils” (US126224); 1876, Cevedra Sheldon “Improvement in Combined Eraser-Holders and Pencil-Point Protectors” (US178882); 1891, Eberhard Faber II16 “Means for Attaching Rubber Tips to Pencils” (US457579) vd. Nitekim, 1874’te Reckendorfer, Faber’e; Rubber Tip Pencil Company, Howard’a; 1876’da tekrar Reckendorfer, Faber’e dava açarlar. Ancak, bu davalar sırasında gerçekleşmesini beklemeyecekleri bir şey olur. Mahkeme, bir kalemi bir silgiyle birleştirme fikrinin her ikisinin de işlevinin değişmemesi nedeniyle patentlenemeyeceğine karar verir ve bu karar, çok sayıda şirketin silgili kurşunkalem üretmesini mümkün kılar. Pek çok şirket silgili kurşunkalem üretimine girişir ve bu kalemler ucuz olduğu için bir meteliklik kalem [penny pencil] olarak anılırlar. İlk başta, okullarda da silgili kalem kullanma konusu tartışmalara yol açar. Çünkü, yapılan yanlışı kolayca düzeltebilme işleminin kendisinin ve hatta fikrinin öğrencileri dikkatsizleştireceği görüşü dile getirilir. Bu kaygıya rağmen silgili kalemler hayli yaygınlaşır. Avrupa’da hâlâ silgisiz kurşunkalem tercih edilirken Amerika’da silgili kalem yaygındır. Rivayete göre, bu kültürel bir farklılığa işaret eder.

Bugün kullandığımız pek çok silginin hammaddesi artık doğal kauçuk değil; petrol ürünlerinden elde edilen sentetik olanı. Sentetik kauçuğun temelini oluşturacak elastik polimerin izlerini, 19. yüzyılın ilk yarısında doğal kauçuğun bileşimini ve yapısını açıklamaya yönelik girişimlerde sürmek mümkün. Ancak, silgi yapımında kimyasal işlemlerle sentetik üretilen kauçuğun ticari kullanımı 20. yüzyılın ortalarını buluyor. 1941’de Japonya II. Dünya Savaşı’na girince, müttefiklerin Sri Lanka hariç, Güneydoğu Asya kaynaklarına erişimi durur. Ki sadece Endonezya ve Tayland’ın dünyadaki doğal kauçuk ihtiyacının %50’sini, diğer ülkelerle birlikte Güneydoğu Asya’nın ise %90’ını karşıladığını17 düşünürsek nasıl bir hammadde krizi olduğunu anlamak zor değil. Doğal kauçuk elbette sadece silginin hammaddesi değil; günlük hayatta pek çok nesnenin de olmazsa olmazı: Conta, emzik, ayakkabı, tekerlek, giyim vd. Bu nedenle, Amerika ve Sovyetler Birliği, gualuye çalısı ve karahindiba gibi bitkilerden alternatif doğal kauçuk kaynakları geliştirmeye çalışır. Ancak bu girişimleri pek başarılı olmaz ve 1960’da Almanya’da nihayet sentetik kauçuğun formülü geliştirilir. Silgi yapımında en çok tercih edilen, doğal kauçuğa en çok benzeyen ve emülsiyon işlemi ile üretilen stiren-bütadien kauçuktur (SBR). SBR, düşük maliyetlidir ve seri üretim için rahat kullanılabilir bir maddedir. Aşınmaya ve sıcaklığa (-50/+100°C) karşı da hayli dirençlidir.

Doğal kauçuğun ağaçtan elde edilme süreci, kaynak: How Products are Made
Kauçuktan silgi imalatı, kaynak: How Products are Made

Endüstriyel bir ürün olarak silginin üretimi iki aşamada gerçekleşir: İlki, doğal/sentetik kauçuğun elde edilme süreci, ikincisi de bu hammaddeden silgi imalatı. Sentetik kauçuğun elde edilme sürecinden18 daha ilginci doğal olanı elbette. Kauçuk ağacı ancak yedi ile on yaş arasında ilk hasatını verebilir. Yaşı ilerledikçe verimliliği de giderek düşer. İşçi, kolunun erişebileceği bir yükseklikte, ağaç kütüğünün kabuğundan yaklaşık 1 mm derinlikte ince bir şerit keser. Ağacı yaralayan bu şerit, gövdenin yarı çevresine kadar uzanır ve lateks sıvısının kabın içine akmasını sağlamak için yaklaşık 30º açılıdır. Daha sonra açılacak her şerit ilkinin altına kesilir. Her kesimde yaklaşık 28 gram lateks elde edilir. Ancak bu ağacı ağlatma işlemi, epey hassasiyet gerektirir. Çünkü, kesiğin kalınlığı ağaçtan kaba lateks akışının hızını belirlediği kadar ağaca ne ölçüde zarar verileceğini de fazlasıyla etkiler. Kapta toplanan lateks yabancı maddelerden arındırılmak üzere süzgeçten geçirilir. İçerisine su eklenir ve su lateks karışımı içinde alüminyum yatay levha bölmeleri olan tanklarda depolanır. Seyreltilmiş asetik asit veya formik asit, kauçuğun kıvamını koyulaştırmak için karışıma eklenir ve karışım katılaşarak tabaka hâline gelir. Tabaka, su püskürtülerek bir silindir dizisi içinden geçilir. Su fazlası ise, başka bir silindir dizisi aracılığıyla atılır. Tabakalar genelde 60 santimetrelik bir küp şeklinde balyalanır. İstiflenen tabakaların birbirine yapışmaması için üzerlerine kil veya pudra serpilir; kübik kauçuk balyası, metal kayışla bağlanarak üreticiye gönderilir.

Kauçuk silgi imal edilmek üzere fabrikaya ulaşır. Pigmentler, bitkisel yağ, ponza, kükürt ve nihai ürünün özelliklerini değiştiren diğer bileşenlerle karıştırılır. Sentetik kauçuğun karıştırılması nispeten daha kolaydır, çünkü genellikle toz veya sıvı hâldedir. Ancak doğal kauçuk üreticiye balya olarak geldiğinden önce toz hâline getirilmesi veya karıştırılmadan önce bir çözücü içinde çözülmesi gerekir. Sonrasında, karışım ısıtılır. Isı, kükürtün volkanize olmasını sağlar ve karışım daha stabil hâle gelir; ılık, sıvı bir hâl alır. Artık, şekil verilmeye hazırdır. Eğer kurşunkaleme bağlı olmayan yassı, prizmatik yani blok silgi üretilmek istenirse, enjeksiyon kalıbı yöntemi uygulanır. Karışım kalıplara dökülür ve katılaşması için soğumaya bırakılır. Sonra kalıptan çıkarılır. Üretici şirket adıyla işaretlenme aşamasına geçer. Bu işaretleme, genellikle mürekkeple damgalama, serigrafi baskı veya kalıp kullanarak üç boyutlu kabartma yöntemlerinden biri uygulanarak gerçekleşir. İşlem sonrası, silgiler karton kutulara yerleştirilip perakendeciye gönderilir. Eğer silgili kurşunkalemin tepesindeki silgi —plug— üretilmek istenirse karışıma ekstrüzyon işlemi uygulanır. Yumuşak katı formdaki karışım, uzun bir silindir oluşturması için kalıp boyunca itilir ve kalıptan dışarı, ortaya çıktığı anda seri hâlde kesilir. Kurşunkalemin arkasına eklenmek üzere doğrudan kalem üreticisine gönderilirler.

Silgi imalatı

Blok ve kalem arkası silgiler dışında kalemtıraşla yontulup ucu açılabilen kalem şeklinde üretilen yumuşak silgiler, kalem arkasına takılabilir başlık silgiler vd. Bugün sadece farklı şekillerde değil, farklı türde silgiler var. Bazıları, bazı ortam ve yüzeylere diğerlerinden şüphesiz daha uygun. Bazıları daha sanatsal üretimler için. Art-gum, geniş yüzeyli, yumuşak, kaba kauçuktan yapılmış silgidir. Rengi genellikle kahverengidir. Hayli büyük yüzeyleri kâğıda zarar vermeden silebilir. Ancak arkasında çok artık bırakır. Artıkların bir fırça yardımı ile yüzeyden temizlenmesi gerekir. ‘Yoğrulmuş’ silgi, kil benzeri bir kıvam sahiptir. Herhangi bir şekilde kalıplanabilir, oyun hamuruna benzer. Grafit ve kömür parçalarını yapışkanlığıyla bir yüzeyden emerek içine alır. Silgi kalıntısı bırakmaz ancak silinen parçalar silgide kaldığı için etkinliğini ve esnekliğini zamanla kaybeder. Grafit ile kaplanmış koyu bir alanı aydınlatmak, kontrastı ayarlamak gibi çeşitli efektler vermek için kullanılabilir. Aynı zamanda şekillendirilebilir olduklarından küçük ayrıntıları silmek için ince bir nokta hâline getirebilir. Damga gibi kullanılabilir. Büyük alanları silmek için uygun değildir, çünkü sürtünme esnasında deforme olur. Bazıları mimar ve mühendisler için daha uygun; örneğin Magic Rub diye de anılan vinil silgiler. Vinil silgi yumuşaktır, plastik benzeri bir yapıya ve kauçuk cinslerine göre daha temiz kalan bir yüzeye sahiptir. Kullanıldığı zemine az zarar verir ve hafif izleri silmede kullanışlıdır. Hassas alanları silmek için kullanılır, çünkü geniş alanları lekeleyebilir. Genelde beyaz ya da fildişi renkli ve köşelidir. Esnekliği ve dayanıklılığı yüksektir, silerken az parçalanır. Standart silgiden daha iyi temizlediği için teknik çizimde tercih edilir. Poliyester bazlı çizim filmi, asetat ve aydınger kâğıdı üzerinde kolaylıkla, leke bırakmadan çalışır. Grafit gibi mürekkebi de siler. Aynı zamanda köşeleri, bir şeklin net hatlarını silerek belirgin hâle getirmek ve bir desen üzerinde, kâğıdın beyazlığını ortaya çıkaran keskin doğrusal çizgiler üretmek için de kullanılabilir. Vinil silginin köşeleri yuvarlandığında, kenarlar x-acto gibi bir tür kesici ile kesilerek yeniden dik açılı formuna getirebilir.

Yoğrulmuş/hamur silgi ile çizgi çizme, yoğrulmuş/hamur silgi ile karalamayı aydınlatma, vinil silgi ile silerek net sınırlar elde etme ve vinil silginin kenarı ile,
kâğıdın beyazlığını ortaya çıkarmak üzere doğrusal çizgi çekme,
kaynak: Musashino Art University Art & Design Glossary

İlköğrenim yıllarında yazmayı öğrenme deneyimimiz gibi çok sonra tasarım eğitiminin parçası olan teknik çizimde de, çizgiyi çekmek üzere kurşunkalemin çok dikkatli kullanılması gerektiği kadar yanlış yapıldığında silgiyle de aynı profesyonellikte ilişki kurulması gerektiği tartışmasız bir konu(ydu). Silginin türü kadar boyutu, elle kavranabilirliği, kâğıtla ilişki kuran yüzeyinin kalınlığı, kesiti ve biçimi de kritik(ti).19 Bir çizimi inşa edebilmeyi öğrenmeye çalıştığımız ilk zamanlarda sorunumuzun olmadığı bir çizgiyi kazayla ortadan kaldırmamak, ona değmemek için çok çaba sarfederdik. İyi hatırlıyorum, silgiyle iyi geçinmek için incelikli ve yavaş hamle yapmak gerekir(di). Silinecek yüzeyin yıpranmasını engellemek için eğer çizim sabit değilse, yüzey gerilir ve silgi, ileri geri değil hep tek yönde kullanılırdı. Eğer elimizdeki blok silgi ise, önce bir kenar seçilir ve silgi, o kenardan kullanılmaya başlanırdı. O taraf yuvarlandığında simetrik kenara geçilirdi, sonra diğerine, sonrada en son kenara. Kenarlar yuvarlanınca kesip sivriltilirdi. Silgi kirlenip kararınca temiz bir yüzeye sürterek temizlenirdi. Hatta o da yetmezdi. Çizim yaparken her seferinde elimin yan yüzü kararırdı. Bir anda unutup kararmış elimi kâğıda sürtmemle elimin altında dağılan grafit ve bozulan çizimle geceyarısı başbaşa çok kalmışlığım var. Kâğıt üzerindeki yanlışları temizlemek gibi çizim araç-gereçlerini, grafitle temas eden cetvel yüzlerini de arada silmem ve çizerken kalemin ucu dışında elimi kâğıda temas ettirmemem gerektiğini hayli sonra anladım. Elbette, o zamanlar bunun neden geri dönüşsüz bir işlem olduğuna inandığım meselesi, bugün düşününce hayli garipsediğim bir durum. Yüksek ihtimalle altında gerçekten başta konu edindiğim hepimizin çocukluğu var. …ama silgi!

1. Silginin hammaddesi kauçuğu bu bağlamda etraflıca Işıl Çokuğraş “Hırt-Hışır: Kauçuk” yazısında kaleme almıştı.

2. Bu tanışmadan Manifold’daki ilk yazımda da bahsetmiştim: “Çizgiyi Çekmek ya da Elin Manifestosu

3. Silmek, bu yazıda kâğıt üzerine bırakılan grafit işareti temizleme işlemini anlatıyor. Endüstriyel bir ürün olan silgi ve kurşunkalem ilişkisine dayanıyor. Elbette silme aracının kendisi, mecrasına, işlendiği yüzeye ve yazma/çizme aracına ve yöntemine göre çeşitleniyor; bazen bir madde, bazen bir alet takımı, bazen de teknoloji ilerledikçe bir makine olabiliyor. Asitler, kimyasallar, keçe, kumaş, ekmek, ustura, çeşitli metal çubuklar, kauçuk, süngertaşı, kumtaşı, ponza, balmumu, sakız, vinil, oyma kalemi, murç, madırga, tokmak ve zımpara, dremel, lazer, bilgisayar ortamında bir tuş, bir komut —undo, delete, magic eraser— vd.

4. Bilgisayar ortamında yazdığımız yazıların, çektiğimiz çizgilerin steril niteliği hakkında düşündüklerime “Çizgiyi Çekmek ya da Elin Manifestosu” yazımda değinmiştim.

5. Ek olarak, çizimde kalem darbelerini dağıtarak çizgiler arasındaki geçişleri daha pürüzsüz hâle getirmek, tonları ayarlamak, ince detayları çalışmak için sıkıştırılmış kâğıt kalemler [tortillon stump] de vardır.

6. Henry Petroski, “Of Names, Materials, and Things”, The Pencil, A History of Design and Circumstances içinde, (New York: Alfred A. Knopf, 1993), s. 18.

7. Henry Petroski, age, s. 18.

8. Kauçuk, 11. yüzyıldan itibaren, su geçirmez özelliği nedeniyle kaban ve top yapımında kullanılır. Ayrıca, sıvı hâli, toprak kalıplara dökülerek ayakkabı ve şişe yapımında da kullanılır.

9. Klaus Tauer, “Latex Particles”, Colloids and Colloid Assemblies: Synthesis, Modification, Organization and Colloid Particles içinde, ed. Frank Caruso, (Wiley-VCH: Weinheim 2004) s. 1.

10. Lateks [latex], damlacık anlamına gelen, Grekçe bir kelime. Latincede sıvı —liquid ya da akışkan fluid— anlamına geliyor. Klaus Tauer age, s. 1.

11. age, s. 1.

12. age, s. 1.

13. age, s. 1. Ancak, kauçuğun Avrupa’ya ne zaman tanıtıldığı konusunda farklı kaynaklarda farklı tarihler karşımıza çıkıyor. Örneğin, 1744 ve 1735 gibi.

14. “I have seen a substance excellently adapted to the purpose of wiping from paper the mark of black-lead-pencil. … It is sold by Mr. Nairne, Mathematical Instrument-Maker, opposite the Royal-Exchange.” Joseph Priestley, “Preface”, Familiar Introduction to the Theory and Practice of Perspective içinde, (London, 1770) s. XV.

15. Silgili kurşunkalemin patentinin alındığı 30 Mart günü, ABD’de Ulusal Kalem Günü olarak kutlanıyor.

16. Bu patent, bugün tanıdık bir tasarıma işaret ediyor: Kurşunkalemin ahşap kasasına bağlantı parçası olarak tutturulan metal bir halka —ferrule— ve bu halkanın içerisine yerleştirilmiş kauçuk.

17. 2017 verilerine göre, en çok doğal kauçuk tedarik edilen diğer yerler arasında Vietnam, Hindistan, Çin ve Malezya sayılabilir. 19. yüzyıla kadar en büyük tedarikçi ise Brezilya’dır.

18. Birçok kimyasal formül ve işlem işin içine girdiği için uzun uzun anlatmaktan kaçındım. Meraklıları için hayli yararlı iki çevrimiçi kaynak var: “Eraser” ve “Rubber Chemical Compound.”

19. Julie Caves, çeşitli silgileri çeşitli kalem uçları ile test ediyor ve deneme yanılma yoluyla elde ettiği sonuçları kapsamlı bir şekilde çevrimiçi olarak bir internet sitesinde paylaşıyor.

Bilge Bal, çizgi, çizmek, el işi, kalem, kurşunkalem, silgi