Otto Numa Park,
fotoğraf: autan
(CC BY-NC-ND 2.0)
Hırt-Hışır:
Ginkgo Ağacı

Ginkgo biloba ağacını ilk olarak lisede, biyoloji derslerinde duydum sanırım. Tuhaf yaprakları ve adı ile aklımda kalmış olmalı. Üniversitede Interrail ile gittiğimizde Madrid’de türlü aksiliklerle trene bir türlü binemeyip birkaç gün fazladan kalmıştık. Şehirden ayrılmadaki başarısızlığımız Madrid’in muhteşem botanik bahçesini gezmemi sağladı. Gördüğüm —daha doğrusu fark ettiğim demek lazım, çünkü sonra pek çok yerde bulunduğunu anladım— ilk ginkgo ağacı bu idi ve çok etkilenmiştim. Bu ağacın iki yaprağı hâlâ yaprak koleksiyonumun en kıymetlilerinden.

Aynı yaz, yalnızca Asya’da ve botanik bahçelerinde bulunduğunu sandığım bu ağaca Ihlamur Kasrı’nın bahçesinde rastlayınca çok şaşırmıştım. Oysa kendisinin 19. yüzyıl ortalarında dikildiği söyleniyor. Çin yelpaze çamı ya da mabet ağacı olarak adlandırılan ginkgolar aslında dünyanın pek çok şehrinde görülebiliyor ve Türkiye’de de çeşitli bahçelerde var. Japonya’da ve Çin’de Budist tapınaklarının bahçesinde bulunuyorlar ve ağacın pek çok dilde mabet ağacı anlamına gelen ismi buradan geliyor. Ginkgo kelimesi ise ağacın meyvesinden, Japoncada gümüş kayısı anlamına gelen sözcükten geliyor. Japonlar ağacı ördek ayağına benzeyen yapraklı ağaç, I-cho olarak da adlandırıyorlarmış.

Yoho Tsuda,
“Tree with Yellow Leaves”,
yak. 1980,
kaynak: metmuseum.org

Bir zamanlar dünyanın her yerinde pek çok cinsinin var olduğunu fosillerden biliyoruz, bugünse tek bir cins sadece Çin’in bir bölgesinde doğal olarak yetişiyor. Şu an gördüğümüz ağaç da, Darwin’in living fossil dediklerinden sayılıyor. Darwin bu terimi halen yaşayan, çok az evrimleşerek günümüze ulaşmış primitif organizmalar için kullanıyor.1 Aslında uzun bir süre soylarının tükendiği düşünülmüş. Hollanda Doğu Hindistan Şirketi [Verenigde Oost-Indische Compagnie, VOC] ile 1690’da Japonya Nagasaki’ye giden Engelbert Kaempfer sayesinde Batı dünyası varlıklarından haberdar oluyor. Burada ayrıca Nakamura Tekisai tarafından hazırlanmış, içinde çok sayıda bitki ve hayvan tarifi ve çizimi olan, bir nevi resimli sözlük Kinmōzu’i de edinen Kaempfer çok önemli bilgiler aktarıyor. Bu koleksiyondan faydalanarak hazırladığı Amoenitatum Exoticarum (Lemgo, 1712) adlı kitabında ginkgo da var. Öte yandan Kaempfer, Latin harflerine ginkjo ya da ginkio olarak aktırılması gereken sözcüğü ginkgo olarak notlarına geçiriyor ve bütün Batı dünyasında ağacın adı böyle kalıyor. Kaempfer ayrıca Hollanda’ya ginkgo tohumu da getiriyor2 ve bugün Utrecht Üniversitesi botanik bahçesindeki ağacın Asya dışında ekilmiş ilk ginkgolardan olduğu söyleniyor.

Zamanla gingko ağacı Avrupa’da pek çok yerde yetiştirilmeye başlanıyor. 19. yüzyıl bahçıvanları, kömür nedeniyle oluşan hava kirliliğine dayanabilen bu ağaçları Amerika’da pek çok şehre ekmişler. Fakat ağaçlar olgunluk dönemlerine girdiklerinde meyve vermeye başlamışlar. Korkunç kokan bu meyveler nedeni ile ağaçların nefret edeni çok, hatta The Anti-Ginkgo Tolerance adında bir grup bile var. Aslında meyveleri Çin’de yeniyor, ama Batı dünyası bu ağaçla pek anlaşamamış görünüyor ki artık dişi ağaçlar pek ekilmiyor.

Oysa bu ağaçlar, dinozorlar da dahil pek çok türün yok oluşuna tanıklık etmiş, Buz Devri’ni atlatmış, endüstri devriminden atom bombasına insanoğlunun doğaya verdiği her zarara göğüs germiş nadir varlıklardan. Bitkiler âleminde ayrı bir sınıfa mensuplar ve neredeyse her iklime uyum sağlayabiliyorlar. Zaten şehir ağaçları olarak ekilmelerinin nedeni de bu müthiş adaptasyon güçleri ve dayanıklılıkları imiş. Belki de bu nedenle huzur, sağlık, dayanıklılık ve aşkın sembolü olarak görülüyorlar.

“Gingko Biloba”,
Johann Wolfgang von Goethe, 1815 {Doğudan bahçeme emanet / Şu ağacın yaprağı, / Tadımlık, gizli bir mânâ verir, / Bilgeyi işte böyle sevindirir. /
Canlı bir varlık mıdır bu? / İçten kendi kendini bölmüş. / Yoksa onlar iki güzîde midir, / Ki insan onları bir olarak bilir? / Böyle sorulara cevap vermek için, /
Galiba doğru anlamı buldum: /
Hissetmiyor musun şiirlerimde, /
Tek ve çift olduğumu benim?
(Johann Wolfgang von Goethe,
Doğu - Batı Divanı,
çev. Senail Özkan, Ötüken Neşriyat)}

Goethe’nin büyük bir sevgi beslediği Marianne von Willemer’e yolladığı “Gingko Biloba” şiiri adını Heidelberg Şatosu’nun bahçesinde sık sık ziyaret etmeyi sevdiği ağaçtan alıyor. Şiir, bu dönemde Goethe’nin Doğu dünyasına olan ilgisinin bir uzantısı olarak görülebilir. Ağacın yapraklarının formel yapısına referans veren dizeleri, her şeyin karşıtıyla var olabileceğini ve birbirlerini tamamlayarak bir olacaklarını öneren Taoizm ile örtüşüyor. Goethe’ye göre iki kişi ancak aşkla bir olabilir ve birlik ancak ikilikle mümkündür.3

Lucien Gaillard, Paris, 1906,
kaynak: sammlung.mak.at

Belki aşka dair sembolizminden belki de yapraklarının biricik biçiminden, hem Japon sanatı hem de Art Nouveau akımı için de gingko önemli figürlerden olmuş. En bilinen Art Nouveau takı tasarımcısı René Lalique’in takılarında gingko yapraklarının kadın bedenin ve diğer floral öğelerin kıvrımlarına eşlik ettiğini sıkça görüyoruz. Ayrıca Lalique farklı teknikleri ve formları bir araya getirişindeki başarıyla pek çok tasarımcıyı etkilemiş. Örneğin 1900 Paris Sergisi’nde gördüğü Lalique takılarının etkisi ile Lucien Gaillard Art Nouveau tarzına yöneliyor. Gaillard’ın stilize çiçekleri, ağaçları ve böceklerinde Japon sanatının etkileri çok net görülüyor. Hatta atölyesinde Japon ustalar çalıştırdığını da biliyoruz. Tek bir figür ile tasarladığı takıları sadelikleri ile dönemin diğer örneklerinden ayrışıyor.4

Milyonlarca yıldır neredeyse hiç değişmeden bugüne gelen gingkolar, dünya tarihinin tanıkları. Öte yandan binlerce yıl yaşadıkları düşünülürse insanlardan sonra da var olmaya devam edecekler. Yarattığımız tüm felaketlere rağmen doğanın güzelliklerinin var olacağına dair umutları canlı tutuyorlar. Tabii muhtemelen bizsiz…

1. Charles R. Darwin, The Origin of Species, 6th edition, New York: Wallachia Publishers, 2015 (ilk basım 1859).

2. Ayrıca ölümünden sonra basılan The History of Japan de bu kültür konusunda Batı’daki ilk kaynaklardandır.

3. Siegfried Unseld, Goethe & the Ginkgo: A Tree & a Poem, çev. Kenneth J. Northcott, Chicago & London: The University of Chicago Press, 2003.

4. Vivienne Becker, Art Nouveau Jewelry, New York: E, P. Dutton, 1985.


{Fold içindeki fotoğraf: maxmaria (CC BY-NC-ND 2.0)}

ağaç, ginkgo biloba, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş