Hırt-Hışır: Safran
Karsandas Ludha Three Moons
marka safran kutusu,
kaynak: sunil_arts_engg_works

Safran denince bir bitkiden çok, minik kutularda çok paraya satılan kırmızı şeritler geliyor gözümün önüne. Çiğdem türünden olan safran, muhteşem mor çiçekleri olan bir bitki ve bu kırmızı lifler de erkek organlarının uzun tepecikleri. Safran, her zaman dünyanın en kıymetli baharatlarından biri olmuş. Onu bu kadar pahalı kılan, hem özel olarak yetiştirilmesi gerekliliği hem de bir kilo safran baharatı elde etmek için yaklaşık 160 bin çiçek toplama zorunluluğu. Bugünkü safran bitkisi ilk olarak bronz çağında Girit’te yetiştirilmeye başlanmış. Hem baharat hem tedavi amaçlı kullanıldığı gibi doğal boya olarak da pek çok kültürde kendine önemli bir yer bulmuş.

Crocus sativus çiçeği ve safran,
kaynak: Wikimedia Commons,
çiçek fotoğrafı: goranpg (CC BY-NC-ND 2.0)

Antik Yunan’da üst sınıf kadınlar safranla boyanmış sarı kıyafetler giyermiş. Ünlü Minos yılan tanrıçası figürinin üzerindeki safran rengi elbise de bunu ortaya koyuyor.1 Minos kültüründe safran çiçeği çok önemli bir yer tutuyor, saraylardaki freskolarda yetiştirilmesine ve toplanmasına dair pek çok sahne bulunuyor. Yunan mitolojisinde bazı karakterlerin bitkilere dönüşmesi sıkça rastlanan motiflerdendir. Bir ölümlü olan Crocus (safranın ait olduğu türün adı), sevgilisi su perisi Smilax’a gerekli değeri vermediği ve onu üzdüğü için tanrılar tarafından cezalandırılıp bir safran çiçeğine dönüştürülmüştür. Homeric Hymns’da [Homer İlahileri] Persephone’un kaçırılmadan önce kırda topladığı çiçeklerden biri de safrandır.2 Safranın antik Yunan dünyasındaki yaygınlığı her mecrada görülebiliyor.

Safran toplayıcısı, fresko,
Akrotiri, Yunanistan, İÖ 1600-1500,
kaynak: Wikimedia Commons

Safranın tıbbi amaçlı kullanımı antik Mezopotamya uygarlıklarına kadar gidiyor. Asur kralı Aşurbanipal’in İsa’dan önce 7. yüzyıla tarihlenen tabletleri daha çok savaş anlatıları ile tanınsa da, botaniğe ilişkin pek çok bilgiyi de barındırıyor. Bunlarda safranın yetiştirilmesi ve kullanımı da detaylı olarak anlatılıyor. Gaddarlığı ile anılan Aşurbanipal’in içinde çeşitli hayvanların bulunduğu müthiş bir botanik bahçesi olması da ilginç.3 İsa’dan önce 300–200 yıllarına tarihlenen Çin’in 40 ciltlik eczacılık ansiklopedisi Shennong Ben Cao Jing de safranın kullanımına ilişkin bilgileri içeren eski metinlerden.4

Safranın Güney Asya’da görülmesi ise yaklaşık İsa’dan önce 500’lere tarihleniyor. Diğer kültürlerde olduğu gibi melankoli tedavisi ve boya olarak kullanılıyor. Asya ve safran deyince ilk akla Budist keşişlerin turuncu kıyafetleri geliyor. Bu kıyafetler tapınaklara göre farklılaşsa da, çoğunlukla gerçekliğin sembolü olan alevin tonlarında oluyorlar, en çok kullanılan tonlardan biri ise safran rengidir. Aslında bunlar da safranla değil, daha ucuz olan zerdeçalla boyanıyor. Hindistan’ın en büyük festivallerinden Mahamastakabhisheka’da da safran önemli bir bitki olarak karşımıza çıkıyor. On iki yılda bir gerçekleşen bu festivalde, Jainizmin önemli figürlerinden Bahubali’nin devasa boyuttaki heykeli safran macunu, şeker kamışı suyu, zerdeçal ve sandal ağacı tozu gibi doğal malzemelerle meshediliyor.

İran, önemli safran yetiştiricilerinden ve İran safranı İsa’dan önce 10. yüzyılda Derbena, İsfahan ve Horasan’da yetiştirilmeye başlanmış. Safran lifleri boyalarda, parfümlerde, ilaçlarda kullanılıyor, kumaşlara işlenip tanrılara sunuluyormuş. Safranlı banyo kürü de İran kökenli ve Büyük İskender sayesinde Yunanistan’a taşınmış. Safran, İran edebiyatında rastlanan çiçeklerden de biri. Firdevsî’nin ünlü destanı Şahnâme’de artık bir savaşçı olarak eğitilecek yaşa gelen Rüstem’in iri gövdesini taşıyabilecek bir at aranır, fakat bulunamaz. Kabil’den gelen bir sürüde sahibinin üç senedir eğitemediği bir tay, aslana benzeyen gövdesi ile Rüstem’in dikkatini çeker. Üzerine atladığı gibi yıldırım hızıyla atı sürer ve bir daha hiç ayrılmazlar. Rüstem atını, safran çiçekleri gibi ebruli kırmızı ve altın rengi olarak nitelendirir.5

Safran güzel çiçekleri ve kıymetli oluşu ile edebiyatta daha çok aşk hikâyelerinde kendine yer bulmuş. Kimilerince dünyanın ilk romanı kabul edilen, 11. yüzyılda Murasaki Shikibu tarafından yazılmış olan Genji’nin Hikâyesi dönemin soylularının yaşamına dair kesitler sunar. Elli dört bölümden oluşan hikâyelerden altıncısının adı “Safran Çiçeği”dir. Her ne kadar adı hoş bir aşk hikâyesi beklentisi yaratsa da hikâye pek öyle ilerlemez. Safran çiçeği, Genji’nin bitmek bilmeyen âşık arayışlarından birinde tanıştığı bir prensesin büyük kırmızı burnu ile dalga geçmek için kullandığı bir benzetmedir.6

Safran Çiçeği,
Genji’nin Hikâyesi 6. bölüm için illüstrasyon, Gekko Ogata,
19. yüzyıl sonu,
kaynak:
The Japanese Art Open Database 

Safran rengi 1970’lerin tasarımlarının favori renklerinden biri. Saffron, bu yılların popüler seramik tasarımlarından da birinin adıdır. 1960’ların İngiliz tasarımcıları arasında, hayatımıza büyük bir etki bırakmasına rağmen —fincanın yerine kupanın popüler olmasını sağlayan kişi kendisi— John Clappison adı pek anılmaz.

Saffron serisi, John Clappison, 1970,
kaynak: Chinasearch

John Clappison, yeni ve küçük bir işletme olan Hornsea Pottery’nin ekonomik ve teknik olanaksızlıklarını deney fırsatına dönüştürmüş bir tasarımcı. Yeni sırlama tekniği ile bir rölyef etkisi yaratan tasarımları çok beğenilmiş. Saffron serisi ise bunlardan en çok rağbet göreni, hatta başka firmalarca kopyalanmış bile.7 Benim daha çok sevdiklerim ise, Clappison’un insan veya hayvan figürlerini kullandığı nükteli tasarımları.

The Gates, Christo ve Jeanne-Claude,
New York, 2005, fotoğraflar:
drocpsu (CC BY-NC 2.0),
Lew (tomswift) Holzman
(CC BY-NC-ND 2.0),
uwe kempa (CC BY-SA 2.0)

Safran rengi, Christo ve Jeanne-Claude’un New York Central Park’ta 2005 yılında gerçekleştirdikleri The Gates işi için seçtikleri renk olmuş. İlk olarak 1979 yılında önerdikleri bu fikir, Japon Şinto tapınaklarının torii kapılarına öykünmekteydi. Her geçitten sarkan safran rengi kumaşlar insanların yürüyüş yollarını takip ediyor ve ağaçların arasında zaman zaman beliren ve kaybolan akışkan bir nehir yaratıyordu. Bu iş gerçekleştiği dönemde, fiyatı kadar rengi ile de epey eleştiri almış, safran renginin ne olduğu tartışmalarına yol açmıştı.

“Yellow Mellow”, Donovan, 1967

1. Elizabeth Wayland Barber, Women’s Work: The First 20,000 Years: Women, Cloth, and Society in Early Times, Norton, New York, 1994.

2. Stephen Hinds, The Metamorphosis of Persephone: Ovid and the self-consious Muse, Cambridge University Press, Cambridge, 1987.

3. Assyrian Reliefs from the Palace of Ashurnasirpal II: A Cultural Biography, ed. Ada Cohen ve Steven E. Kangas, University Press of New England, Hanover ve Londra, 2010.

4. Yan Shou-zhong, The Divine Farmer's Materia Medica: A Translation of the Shen Nong Ben Cao Jing, Blue Poppy Press, Boulder, 1998.

5. Firdevsî, Şahnâme, Kabalcı Yayınları, İstanbul, 2009.

6. Murasaki Shikibu, The Tale of Genji, Penguin, Londra, 2002.

7. Pauline Coyle, Gone to Pot: The Life and Work of John Clappison, York Publishing Services, York, 2007.

{fold içindeki imge: Chris Alban Hansen (CC BY-SA 2.0), ayrıntı}

Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş, safran