Hırt-Hışır:
Devetabanı

Tam olarak nerede bu hisse kapıldığımı hatırlayamasam da, çocukluğumda beni ürküten bitkilerin başında devetabanı geliyor. Kocaman pençelere benzeyen yaprakları ile salona hapsedilmiş bir yaratık gibi gelmiş, koltuğa oturduğumda harekete geçeceğini düşünüp dehşete kapılmıştım. Nedense bu ürkütücü görünümlü bitki dekoratif ev bitkilerinin başında geliyor, her yerde karşıma çıkıyordu. Zamanla kendisini kabullendim, kediler izin verse eve bile bir tane alabilirim.

İç mekânda saksıda görmeye alışık olduğumuz devetabanı aslında tropikal bir bitki. Orta ve Güney Amerika’nın yağmur ormanları kökenli, Hawaii ve Seyşeller’de doğal ortamında yetişen bir tür. Ayrıca kendisi bir hemi-epifitler, yani hayatının bir kısmını başka bir bitkiyi konak olarak kullanarak yaşıyor. Filizleri uygun bir konak ağaç bulana kadar yağmur ormanı tabanında sürünüyor ve ağaca tırmandığında yapraklanmaya başlıyor.

Devetabanının Latince ismini öğrendiğimde çocukluğumdaki hissiyatımın karşılığını buldum: Monstera Deliciosa. Adı canavar pençelerini çağrıştıran yaprakları ve çok lezzetli olduğu söylenen altıgenlerle kaplı meyvesinden geliyor. Yapraklarının delikli yapısı nedeniyle İngilizcede Swiss cheese plant olarak da anılıyor. Yapraklarının bu şeklinin nedeni tam olarak bilinmese de tropik ormanların ağır yağmurlarına dayanmasını ve genişlikleri sayesinde bu ormanların sıklığında yeterince ışık almasını sağladığı düşünülüyor. Meyvesi lezzetine rağmen içinde oksalik asit olduğu için bazı insanlarda alerjik reaksiyona neden olabiliyor, yemeseniz de olur bence.

Devetabanı meyvesi,
kaynak: Wikimedia Commons

Öte yandan, devetabanı yaprakları ilginç formları sayesinde pek çok desende ve sanat eserinde görülüyor. Örneğin Aloha gömlekleri olarak bilinen Hawaii gömleklerinde en sık rastlanan yapraklardandırlar. Bu gömlekler, 19. yüzyılın sonunda Hawaii’de ortaya çıkan Amerikan plantasyonlarının pek çok farklı ülkeden gelen işçileri barındırmasının bir ürünü. Bu nedenle, şaşırtıcı bir biçimde, Hawaii gömlekleri Asya kökenli bile denebilir. Japon işçilerin yanlarında getirdikleri renkli kimono kumaşları ile Çinli ve Filipinlilerin pantolonun içine sokulmayan barong tagalog gömleklerinin bir birleşimi. Tabii ki Hawaiililerin ağaç liflerini yumuşatarak yaptıkları geleneksel tapa örtülerinin geometrik formlar, yapraklar, kaplumbağalar gibi doğaya referans veren desenlerinin de payı var. Hawaii gömleğinin öncüllerinin 1920’lerde bir üniversite öğrencisinin Japon yukata kumaşı ile diktirdiği gömlekleri olduğu söylenir. Bu dönemde Honolulu’da pek çok Japon terzi bulunmaktadır ve ilk gömlekler de onların ellerinden çıkar. Aloha gömleklerinin isim babası ise 1930’larda ekonomik buhran nedeniyle buraya dönüp bir gömlekçi açan Ellery Chun’dur. Endüstriyel üretim ise 1948’de yerel sanatçılarla bir tasarım ekibi kuran, Lübnan kökenli tekstilci bir ailenin torunu Alfred Shaheen ile başlamış ve insana enerji veren bu tekstil ürünleri dünyaya yayılmış.1

ABD Başkanı Truman’a gönderilen
Aloha gömlekleri, 1951,
kaynak: Wikimedia Commons

Her türlü renk renk çiçeği ve ilginç formlara sahip yaprakları desenlerinde kocaman bir sarmaşığın parçasıymışlar gibi kullanan Josef Frank ise 20. yüzyılın en ilginç tasarımcılarından. İsveç modernizminin önemli figürlerinden biri olan Frank, 1920’lerin pürist mekânlarına karşılık renkli ve konforlu yaşam alanları hayal ediyordu. Doğanın renklerini ve formlarını kapalı alanlara taşıyan desenler, yeri ve arkalarındaki yüzeyleri görebileceğimiz geçirgen mobilyalar tasarlamıştır. Desenlerinde çeşitli çiçekler ve yapraklar kullanırken yine dönemin tasarımcılarından farklı olarak canlı renkler ve neredeyse tekrarların olmadığı serbest kompozisyonlar kullanmış.2

Baranquilla, kumaş deseni,
Josef Frank, 1943–45,
kaynak: Svenskt Tenn

Devetabanı, sadece kumaş desenlerini değil biçimi kendine özgü yaprakları ile pek çok fotoğrafçıyı da etkilemiş. Özellikle doğa gözlemleri ile soyutlamalar üreten sanatçıların portfolyolarında mutlaka birkaç devetabanı yaprağı fotoğrafı bulunuyor. Örneğin Katalan fotoğrafçı Marcel Giró bunlardan biri. Giró fotoğrafladığı nesneleri soyut ile gerçekçilik arasında bir noktada asılı bırakan, fotoğrafı görsel bir zihin egzersizine dönüştüren bir isim. Brezilya’da yaşadığı yıllarda çektiği modernist fotoğraflar muğlaklıkları ile dikkat çekiyor. 1950’lerde Brezilya’da kurulmuş olan Foto Cine Club Bandeirante’nin modernist fotoğraf kurgusunun da önemli bir parçası.

“Folhas”, Marcel Giró, 1950 civarı,
kaynak: marcelgiro.com

Aynı yıllarda pek çok iş üretmiş olan Brett Weston ise 1950’lerden sonra soyut detaylara merak sarmış, özellikle bitki yaprakları ve köklerinin formları ile bir dünya yaratmış. 1970’lerden sonra hayatının büyük bir bölümünü Hawaii’de geçirmiş, buradaki bitkileri ve elbette ki devetabanlarını fotoğraflamış.

“Sculpted Leaf”, Brett Weston, 1979,
kaynak: thebrettwestonarchive

Stüdyosunun büyük bir kısmını kaplayan devetabanı bitkileri, Henri Matisse’in pek çok tablosunun arka planında görüldükleri gibi konuları da olmuş. 1940’larda yepyeni bir tekniğe yönelen Matisse, kâğıtlardan soyut formlar kesip renkli kompozisyonlar düzenlemeye başlamış. Basit formlar ve teknik neredeyse herkesin yapabileceği hissiyatını uyandırsa da, renk seçimleri ve düzenlemeleriyle onun dinamik ve enerji saçan tarzının en rafine hâlleri. Bunların bazılarının duvar boyutunda olduğunu ve bu dönemde tekerlekli iskemleye bağlı Matisse’in ilham perisi Lydia Nikolaevna Délectorskaya’nın asistanlığı sayesinde gerçekleşebildiklerini de belirtmek lazım.

Lydia Nikolaevna Délectorskaya
Matisse’in atölyesinde, Nice, 1932,
fotoğraf: Magdalena Jaume,
kaynak: Wikimedia Commons

Adı bile kötü bir çizgi roman karakterini çağrıştıran bu bitkiden esinlenilmiş en ilginç tasarım ise Tim van de Weerd’in Monstera saksı serisi. Bitkilere iç mekânda kendi başlarına var olma özgürlüğü tanıyan bu saksılar, adeta bitkinin kendi uzantıları gibi görünen ince ayaklar üzerinde duruyor. Çocukken görüntüsünden çekindiğim devetabanlarının yürüyüp bir gün dünyayı ele geçirebileceklerini düşündürüyor.

Tim van de Weerd,
sağda: “Monstera Magnifica”,
solda: “Monstera Fugiens”,
kaynak: timvandeweerd.nl

1. Dale Hope, 2000. The Aloha Shirt: Spirit of the Islands, Oregon: Beyond Words Publishing.

2. Christopher Long, 2002. Josef Frank: Life and Work, Chicago: The University of Chicago Press.

{Fold içindeki fotoğraf: “Monstera deliciosa”, ayrıntı, fotoğraf: Motoya Kawasaki (CC BY-NC-ND 2.0)}

Aloha (Hawaii) gömleği, devetabanı, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş