Hırt-Hışır: Ananas

Ananas, Galata’nın resmi meyvesi olalı beri merak ettiğim meyvelerden biri. Önce konserve halka şeklinde dilimlerle, sonra Galata büfelerindeki çubuklu dikdörtgenler ile hayatımıza girip, son yıllarda her markette tam hâlini görebildiğimiz harika bir meyve. Meyve demek teknik olarak ne kadar doğru bilmiyorum gerçi, sonuçta ananas bitkinin çiçeğinin karpeli etrafındaki dokudan oluşuyor ve çekirdek içermiyor. Benim için tatlı olan her bitki meyve olduğu için, ananasa da meyve diyeceğim.

Bildiğim kadarıyla bu meyvenin İngilizce dışında her dilde adı ananas. İngilizcedeki pineapple ise kozalak ve elma kelimelerinin birleşimi, yani meyvenin görüntüsü ve tadını tasvir eden bir sözcük. Güney Amerika kökenli bu meyve, Kristof Kolomb ile birlikte Avrupa’ya gelmiş ve bir zenginlik göstergesi olarak ziyafetlerde yerini almış. Ananas ham olarak toplansa bile Avrupa’ya ulaştığında çürümüş oluyormuş, bu nedenle özellikle Kuzey Avrupa’da özel seralar kurulmaya başlanmış. 1720’de botanikçi Henry Telende bu seraları ısıtmak için meşe kabuklarının yakıldığı sobalardan faydalanmış, bu nedenle bunlara ananas sobaları da deniyor. Yetiştirmesi hayli zahmetli ve pahalı olduğundan ananasın ziyafetler için günlük olarak kiralanması da alışıldık pratiklerdenmiş. Ananas yetiştirmek o kadar önemli bir statü göstergesi ki, kraliyet bahçıvanının İngiltere’de yetiştirilen ilk ananası II. Charles’a sunuşuna dair bir tablo bile bulunuyor. Ananas hem seraların gelişmesini sağlamış, hem de Viktorya döneminde büyük malikânelerin seralara sahip olmasının en önemli sebeplerinden biri olmuş.1 İstanbul’da da bu dönemde benzer seraların olduğunu biliyoruz. Örneğin Yorgo Zarifi’nin anılarını aktardığı kitapta, Tarabya’daki evlerinin bahçesindeki ananas serasına ait bir fotoğraf bulunuyor.2

Ananası ABD’ye ve diğer dünya mutfaklarına sokan ise James Dole’un konserveleme yöntemi olmuş. Tüm olumsuz görüşlere rağmen ananası kesip konservelemeyi kafasına koyan Dole, 1901’de Honolulu’da The Hawaiian Pineapple Company’yi kurmuş. 1911’de Henry G. Ginaca’nın tasarladığı makine ile ananas kesimini endüstrileştirmiş ve Hawaii ekonomisini değiştirmiş. 1922’de tüm Lanai Adası’nı satın alıp ananas plantasyonuna çeviren Dole, 1932’de de ananas suyu üretmeye başlamış. The Hawaiian Pineapple Company’yi başka şirketler de izlemiş, hatta 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Tayland ve Filipinler'e de yayılmış fakat 1933’te Dole ismini alan şirket, reklamın gücünü kullanarak en akılda kalan marka olmayı başarmış. 1986’da Landor Associates tarafından tasarlanan Dole logosu bugün ananas ile özdeşleşmiş durumda.

“Dole Pineapple Hawaiian Barbecue”, Family Circle, Temmuz 1957
(CC BY-NC 2.0), kaynak: Classic Film
ve “Dole Sliced Pineapple”,
Cosmopolitan, Mayıs 1971,
(CC BY-NC 2.0), kaynak: Classic Film

Amerika ve Asya’dan gelen egzotik meyveler tablolarda olduğu kadar gelişmekte olan fotoğraf sanatına da konu olmuşlar. Savaş foto muhabirliğinin babası olarak anılan Roger Fenton, daha çok Kırım Savaşı fotoğrafları ile tanınsa da meyve fotoğrafları da dikkat çekici. Bir dönem British Museum’un resmi fotoğrafçısı olmasının yanı sıra Londra’daki Fotoğraf Derneği’nin de kurucularındanmış. Kırım’dan dönüşünde daha çok peyzajlar ve natürmortlar çekmiş. Dönemin romantizmine hitap eden, özenle düzenlenmiş egzotik meyveleri çektiği bu fotoğrafların çoğunda yaprakları ile kompozisyona hareket katan bir ananas bulunuyor.

“Still Life with Fruit and Decanter”,
Roger Fenton, 1860,
kaynak: Wikimedia Commons

Ananasın yer aldığı en ilginç sanat eseri ise Giorgio de Chirico’nun “Il sogno transformato” adlı tablosu. Chirico 1910’larda İtalyan metafizik resminin yaratıcılarındandır. Görünenin ötesinde alternatif gerçeklikler kurgulayan bu akım sürrealistleri çok etkilemiş. Chirico’nun bu dönemde yaptığı resimler, insanda tekinsizlik hissi uyandıran boş meydanlardaki klasik yapılar ve heykeller, sembolik nesneler ve güçlü gölgeler ile bir rüya betimlemesi gibi görünüyor. Bu gizemli ve melankolik resimlerin yanı sıra metafizik üzerine yazıları da etkileyicidir.

“The Transformed Dream”,
Giorgio de Chirico, 1913,
kaynak: One Surrealist a Day

Chirico’nun insanı tedirgin eden ananaslarının aksine, bugün ananas neşeyi ve yazı hatırlatan bir meyve ve tekstil ürünlerinde ananas deseni çok moda. Aslında ananas şekli ve rengi itibariyle 19. yüzyıldan beri özellikle ev eşyası tasarımlarında da sıkça rastlanan figürlerden. Benim en sevdiklerimden biri Georges Briard’ın 1960’larda çizimlerini yaptığı ananas desenli emaye kahve demlikleri. Briard’ın asıl adı Jakub Brojdo ve Polonya’dan Chicago’ya 1937’de sanat okumaya gelmiş. İkinci Dünya Savaşı’nda orduya katılmış, savaş sonrasında ise New York’a yerleşmiş. Metal tepsiler boyayarak kariyerine adım atmış, daha sonra Georges Briard imzası ile sayısız cam, seramik, metal, ahşap ev eşyaları üzerine çizimler yapmış. 1950’ler ile 1970’ler arasında Amerika’da çok popüler olan tasarımlarında floral desenler, kelebekler, soyut Art Nouveau desenler görülüyor. Ananas, papatya, lale, elma ve armut en çok kullandığı figürlerden. Briard gibi firmalar genelde cam üretmiyor, Fire King ya da bir dönem yeterince gazete kupürü kesmiş herkesin bildiği Arcoroc gibi firmalardan boş ürünler alıyorlarmış.3

George Briard emaye
kahve ve çay demlikleri

Ananasın tadı ve görüntüsü dışında yaprakları da dikkat çekici özelliklere sahip. Özellikle Filipinler’de yaprakları örülerek kullanılıyor. Bu yaprakların dokusunu inceleyen Dr. Carmen Hijosa ise ananasa yepyeni bir işlev kazandırmış. Dr. Hijosa’nın önderliğinde geliştirilen Pinatex adlı kumaş bu yaprakların endüstriyel kullanımına olanak sağlıyor ve giysi, ayakkabı, araç ve uçak iç kaplamaları için kullanılabiliyor. Pinatex hayvansal deri ürünlerine ve plastik bazlı deri taklitlerine bir alternatif olarak kulağa harika geliyor.

Ananas deyince sizin de aklınızda SpongeBob’un evi geliyordur umarım. Gerçek hayatta ise suyun üzerinde bir ananas yapı var. İskoçya Airth’de 18. yüzyılın sonlarında inşa edilmiş olan, Lord Dunmore’un bahçe pavyonunun üst katı ananas biçiminde. Muazzam taş işçiliği ve tuhaf formu ile dikkat çeken bu yapı, bugün bir otel olarak kullanılıyor. SpongeBob’ın evini tercih ederim yine de…

“Dunmore Pineapple”, İskoçya,
kaynak: Wikimedia Commons

1. Bill Laws, 2010. Fifty Plants that Changed the Course of History. Buffalo, NY: Firefly Books.

2. Yorgo L. Zarifi, 2005. Hatıralarım: Kaybolan Bir Dünya, İstanbul 1800–1920, çev. Karin Skotiniyadis, İstanbul: Literatür.

3. Jeff Murrell, 2013. Culver Glassware: Collector’s Manual, s. 17.

{Fold içindeki fotoğraf: tutincommon (CC BY-NC 2.0)}

ananas, Hırt-Hışır, Işıl Çokuğraş